1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. SURİYE

  4. Saldırı, İftira ve Provokasyonlara Rağmen ENSAR Ölmedi
Saldırı, İftira ve Provokasyonlara Rağmen ENSAR Ölmedi

Saldırı, İftira ve Provokasyonlara Rağmen ENSAR Ölmedi

Geçtiğimiz günlerde sık bir şekilde gündeme gelen Suriyeli mültecilere saldırı haberleri toplumda gerilimi arttırırken, bu mazlum insanlar için yaptıklarıyla yeni bir 'Ensarlık' destanı yazan fedakar insanlar da var.

A+A-

NURİYE ÇAKMAK / YENİSAFAK

Son yılların en büyük trajedilerinin yaşandığı kadim komşumuz Suriye çok zor zamanlardan geçiyor. Suriyeliler canlarını, ailelerini, ırzlarını korumak için bombalardan, açlıktan, saldırılardan kaçarak ülkemize sığınıyor. Hükümetin izlediği açık kapı politikası yüzbinlerce Suriyeliyi ölümden kurtardı. Türkiye halkı ise komşuluk hakkı konusunda zorlu bir imtihanla yüz yüze.

Ensarlık bilinciyle mazlumlara kapılarını açanlar olduğu gibi sayıları her geçen gün artan tepkiler de tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Gaziantep'te bir ev sahibinin Suriyeli kiracısı tarafından bıçaklanarak öldürülmesinden sonra yaşanan şiddet olayları sürerken, zaman zaman Şanlıurfa, Kilis, Kars ve Kayseri gibi şehirlerde 'Suriyeliler'i istemiyoruz' diyen gruplar sopa ve taşlarla mültecileri tartaklayarak, araç ve işyerlerine zarar veriyor.

Onlar Muhacir Biz Ensar

Savaşın beklenilenden çok daha uzun sürmesi, barışa dair ortada somut bir umut gelişme olmaması ve yoğun mülteci akını kimi sorunları beraberinde getirse de İslam'ın en büyük değerlerinden olan Ensar – Muhacir dayanışmasının en güzel örneklerini yaşatan nice güzel yürekli insan da var.

Bu örnek insanlardan biri Cem Ateş. Ateş, 2010 yılından beri Deniz Feneri Derneği gönüllüsü olarak Suriyeli sığınmacılar için çalışmalar yürütüyor. Bir danışmanlık firmasına sahip olan Cem Ateş, gün içinde fırsat bulduğu her an çalışmaya ara verip mülteci ailelerin yanına koşuyor. Hafta sonları ise sabah namazı saatlerinde başlayan mesaisi, gece karanlığına dek sürüyor. Bugüne dek en az 300 aileyi şahsi olarak ziyaret ettiğini söyleyen Cem bey, bu hafta sonu planı için bir büyük araba ayarlayıp aldığı kadar çocukla dolduracağından ve onları bir eğlence merkezine götüreceğinden bahsediyor.

15 gün ceketleriyle yerde uyudular

Cem Ateş, mülteciler için en zor zamanların ilk geldikleri günler olduğunu söylüyor. 'Bu insanlar eğer bulup ayarlayabilirlerse çıplak evlere giriyorlar. Hiçbir şey yok. Komşuları vicdanlı insanlarsa battaniye, yer yatağı verirlerse şanslılar. Mesela Eyüp'te bir aileye gitmiştim, hiç unutamıyorum. Ben kendilerini bulduğumda geleli 15 gün olmuştu ve bu insanlar iki küçük çocuklarıyla birlikte paltolarıyla çıplak yerde yatıyorlardı. 15 gün iki çocukla ceketleriyle yattıklarına şahit oldum.'

Artan Suriyeli sığınmacı mesaisinin hayatını nasıl etkilediğini sorduğumuzda ilginç bir tespitte bulunuyor Cem Ateş, 'İhtiyaç sahibi aileleri eskiden beri geziyorum, yani son durum beni infak yönünde etkilemedi, ama imani yönde çok etkiledi. Suriye meselesini günümüzün imtihan konusu olarak görüyorum. Maddi durumu nasıl olursa olsun, tümünü gerçek manada muhacir olarak görüyorum. Allah onlardan razıdır deniliyor ensar için Kuran-ı Kerimde. Bu fırsat hepimizin elinde şuanda. Buna rağmen etrafta gördüğüm duyarsızlıklar beni çok üzüyor. Biz olsak nasıl bir muamele isterdik diye düşünmemiz gerekiyor. İşimiz çok zor. Kendim için de herkes için de tevhidi ve imani sorgulamalar yapıyorum bu insanlarla görüştükçe.'

Mültecilerin Hediyesi

Esenyurt, İstanbul'da mültecilerin en yoğunlukta olduğu semtlerden biri. Ucuz kiralardan dolayı tercih edilen Esenyurt, uzun yıllardır zorlu geçim mücadelelerine ev sahipliği yapıyor. Bu mücadelelerden birinin kahramanı olan Hediye, mahallelerine gelen Suriyelilerden sonra artık 'Mültecilerin Hediye'si' olmuş.

Genç yaşında evlenip, kötü alışkanlıkları nedeniyle eşinden oğlunun velayetini alarak boşandığı günden bu yana evlere temizliğe giderek geçiniyor. Oğlunu üniversitede okutuyor, bir yandan da krediyle aldığı evinin borcunu ödemeye çalışıyor. Mahallesine sığınan Suriyeli bir mülteci aile olduğu haberi aldığından beridir de bir yardım derneği gibi gece gündüz durmaksızın çalışıyor.

Önceleri bir iki aile ile başladığı halde her gün yeni ailelerin gelmesi nedeniyle ve nerdeyse hepsinin tek yardım kapısı Hediye olduğu için ilgilendiği aile sayısı yüzü geçmiş durumda. Onlara kendinden verebileceği her şeyi vermeye çalışıyor. Aynı mahalleye sıkışıp kalmış bu onlarca ailenin neredeyse tamamı Halep'li ve Kürt. Hediye, Kürtçesi sayesinde kendileriyle iletişim kurabildiği için de mültecilerin vazgeçilmezi. Evlerine temizliğe gittiği varlıklı ailelere bıkmadan usanmadan mülteci evlerini gezdiriyor tek tek. Her aile ziyaretinde yeni gelen aileler olduğunu keşfediyor.

Şimdilerde sokakta yürümekte zorlandığından, gerekirse evini bırakıp taşınmak zorunda kalacağından bahsediyor. Çünkü sürekli yeni aileler geliyor ve Hediye'nin elinde avucunda verebileceği hiçbir şey kalmamış. Kendisine bir yardım ulaşırsa dağıtıyor, ulaşmazsa çaresizlik içinde bekliyor. Evi herkes tarafından bilinen Hediye'nin kapısı ise hiç durmuyor.

Mültecilerin kefili

Gecesini gündüzüne katıp sığınmacı kardeşlerine ensarlık yapan bir diğer özel insan Mehmet Kansu. Tarih öğretmeni olan Kansu, ilk yardım faaliyetlerine Bosna savaşı sırasında başlamış. Bu dönemde kuruluşu gerçekleşen İhh İnsani Yardım Vakfı'nın ilk gönüllülerinden biri olmuş. Bosna'dan getirilen yaralılarla, öğrencilerle, ailelerle tek tek ilgilenmiş yıllarca. Akabinde Balkan Müslümanları Yardım Derneği'nin kurucularından ve yönetim kurulu üyelerinden biri olmuş. Hala aktif bir şekilde bu görevini sürdürürken bir yandan da Suriyeli mülteciler için ciddi bir mesai harcıyor.

Suriye devrimiyle birlikte yaşantısında neler değiştiğini ona da soruyoruz. Saldırılar ilk başladığında kamplara yardım ulaştırmak için arkadaşlarıyla organize olduklarını, İstanbul'a mülteci akını başladığından beridir de İstanbul içinde çalıştıklarını belirtiyor. Kendisinin de yaşadığı Eyüp semtinde çok fazla sığınmacı olduğunu söyleyen Kansu, yeni gelen ailelere ev bulmanın ilk görevleri olduğunu söylüyor. Ev bulunuyor, işlemler yapılıyor, eşyalar ayarlanıyor ve gıda başta olmak üzere tüm eksiklikler tamamlanarak içinde yaşanılacak bir hale getirilip ailelere teslim ediliyor.

Mehmet öğretmenin en büyük fedakarlığı ise kefillik işlemlerinde görülüyor. Ailelerin büyük kısmının kira kontratları onun üzerine, elektrik, su, doğalgaz tesisatları, faturaları onun adına açılmış durumda. Bugüne dek kaç aileye kira ve kayıt işlerinde kefil oldunuz sorusuna en az 50 diye cevap veriyor. Bu günlerde herkes kefillikten kaçarken bu fedakarlığa nasıl cesaret ettiğini merak ediyoruz, 'Bu da bizim bedelimiz olsun' diyor.

Bugüne dek 300'den fazla aileyle ilgilenen Mehmet Kansu, bu süreçte kendisini en çok etkileyenin ne olduğu sorusuna ise, muhacirlerin her durumda şükretmesi, diye cevap veriyor. 'Üç gündür bir şey yemedim diyen insana rastladım, yine de şükrediyordu.'

Hem Muhacir Hem Ensar

İstanbul'da rastladığınız Suriyelilerin neredeyse tümünün kendisinden hayırla bahsettiği bir doktor Nezir Alın. O hem ensar, hem muhacir. 32 yıldır İstanbul'da yaşayan Suriye asıllı Türk vatandaşı Uzman Doktor Nezir Alın, özel bir hastanede başhekim. 1981 yılında Suriye'de yaşanan karışıklıklardan ötürü Türkiye'ye yerleşti. Cerrahpaşa'da tıp okudu ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı olarak göreve başladı. 2002 yılına kadar ülkesine hiç gitmedi. Devrim için 'bunu bekliyordum' diyor. Yaşanan baskı ve zulüm çok büyüktü. Elbet bir gün bu direniş olacaktı diyor. Devrimin hayatını nasıl değiştirdiğini sorduğumuzda tek bir cevap veriyor; Üç yıldır bir gün bile uyumadım.

Bağcılarda 1996 yılında kurduğu özel hastane üç yıldan bu yana mültecilerin her daim açık şifa kapısı. Hastane bünyesinde çeşitli branşlarda bu güne dek 400 yaralının ameliyat yapıldı. Üç yıldan bu yana 5 bin kişi çeşitli şikayetlerle kendilerine başvurdu. İlk zamanlar bu başvuru akınına rağmen uzun süre ücretsiz hizmet veren hastane bir süredir cüzi bir ücret alıyor. Nezir Alın, bunun doktorların motivasyonu için gerekli olduğuna karar verdiklerini vurguluyor. Kimi hastaların giderlerini ise hayırseverler karşılıyor.

Günde 20 saat mesai

Günde 20 saat çalıştığını söyleyen Doktor Nezir, ne kadar uzun sürerse sürsün devrim bitene kadar buradayız ve bu tempoyu sürdüreceğiz, diyor. Cep telefonu numarası yüzlerce hastasının elinde olan, kapısı her daim açık olan, ulaşmak isteyen herkesin son derece kolaylıkla kendisine ulaştığı başhekim, üç yıldır bu tempoda çalışıyorum fakat bir gün şikayet etmedim, etmedik diye belirtiyor. Hastane bünyesinde 85 kişi çalıştıran Alın, ekibinden de çok memnun. Onların da bu büyük iş yüküne ve fedakarlığa hemen uyum sağladıklarını, hiçbir zaman kendisini yarı yolda bırakmadıklarını, hiç şikayette bulunmadıklarını söylüyor.

HABERE YORUM KAT