1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Sakın Özal Zehirlenmemiş Olmasın!
Sakın Özal Zehirlenmemiş Olmasın!

Sakın Özal Zehirlenmemiş Olmasın!

Komplo teorilerinin en çok uçuştuğu, en çok üretildiği ve en çok rağbet gördüğü tarih diliminde yaşıyoruz.

A+A-

HAKSÖZ-HABER

Yıllardır tartışılan Özal’ın ölümü konusu artık savcılık iddianamesiyle tam tekmil bir suikast komplosu şeklinde ele alınmakta. Olayın doğal ölüm değil, cinayet olduğu tezi o kadar güçlü vurgulanıyor ki, aksini iddia etmek saflıktan öte körlük, hatta cinayeti örtbas etmeye çalışmak suçlamasına neden olabilir!

Taraf gazetesi yazarı Hadi Uluengin Özal’ın ölümüyle ilgili olarak son günlerde yoğunlaşan tartışmalara farklı bir zaviyeden yaklaşıyor. Özal’ın Ergenekon marifetiyle zehirlendiğine ilişkin iddiaların ayrıntısına değinmeksizin Özal’ın sağlığıyla ilgili bazı dikkat çekici verilere vurgu yapıyor.

Bu tür verileri, bilgileri görmezden gelmek komplo teorisyenlerinin ve onların perspektifinden siyasal olayları analiz etmeyi alışkanlık haline getirmiş kişilerin en yaygın tutumları. İçeride dışarıda her olayı komplo teorileriyle açıklamanın giderek yaygın bir düşünme tarzı haline geldiği Türkiye’de komploculuk sağlıklı düşünme yetisini tahrip eder boyutlara ulaşmış durumda. Gerçekler ısrarla görünür zeminde ve veriler eşliğinde değil, esrarlı ilişkiler bağlamında aranmakta. Oysa bu tutum çoğu zaman kişileri doğal gelişmeleri görmezden gelmeye itmekte.

Uluengin’in yazısını bu basit gerçeği hatırlatması dolayısıyla ilginize sunuyoruz.


Yine mi komplo

Hadi Uluengin / Taraf

GÜNÜ gününe tam yirmi yıl geçti.

Rahmetli Özal’ın ölmeden önce yaptığı son seyahate gazeteci olarak katılmıştım.

Kazakistan’dan Azerbaycan’a bilumum Türkî cumhuriyetlere gitmiştik.

Sondan bir önceki başkent ise Aşkabat’tı. Akşam genişçe bir mekânda ziyafet verildi. Eski Sovyet protokolü uyarınca da o zamanki lider Saparmurat Türkmenbaşı ve Türkiyeli konuğu bütün salona yukarıdan bakan setteki bir masaya oturdular.

Sanki tiyatrodayız ve sahnedeki iki aktörün yediği her lokmayı sayıyoruz.

FAKAT aslında Turgut Özal yemiyor. Kelimenin tam anlamıyla yutuyor.

Garsonlar tabağa ne koyarsa, ânında silip süpürüyor.

Üstelik zaten iki kişi iki koluna girerek oturtulabilmişti, acaba kalkışı nasıl olacak?

Zaten bütün seyahat boyunca hem yerinden kımıldamakta çok zorlandı, hem de her konuşmasında nefes nefese kaldı.

Ortada normal olmayan bir şey var ki bunu anlamak için de hekim olmak gerekmiyor.

AYNI masayı paylaştığımız Cengiz Çandar ve Fehmi Koru şahidimdir. Onların kulağına eğilip,“Yahu doktorunun eli armut mu topluyor? Böyle giderse ölecek” dedim.

Keşke şom ağzımı kapatıp demez olaymışım.

Çünkü Türkiye’ye döndük ve iki gün sonra da Cumhurbaşkanı’nın vefat haberi geldi.

İmdii...

İMDİSİ şu ki, benim gibi yukarıdaki manzarayı kendi gözleriyle görmüş pek çok insan Özal’ın sıhhati konusunda endişe beyan etmişken; artı, doktor raporu da zaten ameliyatlı kalbinin 17 Nisan 1993 sabahı ölümcül bir kriz geçirdiğini saptamışken, sen tut, üstelik aradan yirmi yıl geçtikten sonra“zehirlendi” diye komplo teorisi uydur!

Mezarını açtırt ve otopsi falan yaptırt! Bitmedi! 

Yeni adli tıp belgesinin iddiayı doğrulan tek bir satır içermemesine rağmen, sanki faraziye gerçekmiş gibi emekli Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında “zehirleme emrini o verdi” (!) diye savcı iddianamesi hazırla!

İnsaf ve el insaf ünlemleri bile bu traji-komik durum karşısında çok hafif kalıyorlar.

Dolayısıyla, kusura bakmayın ama “yok deve” demekten kendimi alamıyorum!

KABUL, şu melun ve meşum post-modern zamanlar muhtemelen komplo teorilerinin en çok uçuştuğu, en çok üretildiği ve en çok rağbet gördüğü tarih dilimine tekabül ediyor.

İnternet, sosyal medya, web blogu falan, rasyonel olmayan düşünceler rasyonalitenin yarattığı imkânları kullanarak bütün dünyada inanılmaz bir zihin kaosu yaratıyorlar.

Ancak bunun bile bir sınırı var ki, komplo teorileri babında Türkiye onu dahi aşıyor.

AŞIYOR, zira gayrı mantıki beyinler kendi fantazmagorik dünyalarında ürettikleri varsayımları ve hayalleri hem gerçek diye pazarlıyorlar, hem de diğerlerini inandırabiliyorlar.

Zaten işte bunun içindir ki Ergenekon ve Balyoz davaları giderek komplo teorileriyle bütünleştiler ve artık cılkı çıkmış duruma geldiler. Sanıkların encamı vicdan sızlatıyor.

Ve yine zaten işte bunun içindir ki, ancak somut verilerle hareket etmesi gereken bir savcı Özal’ın“zehirlendiği” (!) rivayetini hakikat kabul ederek iddianame hazırlayabiliyor.

Üstelik sağcısı solcusu, dindarı laiki, Türkü Kürdü her kesim komplo teorilerine yatkın olduğundan Apo da satır aralarında rahmetli cumhurbaşkanının öldürüldüğünü söylüyor.

Tekrar kusura bakmayın, çünkü yine “yok deve” demekten kendimi alamayacağım.

hadiuluengin@taraf.com.tr

 

HABERE YORUM KAT