1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Sakarya’da “Yarın İçin Yakın Tarih” Semineri
Sakarya’da “Yarın İçin Yakın Tarih” Semineri

Sakarya’da “Yarın İçin Yakın Tarih” Semineri

1839–1908 Tanzimat ve Meşrutiyet dönemi semineri Araştırmacı Yazar Y.Yavuz YILMAZ tarafından dernek merkezinde verildi.

A+A-

Sakarya Özgür-Der Şubesinin 2012 Bahar Döneminde dört program halinde gerçekleştirmeyi planladığı seminerlerin ikincisi olan 1839–1908 Tanzimat ve Meşrutiyet dönemi semineri Araştırmacı Yazar Y.Yavuz YILMAZ tarafından dernek merkezinde verildi.

Tanzimatın ilanı değişim ve dönüşüm olacağının sinyalidir. Artık Osmanlı düzeni bitmiştir, bittiği ortadadır, yeni bir düzenin tesisi gerekmektedir. Bu dönem yani 1839 sonrası dönem bu coğrafyanın en hareketli olduğu düşünsel tartışmaların en yoğun olduğu dönemdir. Bu dönem öyle bir dönemdir ki bugüne kadar uzayan çizgileri mevcuttur. Çok kabaca bakıldığında bu dönemde ortaya düşünce akımları Batıcılık veya Türkçülük Yeni Osmanlıcılık ya da Osmanlıcılık ve   İslamcılık. Bu üç ana damardan Batıcılık ve Türkçülüğün temsilcileri M.Reşit Paşa Jön Türkler İttihat Terakki ve CHP zihniyetidir. Bunlar girilen bunalımdan ancak ve ancak Batılılaşma ile kurtulunabileceğini savunmuşlardır. Batılılaşmanın dayandığı temel pozitivist düşüncedir. Bunlara göre gerçek bilgiye ancak deney ve gözlem yoluyla ulaşılabilir. Metafizik bilgi olgusal değildir. Bilim tüm sorunları çözer.    Hatta Pozitivizmin öncüsü Comte M.Reşit Paşa’ya mektup yazarak “Toplumu ancak pozitivizmin doğruya götürebileceğini” vurgular.

Batılılaşmanın tarafında yer alan M.Kemal tüm pozitivist literatürü okumuştur. En iyi yaklaşımla M.Kemal deisttir.

Abdullah Cevdet’de bu kanadın aktif figürlerindendir. Geri kalmışlığın tek sebebinin İslam dini olduğunu söyler. Laik bir dünya görüşünün benimsenmesi gerektiğini söyleyen A.Cevdet’in çıkardığı derginin ismi “İçtihat”tır.

Türkçülerin ütopyası Türk birliğidir. Ama kendi aralarında da bazı farklılıklar gösterirler. Mesela Ziya Gökalp ile Yusuf Akçura Türkçülüğe farklı bakarlar. Bunların içerisine Namık Kemal’i de katabiliriz ve Namık Kemal’de bu ikisinden farklı düşünür.

Bu dönemin en renkli siması 2.Abdülhamit’tir. Kanuniden sonra en uzun süre tahtta kalan padişahtır. Otuz bin kişilik bir hafiye örgütü kurmuştur. Teşkilatı Mahsusa’nın temelleri olan bu örgüt bugün ki MİT’in de tarihsel kökenidir diyebiliriz. Abdülhamit neresinden bakarsanız o şekilde görülebilecek bir padişahtır. O dönemin İslamcılarının Abdülhamit’e nasıl baktığını incelersek nasıl birisi olduğunu da az çok anlayabilirz.

Bu dönemin en aktif ve en ileri görüşlü İslamcısı Cemaleddin Afganidir. Abdülhamit İstanbul’a çağırdığı Afgani’yi tehlikeli bulur ve göz hapsinde tutar. O dönemin Osmanlı uleması Afgani’den hazzetmezler. Afgani yitirilen ümmet bilincinin yeniden diriltilmesi için mücadele vermiştir. Afganî, tevhidi mücadelenin başarıya ulaşabilmesi için ilkin, içte ıslah edilmesi gerekli olan unsurları belirlemiş ve bu çerçevede mücadele vermiştir. Bu unsurlar: İslam halkları, idareciler, âlimler ve tahrif olunan din anlayışlarıdır.

M.Akif de sevmez Abdülhamit’i. Şeyh Muhiddin Abdülhamit’e “uyarılar” diye makale yazar. Çöküşün içten başladığını vurgular. Said-i Kürdi’de Abdülhamit’le geçinemez. Medresetüz-Zehra projesine destek vermez.

Bir sonraki derste de daha derinlikli inceleyebileceğimiz gibi günümüzde karşılaştığımız tüm düşünce akımlarının o dönemde karşılıkları vardır. Sunumun ardından yapılan katkılar ve sorulardan sonra seminer sona erdi.

yavuz_yimaz-20120319-02.jpg

HABERE YORUM KAT