1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Sakarya’da Muhammed Abduh Semineri Yapıldı
Sakarya’da Muhammed Abduh Semineri Yapıldı

Sakarya’da Muhammed Abduh Semineri Yapıldı

Özgür-Der Sakarya Şubesinin Islah Öncülerimiz üst başlığı ile başlattığı seminerlerin ikincisi Muhammed Abduh başlığı ile Sezai Arıcıoğlu’nun sunumu ile dernek merkezinde yapıldı.

A+A-

Muhammed Abduh’un hayatının anlatılması ile başlanan seminerde Sezai Arıcıoğlu Abduh’un hayatında belli dönüm noktaları olduğunu bunlardan ilkinin Şeyh Derviş’in yanında geçirdiği günler ile asıl önemli dönüm noktasının ise Afgani ile tanıştığı ve psikolojik ve düşünsel açıdan hayatının değiştiği dönem olduğunu vurguladı.”1869–1870 yıllarına rastlayan bu dönem de Abduh Kur’an’ı yorumlama yöntemini tefsire olan yaklaşım metodunu ve felsefe ile toplumsal İslam ahlakındaki basiret ve feraseti içselleştirir.” Diyerek sunumunu sürdüren Sezai Arıcıoğlu özetle şunları söyledi:

“Afgani ile başlayan bilinçlenme süreci sonradan Abduh’un kişisel yetenekleri ile örtüşerek tebliğe eğitim öğretim ve bilinçli bir nesil yetiştirme hedefine yönelir. Kendisi de aynı zamanda Ezher’de alimlik unvanını almıştır ve aynı zamanda kendisine Mısır Hükümetince tevdi edilen Mısır Baş Müftülüğü görevini kabul ederek bu görevde de ıslahat ekolünün temel dinamiklerine uygun programlar uygular.

1881’deki Urabi devriminin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra sürgüne gönderilir. Afgani’nin kendisini Paris’e çağırmasıyla buraya gider ve burada Urvetul Vüska ismiyle 18 sayı süren bir dergi çıkartırlar ve bu süreç tüm İslam dünyasını etkiler. İngilizlerin baskıları ile kapatılan derginin ardından Abduh Beyrut’a geri döner.

Yeniden asli kimliğine aktif siyaset yerine ilme eğitime ve derinliğe önem veren çalışmalara girişir. Islah ve iyileştirme çabaları onun için daha önemlidir.

1905’te İskenderiye’de vefat ettiğinde Mısır başta olmak üzere tüm İslam aleminde bir çok alanda etki bırakmış ve bu etkinin izleri günümüzde de hala rahatlıkla gözlemlenebilmektedir.”

Abduh’un dine usule  ıslaha ve siyasete  ilişkin düşüncelerini ise şöylece maddeleştirebiliriz:

1-Kur’an’ın eşsizliği insanları hidayete erdiren bir kitap olmasındandır.

2-Kur’an en başta bir hidayet kitabı olarak algılanmalı ve kabul edilmelidir.

3-Peygamberin hayatından sahih olan ve makul rivayetlerden faydalanılabilir.

4-Vahye tabi bir akıl ve ilim anlayışı sorunların çözümünde temel alınmalıdır.

5-“Batı’nın ilmini alıp ahlakını reddedelim” şeklinde tezahür eden muhafazakâr sağcı anlayışın bu tezi toplumu aldanmaya sürükler. Batı düşüncesinin arkasında kem kendisinden kaynaklanan ve hemde medeniyetler arası etkileşimden kaynaklanan birikim yatmaktadır.

6-Her konunun temeline “toplumsal ıslah” savunusunu koyar ve akli ve ilmi literatürün önündeki engeller kalkmadan en doğru düşünce ve eyleme ulaşmak imkânsızdır.

7-Rey ekolünün 19.yüzyıldaki taşıcısıdır.

8-Varlık bilinci ile ilgili olarak adetullah ve sünettulaha bakmadan yorum yapmak yanıltıcı olur.

9-Ayetleri parçacı bir anlayışla değil Kur’an ve sure bütünlüğüne bakılarak açıklamak anlamlıdır.

10-Zanni haberler itikad oluşumunda kaynak olarak kabul edilemez fakat düşüncemizi desteklemek noktasında mütevatir haberle çatışmadığı sürece delil kabul edebiliriz.

11-Vahyi bir aklın inşa edilmesiyle değişim ve dönüşümün başlayabileceğini öngörür. Mesela keramet ve mucize penceresine ciddi eleştiriler getirir.

12-Aklın vahye muhtaç olduğu tezini savunur. Aklın her şeyin çözüm kaynağı olduğu fikri yanlıştır der. Aklın kesinlikle vahiyle çatışmayacağını aklı vahiyle çatıştıran çabanın beyhude olduğunu belirtir.

13-Akide noktasında tek gerçek ölçünün Kur’an olduğunu söyler.

14-Ahad hiçbir haberin itikadın konusu olamayacağını belirtir.

15-Gaybi konularda mütevatir haberlere dayanmak zorunludur bu da Kur’an’ın ta kendisidir.

16- Hidayet ve ıslah noktasında bir fayda getirmeyecek konularda derinleşilmesini eleştirir.

17-Kur’an bir hayat ve hidayet kitabıdır yorumlar vahiy hayat ilişkisi kurularak yapılmalıdır.

18-Nüzul sebebine dayalı ayrıntılı açıklamaların hem amaçtan ve hem de bağlamdan kopardığını ve saptırdığını söyler.

19-Gaybi konulardaki maddi açıklamalara karşıdır.

20-Meleklerin melekeler olarak yorumlanması konusunda aşırılığa gitmez. Gayb konusundaki gibi bununla bir usul oluşmayacağını ve fakat sadece kişisel fikir ve düşünceler olarak kabul edilebileceğini savunur.

21-Taklidin dinin ve aklın özünü bozduğunu söyler.

22-İslam’ı diğer dinlerden ayıran özellikler olarak Taklidi reddetmesini ilk sıraya koyar.

23-Kaza kader vaid vaad ihtiyar cebri gibi hususlarda derin izahlara girmenin kelamcıların düştüğü aşırılıklardır der ve bidat olarak kabul eder.

24-Vahdeti vücut veli anlayışı aracılar meselesi ve zikir gibi konuların tasavvufçuların çıkmazları olduğunu belirtir.

25-Şekilcilik ve kutsallaştırmanın ise fıkıhçıların açmazlarından olduğunu ve terk edilmesini önerir.

26-Kur’an’ın büyük bölümü a/cehaletten kurtulmak/bilginin ilmine kavuşmak3/İmanı mutluluğa eriştirmek4/ahlakı olgunlaştırmak ve 5/sosyal ve toplumsal hayatı irşad etmekten oluştuğunu söyler.

27-Ahlakı sağlamlaştırmanın ve toplumsal ıslahın önündeki engellerin kaldırılması gerekir der.

28-İslam’ın Marksizm’den “ahlak” yönüyle ayrıldığını belirtir.

29-Tepeden inmeci bir anlayışla verilecek olan hakların faydadan çok zarar getireceğine vurgu yapar.Bunun yerine tabandan yükselen bir dalganın elde edeceği hakların daha kalıcı olacağını savunur.

30-Şura prensibinin harekete geçirildiği yönetenlerin irade ve yetkilerinin kısıtlandığı demokratik bir yapıya olumlu bakar fakat bunun eğitime dayalı ahlaki toplumsal bir sürecin ardından gelmesi gerektiğini ve bunun en az on beş yıllık bir süreci kapsaması gerektiğini söyler.

31-Toplumsal ıslahın yaygınlaştırıldığı bir ortamda yönetimsel şekillerin çok önem arz etmediğini müslümanların maslahatlarına uygun bir biçimi üreteceklerini savunur.

32-Egemenliğin kaynağı insandır ve toplumlardır der.

33-En üst konumdaki insanlarla en zayıf durumdaki insana kadar sorumluluk güzel öğüt iyiliği emir kötülüğü nehiy konularından başka bir öncelik ve otorite yoktur.

34-İktidarların halktan itaat bekleme hakları olduğu gibi halkların da iktidarlardan adalet bekleme hakları vardır. Halkların ittihadını içeren bir ümmet yapısının oluşumunu savunur.

35-Usuli ve siyasi noktadaki tavır ve metodu ahlak, toplumsal ıslah dönemin siyasi dengeleri ve inanç konusunda vahye dayalı akli zenginlikler ile şura prensibinin harekete geçirilmesini öngörür.

Özgür-Der Sakarya Şubesinin Islah Öncülerimiz Seminerlerinin üçüncüsünün Reşid Rıza başlığı ile 23 Mart 2013 Cumartesi tarihinde yapılması planlanıyor. 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum