Sakarya’da Malik Bin Nebi Semineri

26.05.2013 19:40
Sakarya’da Malik Bin Nebi Semineri
Sakarya Özgür-Der Şubesinin Öncü Şahsiyetler üst başlığı ile devam eden seminerlerinde bu ay Malik Bin Nebi’nin hayatı düşünceleri ve ortaya koyduğu pratikler işlendi.

Sezai Arıcıoğlu’nun sunumu yaptığı seminer dernek merkezinde yapıldı. Sunumuna Malik b.Nebi’nin kısa hayat hikayesini anlatarak başlayan Arıcıoğlu Malik b.Nebi’nin İbni Teymiyye, Afgani, Abduh ve Reşit Rıza geleneğinin Cezayir’deki önemli taşıyıcılarından olduğunu ve İslam tarihinin uyuyan toplumlarını “uyuyan toplumların tarihi olmaz olsa olsa kabusları olur’ diyerek uyandırmaya çalıştığını ve bunun için önemli düşünsel çıkarımlarda bulunduğunu belirtti.

Sunumun genel hatları aşağıya çıkartılmıştır.

A-Kısaca Hayatı

28 Ocak 1905 Cezayir/ Konstantine’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini bir Fransız okulunda tamamladı. Çocukluğu Fransız sömürgesi altında geçti. 1930 Eylülünde öğrenim için Paris’e gitti. Gençlere yardımda bulunan Hıristiyan Gençlik Derneğine üye oldu. Aslında Doğu Araştırmaları üzerine ilim tahsil etmek niyetinde idi fakat buna izin verilmeyince elektrik mühendisliği okudu. Çok sayıda akademisyen ile tanıştı ve çevresi genişledi. Marsilya’ya göç etmiş Cezayirli hemşehrilerinin yanına gitti ve onlarla birlikte ağır şartlar altında çalıştı ve bir yandan da onlara İslami gerçekleri anlatmak için uğraştı. Elektrik mühendisi olmasına rağmen Fransa’da iş bulamadı Cezayir’e döndü fakat geçim sıkıntısı sebebiyle tekrar Paris’e döndü. 2.Dünya savaşında Almanların Paris’i işgalleri sırasında Kuzey Afrika’nın kurtuluşu için bir hareket oluşturmaya çalıştı.1944’te tutuklanarak 10 ay hapiste kaldı. Cezayir’deki ayaklanmalar ve kanlı olaylardan sonra ikinci defa hapse girdi.1956 da Fransa’dan ayrıldı. Hac görevini ifa etti. Mısır’da yaşadı bir süre. Arapçasını ilerletti. Suriye Lübnan Arabistan ve Kuveytte konferanslar verdi. En mühim konferanslardan birkaçının ismi: “İdeoloji Üzerine”, “Kültürler ve Kültürümüz”, “Medeniyet nedir, ne değildir?” (1963); ideolojik savaş konusunda “Ara safha ne demektir?”(1970). Şam’da vermiş olduğu son konferanslarından birinin adı şöyledir: “20. yüzyılın son çeyrek asrında Müslümanın vazifesi.”Cezayir bağımsızlığını kazanınca 1963’te Cezayir’e döndü.Cezayir Üni.rektörlüğü ve Yüksek öğrenim danışmanlığı görevlerini yürüttü.1967 sonrasında tamamen düşünsel çalışmalara yöneldi.Malik Bin Nebi, 31 Ekim 1973’de hayata gözlerini yumduğunda 68 yaşındaydı.

Türkçe'ye kazandırılmış bulunan kitapları şunlardır:

1-İslam Davası

2-Cezayir'deİslam'ınYenidenDoğuşu

3-Fikir ve Put

4-Kur'an-ı Kerim Mucizesi

5-İdeolojik Savaş Ajanları

6-YüzyılınTanığı

7-Kültür Sorunu ve Bir Toplumun Doğuşu

Ali Kureyşi'nin Ekin Yayınları'ndan çıkan "Malik bin Nebi'ye Göre Toplumsal Değişim" adlı kitabı ve Fatih Okumuş'un Denge Yayınları'ndan çıkan "Malik bin Nebi: Yirminci Asrın Tanığı" kitabı da Malik bin Nebi'yi yakından tanımak için okunmasında fayda bulunan eserler. 

B-Düşünceleri

İslam dünyasının sömürge durumuna düşmesinin temel sebeplerini ve buna kurtuluş çareleri aramaya adanmış bir hayat.(direniş diyemesek de)Bir diriliş öyküsüdür diyebiliriz onun hayatına.Psikoloji sosyoloji tarih ve antropolojide belli bir birikimi vardır.Toplumların tarihinde fikirlerin rolünü önemser. Müslümanların meselelerini bir medeniyet meselesi olarak görür. Medeniyet ona göre ahlaki ve maddi şartların tamamıdır. Medeniyet toplumun ilerlemesi için gerekli olan tüm unsurları kapsar. Diğer Arap aydınlarının tersine o, taraqqi (ilerleme), taqaddum (gelişme) veya nahdah (uyanış) terimlerini kullanmadı. İnsan yaşantısı sosyal olgusunun tamamen tarihi kavramım göstermek için bilinçli ve dikkatli bir şekilde hadârah (medeniyet) terimini seçti. Kitapları genellikle şu alt başlıklardan oluşmaktadır: Mushkilât al-Hadârah (Medeniyetin Problemleri), otobiyografisini de içeren MudhakkarâtShahîd al-Qarn (Çağa Tanıklığım) ve al Zâhirah al Qur'âniyah (Kur'ani Olgu).Kültürü medeniyetten ayırır. Bireysel sorumluklar ve toplumsal sorumluluklar üzerine kurulu çözümlemeler en önemli özelliğidir.Ulemanın son dönemde Rad 11.ayeti arka plana attığını söyler.Batı medeniyetinden kendini bozmadan da bir şeyler alınabilir. Toplumsal ortam temiz ve özgür ise bu ortama yabancı şeyler dayatılamaz ancak ortam sömürge olmaya elverişli ise yönetiminde sömürgeci olması kaçınılmazdır.Hasan el bennanın en meşhur sözünü slogan gibi kullanır.”emperyalizmi ruhlarınızdan atın o sizin topraklarınızdan uzaklaşacaktır.İslam dünyasındaki diktatörlükler geçmişim bozuk mirasının ürünüdür. Sahte kutsallaştırmaların tamamını reddeder. Afgani’nin geleneği ayıklamak görüşünü benimser. Abduh’un kelamdaki ıslah çabalarının bir çare üretemediğini savunur.İnancın nasıl öğrenileceğinden çok inancın sosyal etkisinin nasıl geri getirileceğine kafa yorar. i1946 da ilk kitabı olan “Kur’an Mucizesi”ni (Kuran Fenomeni) yazar.1960-1970 arasında tamamladığı “İslam dünyasında fikir ve put”kitabı düşüncelerinin özeti gibidir.Engin bir hayal gücü+zorlanan sınırlar+sistemli çalışma+sağlam bir mühendislik =maalesef bunlara rağmen çok okunup anlaşıldığı söylenemez.(muhtemelen direniş değili de dirilişi öncelemek böyle bir sonuç doğurabilir)Cezayir Üni.60 lı yıllarda komünistlerin elinde. Malik b.Nebi buraya bir mescid açılması için büyük çabalar harcıyor. Öğrencileri örgütlüyor haftalık toplantılar yapıyor. Mescid mücadelesi ile başlayan süreç onu İslami kültürel bir harekete taşıyor.Evini bir üs gibi kullanıyor. Zamanla evindeki bu görüşmeler devrimsel bir çözümü nasıl yerine getirebiliriz sorusunun temel olarak tartışıldığı ortamlara evriliyor. Aynı zamanda güncel gelişmelerle de ilgileniyor. Arap-İsrail savaşı gibi veya Sartre’nin “Müslümanları öldürün”pankartının taşındığı bir gösteriye katılması gibi.Onun zihnindeki dönüşümsel aşamalar: belirli bir görüş oluşturma+İslami bilgileri kolaylaştırma ve yayma+söz ve eyleme çağrı.Onun ev toplantılarının müdavimlerinden Dr.Muhammed Said Mevla onun şöyle söylediğini aktarıyor:Namaz kılmak için üniversite içerisinde elde edilecek bir m2 yer üniversite dışında elde edilecek çok geniş mekânlardan daha hayırlıdır. Bu bir m2 yer Cezayir İslami uyanışının merkezi durumundadır. Elbette Bin Badis’i unutmadan…

C-Metodu

Olayların sosyal siyasal fikri analizlerini yapmak+Analizleri yaparken rasyonelite ile ideal mantalite arasında bir yol tutturmak (yeryüzü mutluluğu ile gökyüzü mutluluğu)+köklü davranmak+detayları atlamamak dikkatli olmak+subjektif yaklaşımlardan kaçınmakÜmmetin düzelmesi başının düzelmesiyle olur. Bu düzelme de güçlü bir inanç ve şura prensibinin harekete geçirilmesiyle oluşur. Etkisi kesinlikle niceliksel değildir tamamıyla niteliğe dönüktür.Sürekli söylediği bir söz olarak : “önemli değil nasıl olsa sonuç muttakilerindir.” Cezayir’in bağımsızlığını desteklerken Cezayircilik yapmaz. Bunu çağrıştıracak hiçbir sözüne rastlayamazsınız.Malik b.nebi’ye güç ve cesaret veren şey: islamın rolüne olan güçlü inançtır. O her dönemde bunu kaybetmemiştir.İnsanlığın göçebe hayattan = toprağa bağlı yerleşik hayata buradan da sanayileşmeyle beraber modernliğe geçtiğini günümüzün ise modern ötesi (post modern) olduğunu hatırlatmamızda fayda var.O her evrede insanın değer tercihlerinin din anlayışlarının ve dini yaşama biçimlerinin değiştiğini dolayısıyla burada aslolan şeyin insana güç veren hangi inanç hangi kimlik olduğunun sorgulanması olduğunu söyler. Başka bir yerde “kültürel şizofreni” kavramına değinir. (şizofren=hayal dünyasının ayırt edemeyen+mantıksal düşünme yeteneği kaybı+normal tepkiler verememe) (TC tarihi=4 darbe +sayısız muhtıra ve darbe girişimi) evvele nasyonal sosyalizm dönemi baskıcı dayatmacı gerekirse öldürücü sonrasında devletçi kapitalizm dönemi. Sürekli bir çelişkiler yumağı olan bir ülke Türkiye. Buna rağmen halk İslam adı altında geleneğe sarılıyor. 1971–80 lerde korkunç işkencelere uğrayan bir Marksist 1983 te paranın peşine düşer ve acıklı bir kimlik çözülmesi yaşar. Tutucu bir toplum olan türkiye toplumu kendi ailesini dahi elinde tutamamıştır. Aile ilk bozulan alanlardan birisi olmuştur. Doğruyu söyleyenin hapislerde çürütülmesi halkın umurunda olmadı.

İnsanı ikiye ayırır: Tarihin değiştiremediği şerefli kılınmış doğal bir varlık ya da değişken ve tarihten etkilenen sosyal bir varlık.

4-İbn Haldun Etkisi

Her medeniyet üç aşama geçirir: doğuş+zirve+çöküşİbn Haldun “asabiye kavmiyetçilik milliyetçilik devlet kurmayla sonuçlanır buda lüksü doğurur ve bozulma başlar.

Malik B.Neb  ise;“ruhi evre-akli evre-içgüdüsel evre der. ruhi evre=hira’dan inen Bilal örneğinden Sıffine dek uzanan bir süreç. akli evre ise özgürleşilen evredir. Özgürleştikçe toplumun bireyi kontrolü azalır. İçgidisel evrede ise her şey bitmiştir. Hatta içgüdüler dahi kontrolden çıkar. Zaaf artar bozulma başlar. (Moğol istilası öncesi) Malik b.nebi sebep-sonuç ilişkisini incelediği derin analizlerin düşünürüdür. Tarih üç önemli alemin etkileşimi ile oluşur: Şahıslar alemi+fikirler alemi+eşya alemiÇözülme ve dağılma fikrin düşüşüdür.

5-Islahat Çizgisiyle İlişkisi

Islah hareketini İbn-i Teymiye’ye dayandırır.  O, Gazali gibi mutasavvıf değil, İslam aleminin silkinmesini düşleyen, bu anlamda uğraş veren ‘devrimci’ mücadele adamıdır. Bununla birlikte ıslah çığlığını küresel boyuta taşıyan Afgani’dir. Afgani kültür ve bilim adamıdır. Asırlardan sonra ilk kez peygamberin sosyal fonksiyonları hakkında konuşma cesareti göstermiştir.

Malik b. Nebi’ye göre İslam dünyasında ilk bölünme Hicri 38’de Sıffin’de olmuştur ve yine ona göre Muaviye sonsuza dek sürecek yapıyı yerle bir etmiştir. İşte Afgani’nin ilk hedefi Sıffin’de parçalanmış ve sömürgeciler tarafından yok edilmiş İslam kardeşliğini yeniden inşa etmekti. Afgani, bu hedefin inşası için öncelikle mevcut yapıların, yönetimlerin dayandıkları temelleri yıkmak gerektiğini düşünüyordu. Bu düşünce Afgani’nin ilk hedefiydi.

Malik b. Nebi’ye göre Afgani İslam dünyasının siyasi örgütlenmesini yeniden yapılandırmaya çalışan önderdir. Bununla beraber durum tespiti yaptıktan sonra Afgani’yi eleştirir; evet İslam dünyası Afgani’ye çok şey borçludur çünkü; İslam dünyasının siyasi örgütlenmesini yeniden yapılandırmaya çalışan Afgani’dir. Fakat onun bu çalışmaları kitlelere ve kurumlara yönelmiş, bireyi esas almamıştır. Bu da Malik b. Nebi’ye göre Muvahhidler sonrası insanını yeniden sentezlemeyi hedeflememiştir.

Afgani bozulmayı temelde teşhis etmiş fakat; bozulmanın içsel faktörlerini araştırmakla vakit kaybetmek istememiştir. Çünkü vakit yoktur. Böyle olunca da ıslahatı değişik yönleriyle ele alıp değerlendirmek işi ıslah hareketine Afgani’yle katılan Muhammed Abduh’a kalmıştır. Abduh, ‘atomisttir’ (Prof.Gibb), merkezine bireyi alır. Problemin daha ziyade bireysel ve sosyal yönüne dikkat çekmiştir ve bu nokta da hocasından ayrılmıştır. Muhammed Abduh, birey merkezli çözüm önerisinde bulunurken düşüncesini; Rad/11 (Bir toplum kendi içindekini değiştirmedikçe kuşkusuz Allah o toplumu değiştirecek değildir.) ayetiyle temellendiriyordu. Bu noktada usul belirlemeye çalışan Abduh, kelam ilminin ıslahını esas almıştır. Malik b.Nebi Mesele akide meselesi değildir. Mesele müslümana Allah’ın varlığıyla ilgili delil göstermek değil, bizatihi ona kendi varlığını hissettirmek ve onu bu hisle doldurarak güçlü bir enerji kaynağına dönüştürmektir. Oysa kelam ilmiyle işin zora sokulduğunu hatta kelam tartışmalarının ıslahat hareketlerinin saptırıcı kaderi olacağını ifade etmiştir.

Malik b. Nebi’nin hareket fıkhıysa bir açıdan Afgani ve Abduh sentezidir denilebilir. O, daha temelden sorun odaklı bir yaklaşımdan yola çıkar. Ona göre ihanet edilmiş fikirler intikam alırlar tıpkı yanlış yapılan köprüler, binalar gibi. Biz kendi fikirlerimize ihanet ettik (Sıffin). Bunun sonucu ise ölü fikirlerdir. Ölü fikirler sömürüye müsait olma –Muvahhidler sonrası dönem- durumunu meydana getiren nedendir.Malik b. Nebi fikri gelişimini daha özelde Bin Badis üzerinden olgunlaştırmıştır. O şöyle der: ‘diriliş yeniden varoluş mucizesi Bin Badis’in sözleriyle ve düşünceleriyle başladı. Bu manevi uyanış hareketinde O’nun büyük payı vardır’. Hatta tarikatçılığa ve bunların sapkın din anlayışına Malik b. Nebi’den önce Bin Badis karşı çıkmış ve bunlarla savaşmıştır.

Malik bin Nebi, Muhammed Hıdar ve bir grup aydınla birlikte el Kıyyam cemiyetini kurdu. Cemiyet kendisini ‘islami değerleri yeniden diriltme aracı’ olarak tanımlıyordu. Cemiyet başkanı Haşimi Ticani, cemiyetin, Afgani, Abduh, Seyyid Kutup, Muhammed Gazali, Mevdudi gibi ıslahçılardan etkilendiğini söyler. Mısır’da Seyyid Kutub’un idam edilmesi üzerine Nasır’a protesto mektubu yolladı ve Mısır elçiliği önüne siyah çelenk bıraktı. Bu eylemeler cemiyetin ‘yasadışı’ olması için yeterliydi. Cemiyetin üyeleri tutuklandı ve etkinlikleri yasaklanarak taşra örgütlenmeleri kapatıldı. Takip eden yıllarda ise cemiyet tamamen kapatıldı.

6-Eleştiriler

Kendisinin karşısına çıkan tüm olumsuzlukları “sömürüye müsait olma tezine rağmen” aşırı bir duygusallıkla sömürgecilere bağlamıştır. Fikri dönüşümü idealize ettiği medeniyet projesi için olmazsa olmaz gören malik b. Nebi halka inme sıkıntısı yaşamış ve derslerini belirli bir kesim ile yapmış ve bu da onun toplumda bire mevzi kazanmasına engel olmuştur.

Sakarya Özgür-Der Şubesinin aylık seminerleri Haziran ayında yapılması planlanan Ercüment Özkan semineri ile bu sezon için sona ermiş olacak.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim