1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Sakarya’da İslamcılık Seminerleri Devam Ediyor
Sakarya’da İslamcılık Seminerleri Devam Ediyor

Sakarya’da İslamcılık Seminerleri Devam Ediyor

Özgür-Der Sakarya Şubesi İslamcılık Seminerlerinde bu ay “İki Darbe Arasında İslamcılık (12 Eylül-28 Şubat)” konusu Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya’nın sunumu ile Adapazarı Ofis Sanat Merkezinde gerçekleştirildi.

A+A-

12 Eylül 1980 darbesine kadar gelen sürece ilişkin kısa değiniler yapan Rıdvan Kaya daha sonra darbe sonrası yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Rıdvan Kaya özetle şu vurguları yaprak sunumu sürdürdü:

Bu anlatacağımız dönem kısa bir dönemi değil uzun sayılabilecek dönemi kapsıyor ve bizim de ve burada bulunan bazı kardeşlerin de birebir yaşadığı şahit olduğu olayları kapsadığı için objektif olarak bakmak zorlaşabilir.

12 Eylül askeri darbesi bütün bir toplumu hedef alan bir darbeydi.Bütün bir toplumu etkisizleştiren yok sayan bir yönü vardı.Adeta bir siyasetsizlik gibi sunuldu ve algılandı.Aslında bu şekilde bakmak da doğru değil.Çünkü de-politizasyon da bir siyasettir.Yani siyasetten uzaklaştırma da bir siyasettir.Bu darbecilerin siyasetidir.Bunlar şöyle sundular darbeyi ilk defa: Anarşiye karşı düzen yada kaosa karşı istikrar gibi.Çarpıcı bir örnek olarak politik sloganlar içeren duvar yazıları kaldırıldı darbe rejimi tarafından duvarlar boyatıldı fakat sonrasında aynı duvarlara yazılan ve siyasi bir mesaj içermeyen Fener, Beşiktaş veya falan falanı seviyor gibi yazılar olumlu bir gelişme gibi lanse edildi.Yani şöyle 12 Eylül darbesi devletin tüm kurum ve kuruluşları ile birlikte toplumu siyasetten uzaklaştırma gibi bir misyonu yüklendi.

12 Eylül öncesinde insanlar siyasi olarak kamplaşmışlardı fakat bu siyasi zemin idi ve olması gereken de buydu fakat darbe sanki bu durum istenmeyen bir durumdur gibi bunu yansıttı. Mesela 12 Eylül’ün mimarlarından Kenan Evren darbe gerekçesi olarak “huzur ve güven ortamını tesis etmek” olduğunu söyler ve bunu söylerken huzuru ve güveni bozanın ise başlı başına siyaset olduğunu ima eder. Elbette bizler kaos ve anarşiden yana olamayız fakat bunu giderirken devletin ceberut eli sopalı asan kesen bir tavırla buna müdahalesini de olumlu bakmayız.

Darbenin ardından yeni bir darbe anayasası ve peşinden yapılan seçimler sonucunda askerin gösterdiği değil halkın tercih ettiği birisi Özal tek başına iktidar oldu ve o da yavaş yavaş rejimi darbe ortamından çıkartacak politikalar takip etmeye çalıştı.

Müslümanlar ise çok geniş anlamda “Siz Kur’an okuyabilirmisiniz? Siz Kur’an’ı anlayabilirmisiniz” denen bir ortamdan hemen her cemaatin kendi mealini bastığı kendi tefsirini çıkarttığı bir döneme geçtiler. Rejim sorgulamaları sistem tartışmaları da yine bu dönemin önemli gelişmelerindendi. Bu olumlu bir durumdur fakat bu beraberinde bir üslup sorununun da beraberinde getirdi. Siz eğer geleneksel alışılagelmiş bir anlayışı sorguluyorsanız ve ondan arınmaya gayret ediyorsanız ve bu içinde bulunduğunuz durum tarihi köklerden beslenen oturmuş bir harekete ait değilse bir çatışmayı da beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Bir şeylerden kurtulmaya çalışıyorsanız bir ipi sertçe çektiğinizi düşünün karşı tarafta sertçe çekiyor o zaman ne olacak ip koptuğunda uçlara doğru savrulmanız normaldir. Dolayısıyla mealcilik Cuma darül harp cami ve mescitler tartışmalarını da bu bağlamda ele almak gerekir. Bu tartışmalar da nerden de çıktı yanlıştı bunlar dersek o dönemi tam olarak ifade etmiş olmayız.

Şimdi o dönemdeki Cuma ile bugünün Cuması bir değildir. Siyasi ve sosyal ortam da aynı değildir. O sebeple bu konuları bu şekilde anlamak gerekir. Bu bir süreçtir. Ve süreç olarak baktığımızda yapacağımız tahliller daha doğru bir zemine oturacaktır.

Aynı dönemin inşa ve ihya çabalarında ise bir oturmuşluk göremiyoruz. Neden? Çünkü evveliyatı yoktur ve örnek alabileceği bir kurumsal durum yoktur.

Doksanlı yıllar dergiler yayınevleri vakıflar ve Anadolu’da çay ocakları üzerinden bir irtibat bir bağ kurulmaya çalışıldı. Dergiler deyince edebiyat dergileri yayınlarını devam ettirdiler. Siyasi içerikli dergiler ise 12 Eylül’de kapatıldıktan sonra ancak 85’lerden sonra bir hareketlilik görüyoruz. Günümüzde daha çok derneklerin gördüğü misyon o dönem için dergiler üzerinden devam ediyordu.

İslam coğrafyasından etkileşim ise 1987 de başlayan İntifada ile zirve yaptı. Türkiye’li müslümanlar hemen her yerde Filistin davasına olan Mescidi Aksa’nın özgürlüğüne olan bağlılıklarını intifada ile birlikte iyice perçinlediler.

Müslümanların içeride ise en fazla ilgilendikleri sorunlardan birisi Kürt sorunudur. Bunun öncesi de vardır elbette ama seksenli yılların ortalarından itibaren yakıcı bir gündem maddesine dönüşmüştür ve bu yakıcılık bu sporuna ilişkin tavır alışları da etkilemiştir.Biz ne yapmalıydık ne yapabilirdik geç mi kalındı ne tür bir inisiyatif alabiliriz gibi tartışmalar uzunca bir süre devam etti hatta düşük yoğunluklu da olsa bugün dahi buna benzer yaklaşımlara rastlayabiliyoruz.

Dönemin bir diğer yakıcı sorunu başörtüsü yasağı ile ilgili durumdur. Bu dönemin en önemli avantajı şudur: Başörtüsü yasağı ile beraber İslami camiada hanım kardeşlerin üstlendikleri misyon ve önem boyutu da değişti çoğu zaman olayın merkezinde olmaları hanım kardeşlerin de inisiyatif almalarını zorunlu kıldı. Daha önceleri müslüman hanımların İslami faaliyetlerde rol almaları hemen hemen yok denilecek kadar azken başörtüsü yasaklamaları ile beraber düşünen tartışan gündemi belirleyen bir konuma geldiler.

Doksanlı yıllarda bire diğer husus ise ABD’nin Irak müdahalesine karşı alınan tavırdır. Türkiye o dönemde ABD’nin yanında yer aldı ve müslümanlar ise işgale ve müdahaleye temelden ve ilkesel olarak karşı durdular ve dolayısıyla devletin politikaları ile de birebir olarak karşı karşıya geldiler. Bir de şöyle bir şey oldu. Antiemperyalist söylem Türkiye’de genelde sol çevrelerin sahiplendiği bir söylemdir fakat Irak işgalinde müslümanların aldığı tavır onları Sol’un önüne geçirdi. Çünkü ABD işgaline sol da karşı çıkmasına rağmen sokaklardaki caddelerdeki hareketlilik tamamıyla müslümanların inisiyatifindeydi.

İslami kimlik noktasında seksenli doksanlı yıllar yani iki darbe arasında yaşanan gelişmeler sonucunda yetmişli yılların sonunda cahili bir takım kirlerden arınmaya gayretli müslümanlar bu dönemde bu niyetlerini açıkça ortaya koymuşlardır ve İslami kimlikleri ile var olmanın müslüman bir şahsiyet olarak siyasetin ve hayatın içerisinde olmanın yollarını aramış ve geliştirmişlerdir.

12 Eylüle ilişkin İslamizasyon politikalarını geliştirdi türünden yaklaşımlar son propagandanın attığı bir yalandır ve zamanla buna kendisi de inanmıştır. Diyorlarki seksen öncesi sol yaygınlaşmıştı rejim bunun önüne geçmek için müslümanların önünü açtı.Bu tamamen sol tıkanmışlığın bir sonucudur.Seksen öncesi de din dersi vardı fakat seçmeliydi.İnsanlar din dersi almak istemiyorlarsa bunu işaretliyorlardı.Fakat ben Beşiktaş’ta laik kesimin de oldukça yoğun olduğu bir yerde öğrenim gördüm burada bile din dersini almak istemiyorum diyenlerin sayısı dördü beşi geçmezdi.Yani Kenan Evren zorunlu din derslerini koydu diyerek buradan darbecileri müslümanların önünü açtı diye yorumlamak doğru değildir.12 Eylül tamamen olayı kontrol etmek amaçlı olarak bunu yaptı.Sol propagandistlerin düştüğü hata 12 Eylül rejimi derken olayı komple her şeyi aynı çuvala doldurarak sentezlemeleridir.12 Eylül eleştirisi yaparken Özal’ın hamleleri de aynı çucaldadır diye siyasi aktörler de ve müslümanlarda.Bu büyük bir hatadır.

Doksanlı yıllara damgasını vuran en önemli olaylardan bir tanesi de Refah Partisinin yani Milli Görüş hareketinin üstlendiği işlevdir.Bu çok yoğun olarak yapılan “irtica” tartışmalarının da bir sonucudur.Rejimden bağımsızlaşan geniş  müslüman çevreler kendilerini Refah Partisi ile beraber anlamlandırmışlardır.

Sonuç olarak iki darbe arasında müslümanlar en yoğun en hareketli dönemlerinden birini yaşadılar fakat bu kendiliğinden oluşan bir durum değildi kökleri en başta 60 lı ve 70 li yıllardaki çabalara dayanan bir bereketlilik idi.

Rıdvan Kaya sunumun ardından sorulan soruları cevaplandırdı. Bu kısımda da yine eski-yeni İslami anlayışlar ile darbe ve darbe dönemlerini sürekli müslümanların aleyhine bir şekilde değerlendirmeye tabi tutan zihniyet ve yaklaşımlar ele alındı.

Sakarya Özgür-Der Şubesinin İslamcılık seminerlerinin sonuncusu Mayıs ayında yapılması planlanıyor.

sakarya-20160410-01.jpg

sakarya-20160410-02.jpg

HABERE YORUM KAT