Sakarya'da Hamza Türkmen İle Söyleşi Yapıldı

05.03.2012 00:34
Sakaryada Hamza Türkmen İle Söyleşi Yapıldı
Özgür-Der Sakarya Şubesinde Hamza Türkmen ile "Yeni anayasa tartışmaları ve Müslümanların gerçekliği" konusu işlendi.

Özgür-Der Sakarya Şubesinde Haksöz Dergisi Yazarı Hamza Türkmen’in katılımı ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Dernek salonunda gerçekleştirilen söyleşi programı hep birlikte yapılan kahvaltı programı ile başladı. Hamza Türkmen’in “Yeni Anayasa Tartışmaları ve Müslümanların Gerçekliği” başlıklı makalesi üzerinden yapılan söyleşide Anayasa tartışmalarının zemininin ne olduğu nasıl anlaşılması gerektiği Anayasa kavramının tarihsel kökeni ve zihinlerdeki algısının ne olduğu ve buna müslümanlarının bakış açılarının hangi düzlemde daha gerçekçi ve adaletli bir tutuma işaret edeceği konularının yanında “Müslümanların gerçekliği” bağlamında bugün İslam dünyasında yaşanan kırılma çatışma ve yozlaşma belirtilerinin neler olduğu hususlarında da karşılıklı görüşler dile getirildi.

Söyleşide dile getirilen hususlar maddeler halinde aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

1-Anayasa neresinden bakılırsa bakılsın Batıcı pozitivist bir formun ürünüdür.

2-Ulus devlet modelinin ortaya çıkışı ile birlikte toplumlara ulus devleti dayatan iradenin seçkinleri tarafından tasarlanmış ve ortaya çıkartılan yeni ulusu yönetmek onun sınırlarını belirlemek amacıyla hazırlanan metinlerdir anayasalar.

3-İlk anayasal metin on üçüncü yüzyıla kadar dayansa da (manga carta) asıl olarak modern anlamda anayasa tarım toplumundan sanayi devrimine geçen Avrupa’da oluşan şehirleşme fabrikalaşma biçimsel modelinin bir uzantısı olarak insanlar arasındaki ilişkileri belirlemede ve insanların devlet mefhumu karşısındaki rolleri ile yerlerini belirlemede bir üst kanunsal metin olarak tanımlayabiliriz.

4- Bu toplum (Türkiye toplumu) yitirilmiş bir ümmet anlayışının ardından “Türklük” paydasında zorla baskıyla dayatmayla buluşturulan bir toplum olarak iktidarın bu baskıcı ve yok sayıcı tavrından ürkmüş ve uzun yıllar sonra karşıtına sığınarak ancak var olabileceği kanısına varmış ve belli siyasi geleneklerin ardından hep çevre olarak kalmayı tercih etmiştir.

5-Parlamenter yolla bir mücadele yürüten çizgiler de dâhil olmak üzere askeri vesayet rejiminin yarattığı korkuyu üzerlerinden atamamış halen de tam anlamıyla atabilmiş değillerdir.

6-Bu siyasi tavır müslümanların din algılarında da belirleyici olmuş ve geniş İslami kesimler sürekli pragmatist bir bakış açısıyla var olmayı denemişlerdir.

7-Sahih bir mücadeleyi önemseyen kesimlerde de sistem içi mücadele araçları denince zihinler Kur’ani perspektiften uzak Darül harpçi yaklaşımlar iman küfür sınırı yaklaşımları beyat kültürünün getirdiği handikaplar zanni bilgiye dayalı itikadi inanışlarla vahyi ilkelerden kopuk aceleci mücadele biçimleri ile asıl olandan uzak bir noktaya evrilmiştir.

8-Vahyi ilkeler ve Resul’ün sahih örnekliğinin iyi anlaşılamaması veyahut yanlış anlaşılması neticesinde başarıya endeksli hedefini doğru belirlememiş umut kırıcı ve hayal kırıklığına yol açıcı gelişmeler kaçınılmaz olmuştur.

9-Bugün müslümanlar olarak anayasayı biz yapmıyoruz. Başkalarının “müslümanlar” hakkında yapacakları bir anayasa ile ilgili olarak vahyi ilkeler etrafında tertil fıkhına göre anlayış geliştirmeye çalışıyoruz.

10-Burada hedef İslami bir anayasa mıdır? Yoksa özgürlük ortamlarının genişletilmesi midir? Aslında temel soru da budur. Bizler bu ülkede anayasa yapabilecek güç ve konumda olsak zaten bizim işleteceğimiz şey “Allaha resulüne ve sizden olan ulul emirlerine(emir sahiplerine) itaat edin” ayetinde de vurgulandığı gibi istişari mekanizmalar sonucu ortaya çıkacak talepleri dillendirmek olurdu.

11-Burada ortaya çıkan sonuç yani bu anayasa yapılmasından bizim çıkaracağımız sonuç reel olarak bunun bir ulus devler anayasası olduğu veya iyi niyetle bakarsak “”ulus ötesi bir toplum anayasası olduğudur.

12-Toplumsal mutabakat alanındaki bir konumu ifade eden bu anayasa algımızı Kur’an’la aynılaştırmak gibi bir duruma düşmemeliyiz.

13-Metoda ilişkin şeriattan anladığımız şeye ilişkin yorumlarımızı temel itikad olarak görerek bunu tevhidi ilke olarak sunmak sonuçta aceleci yaklaşımlara ya da dışlayıcı bir takım zorluklara kapı aralar.

14-Müslüman vahyi kimliğini inşa etmeden toplumu yeterince vahiyle uyarmadan ayakları yere basmayan ütopik romantik devrimci (ihtilalci) yaklaşımları tevhidi uyanış sürecinin ilk evresi olarak görmeli ve üzerine bir şey katabilme noktasında vahiyden kopmadan sağlıklı algı ve fikirler üretmelidir. Mesela bugün ana haber bültenlerinde yer alan haber başlıklarının yarısı bize ait olmadığı müddetçe biz bu toplumu yeterince vahiyle uyarmış sayılmayız.

15-Sonuç olarak anayasa tartışmalarının, dolaylı da olsa bizlerin yeniden ümmet olması ve itikadımızın muktedir kılınması önceliğimizle yakından alakası vardır ve bunu görmeliyiz. Bu tartışma, hayata vahiyle biçim vermek ve ümmet olma çabalarımıza uygun ortam arayışı edinmekle alakalı bir tartışmadır.   

Söyleşinin ardından kılınan öğle namazının ardından program sona erdi.

Haksöz Haber

Fotoğraf : Süphan Öztekin

foto.20120305004544.jpg

foto-1.jpg

foto-2.jpg

  • Yorumlar 2
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim