Sahi ya Kılıçdaroğlu’nun ehliyeti var mı

23.11.2010 14:45

Melih Altınok

Yolun sonu görünmüyorsa, ya uçurumun eşiğindesinizdir ya da dönemece gelmişsinizdir. Zamanında fark etmişseniz ve mesafe de varsa, aracın direksiyonunu kırmanız gerekir. Yoksa....

Şoförün aracı feda etmeyi göze alıp kurtarabildikleriyle birlikte dışarıya atlayacak cesareti varsa ne âlâ.

CHP otobüsünün bir seçim öncesi daha siyaset trafiğindeki konumu işte tam burasıdır.

Siyaset biliminin genel argümanlarına ve yakın Türkiye tarihine hâkim olanlar için projeksiyon, Çetin Altan’ın bir yazısında dediği gibi, “tekerrür eden tarih değil insanların aptallığıdır” tesbitiyle özetlenecek kadar net.

Amentü halinde güzergâhından milim sapmadan seçimin ardından şarampole yuvarlanacak ve pelteye çıkacak olan CHP’miz, üstünkörü bir kaporta boya tamiratının ardından yeni bir uçurumun eşiğine varacağı güne dek yine devam edecek yolculuğuna. Tıpkı bir David Lynch filmindeki gibi, kayıp otobanda gidecek de gidecek. Ne yazık ki ne şoföre ne de muavinlerine, iktidar durağına varıp şöyle ağız dolusu bir “geçmiş olsun” demek nasip olacak.

Çünkü yeni muavinler de yine müşteri ilişkilerinden bihaberler arasından; yedek şoförlerse kaptana copilotluk yapıp seyahatin güvenliğine katkı sağlamak şöyle dursun, hâlâ otobüsün kaçınılmaz uçuşunda artistik puanları arttırmanın hevesindeler.

Otobüsün, İzmir’den, Kadıköy’den, Çankaya’dan binen kalburüstü yolcularınıysa sormayın gitsin; cam kenarını kapmanın hırsıyla gözleri kör.

O “yolları” bildiği için otobüsü bunca yıl gözü kapalı süren şoförünün mola yerinin tuvaletinde basılmasının ardından hazin sona giden otobüsün direksiyonuna oturtulan yeni şoför de aracın boş koltuklarını doldurma derdinde. “Sezgin Tanrıkulu diye bir muavin varmış” diye söyleniyor, “Diyarbakır’da da çevresi genişmiş, çok yolcu getirir bize.”

Hoş, otobüsün Diyarbakır acentesi “istemüzük” diye kazan kaldırdı zaten ama şoförümüz, sevilen bir muavinle çalışsa da hiçbir yolcunun son durağı kaza olan bir otobüse binmek istemeyeceğini, o “huysuz” yolculara yoldaşlık etmeyeceğini aklına bile getirmiyor.

Nereye gitsem, kiminle konuşsam bu mevzu gündeme geliyor.

Ne yapsın biçareler AKP’nin bir dönem daha iktidara gelmesi halinde (ki bu rekor olur) mesela, kamu da “kendilerinden” olmayanlara yaşam hakkı tanımayan bir perspektifle yürüttükleri kadrolaşmaya, açılımlar konusundaki ağırkanlılıklarına, AB ile ilişkilerin gönülsüzleşmesine ve partinin kimi kurmaylarının MHP’yi mumla aratan çıkışlarına, burunlarından kıl aldırmaz tutumlarına kimin karşı duracağını düşünüyorlar.

Medet ya muhalefet diyorlar.

Bildiğiniz üzere ben bu tarz bir muhalefetin CHP’den geleceğine inanmıyorum. Zira ülkede gerçek bir sol muhalefeti arzulayan ve bu konuya kafa yoran bizlerin giriştiği arayış ve nihayetinde önerdiği formüller ne Kılıçdaroğlu’nun ne de ekibinin umurunda.

Kaldı ki sözkonusu tartışmalarda garip bir şekilde memleketin seçmen profilinin sosyolojisi ve satıcının iş bilmezliği gözardı ediliyor.

Moral bozmak pahasına da olsa bir an için gerçekçi olalım. Bu ülkede, MHP ve CHP gelenekleri arasında hareketlilik gösteren, siyaseten muhafazakâr olan ancak günlük yaşam patrikleri sözkonusu olduğunda elitist-modernist zihniyete sahip yüzde kırk civarında bir kesim var.

Ülkenin dünya konjonktürüne koşut gelişimiyle kısmi bir dönüşüm yaşayıp refleksleri zamanla “yumuşayacak” olsa da sözkonusu seçmen için bu örgütler bir ihtiyaç.

E, solda durmayan, devrimcilikleyse alakası bile olmayan, piyasanın kurucusu olduğu halde bir türlü sürümden kazanamayan bu seyahat acentesi, mecbur olduğu hazır müşteri potansiyelini gözden çıkartabilir mi?

Partini konuştuğum ne kadar yöneticisi varsa “zor” diyor. Kürtlerle kısmı bir seçim ittifakından ibaret pazarlama strateji karşısında bile kaygılılar.“Reel CHP” ile tanışmamızın an meselesi olduğuna dair ciddi duyumlar konuşuluyor Ankara kulislerinde.

Günlerdir bu konu üzerinde duruyor olmamıza bakıp, CHP’de bir değişim iradesinin baş gösterdiğini düşünmeyin. Bu hareketliliğin yegâne anlamı, muhalefet ihtiyacının bir kısım sol demokrat seçmenin beklentilerinde yoğunlaşmasıdır.

Hülasa, siyasi bir mücadele geleneğinden gelmeyen, iradesi dışında kaptan koltuğuna oturtulan, hatta ehliyetinin varlığından bile şüphe duyduğumuz bir şoförden uçurumun eşiğinde medet umulması güldürüyor beni.

Yirmi birinci yüzyılda yüzünü dünyaya dönmüş bir ülkenin yönetimine talip olduğunu dillendiren sol bir partinin yenilik olarak, tarihinde yalnızca 70’lerde kısa bir süre iktidara gelebilmiş önderinin argümanlarını dillendirmesi karşısında da Lenin’in şu sözleri aklıma geliyor, kimse kusura bakmasın. Kautsky’i Kılıçdaroğlu ile değiştirdim:

“Belli ki Kılıçdaroğlu, polisin kalabalık halinde halkın gülmesini yasakladığı bir ülkede siyaset yapıyor, yoksa alaya alınarak öldürülürdü.”

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim