Saflar Sıklaşır, Söylemler Netleşir!

05.12.2013 11:33

Kenan Alpay

Dershaneler üzerinden devam eden tartışmaların da gösterdiği üzere siyasi bir mücadelede gerilim ve çatışmanın boyutlarını her zaman için kontrol altında tutmak mümkün değil. Mesela diye bahis açmak gerekirse… Beraber iş tuttuğu çevrelerle birlikte Gülen Cemaati’nin AK Parti Hükümetini ama özellikle de Başbakan Erdoğan’ı yıpratmak üzere kurduğu strateji, Cemaati hesap ettikleri ya da etmedikleri alanlara savuracak gibi.  

Gezi’de iyiden iyiye belirginleşen “Erdoğansız AK Parti Hükümetiyle yola devam planları” için devrede tutulan iki önemli isim yani Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan yardımcısı Arınç’ın dershaneler tartışmasıyla birlikte geldiği yer neresi? Başta Gülen Cemaati ve kimi liberal-sol, sermaye ve bürokrasi çevrelerinin “kuşatılabilir, kışkırtılabilir, yatırım yapılabilir ve Erdoğan’ı güçten düşürme misyonuyla yanında durulabilir” olarak gördükleri Gül ve Arınç’tan şu aşamada hala ümitleri kalmış mıdır sizce?

Mistik Söylem, Pragmatik Siyaset

12 Eylül ve 28 Şubat sürecinde takındıkları tavırları bir başka zaman konuşmak üzere kenara bırakacak olursak son birkaç yıllı süreçte Gülen Cemaatinin bürokratik oligarşinin geriletilmesi konusunda ortaya koyduğu çabalara itiraz etmek durumunda değiliz. Lakin askeri vesayetin geriletilmesi başta olmak üzere hemen bütün kazanımları uhdesinde görüp adeta devletin yeniden yapılandırılmasında kendisini en büyük hak sahibi olarak görmek ve göstermekte ısrarlı olunca Hükümetle çatışması da kaçınılmaz oldu.

Kamuoyunda şaşkınlığa yol açan en önemli husus şuydu: Mistik ve özellikle otoritelere karşı uzlaşmacı söylemleriyle bilinen Gülen Cemaati nasıl olup da Hükümet’le bu kadar açıktan ve yüksek perdeden çatışmayı göze alabildi? Zaten kamuoyunun gündemi bu sebepten ötürü dershanelerin kapatılması veya dönüştürülmesinden ziyade Gülen Cemaati’nin geçmişten bugüne sergilediği tutarsızlıklara odaklanmıştı.

Kamuoyunda oluşan bu algı önce şüpheleri artırdı. Ancak ilerleyen zamanda bir tehdit ve itibarsızlaştırma saikiyle yayınlandığı besbelli olan bir takım bilgi ve belgelerle kabaran öfke şüphelerin yerini almaya başladı. Çünkü siyaset sahnesinde Evren ve Ecevit gibi despotizmin zirvesindeki daha nice karakterlere cömertçe serdedilen sevgi, saygı ve sadakat duyguları söz konusu Erdoğan olunca öfke, nefret ve düşmanlık şeklinde tecelli etmeye başlamıştı.

Dershanelerin kapatılma girişimi ve kararına itiraz etmek ve direnmek hiçbir itiraza mahal bırakmayacak kadar tabii bir haktır elbette. Lakin tartışma itirazdan değil itirazın usul ve üslubundan ve bu çerçevede başka alanlardan gerçekleştirilen hücumlardan, ittifak edilen güçlerden kaynaklanmaktaydı. CHP ve MHP’yle sadece söylem düzeyinde değil eylem düzeyinde de paslaşmalar, bir taraftan Silivri’de tutuklu askerlere selam göndermeler, diğer taraftan AB ve ABD üzerinden gerçekleştirilen presler, Taraf’a olduğu gibi Sözcü ve Yeniçağ gibi bazı gazetelere de belirli haberler üzerinden misyonlar yüklemeler filan. Yani bu zikzaklar mevcut rahatsızlığı büyüttükçe büyüttü.

İstikrar İsterim, Kaos Yaratırım

Gülen Cemaatinin Hükümete itirazları babında İsrail, ABD ve AB’yle ilişkiler yüklenmek istenen anlamların hassaten Filistin, Suriye ve Mısır halkından esirgenmek isteniyor. Üstelik bu durum içerideki ve dışarıdaki laik-seküler iktidar sınıflarına FG Cemaatinin biricik meşruiyet kaynağı olarak sunuluyor. Türkiye’yi Siyasal İslamcı eksene kaydırmakla suçladığı Erdoğan Hükümetini orta doğu bölgesinde de maceracı yöntemlerle istikrarı bozan unsur olarak lanse eden söylemlerin iyiden iyiye sıklaştığı bu tartışmanın sonunun kime hayır kime şer getirecek hep birlikte göreceğiz.

Rekabeti aşıp savaş statüsünde sürdürülmek istenen bu söylem ve ittifak biçimi nereye kadar sürdürülebilir? Bu tarzla FG Cemaati bir gelecek mi inşa etmek istiyor yoksa inşa edilmek istene bir geleceği sabote mi etmek istiyor? Gülen Cemaatinin Hükümet içindeki en etkili ismi olarak lanse edilen Arınç’ın durumu ve duruşu yapılan propagandanın ne kadar gerçeklere tekabül ettiğini göstermediyse eğer bunda sonra ne söylense boştur. Aynı durum FG Cemaatini Çankaya Köşkünde temsil eden ve Erdoğan’ı ekarte edecek adam gözüyle bakılan Cumhurbaşkanı Gül için de geçerli. Gül, “işler rayında gidiyor” derken acaba 7 Şubat’ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a karşı Erdoğan’la birlikte aldığı pozisyonu hatırlatıyor olmasın sakın!

Ha, eğer ümitler Kılıçdaroğlu’nun ABD temaslarından alacağı güçlü desteklere, Sarıgül’ün İstanbul’u almasına veya Kandil’den ikide bir yapılan “savaşı yeniden başlatırız” beyanlarına bağlandıysa sıkıntılar hiç bitmez, gerilimler daha bir artar. Ama safların sıklaşması ve söylemlerin netleşmesi dediğimiz olgu sadece Gülen Cemaati ve müttefikleri için değil saf dışı etmeye, itibarsızlaştırıp tasfiye etmeye kalkıştığı siyaset ve toplum kesimleri için de sözkonusu olacaktır. Unutulmasın dedim.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim