Saflar keskinleşiyor, kaçış yok

10.02.2012 10:11

Melih Altınok

Askerî ve bürokratik vesayetin tasfiye olmadığına, dolayısıyla AK Parti’nin muktedirleşemediğine dair ısrarlı vurgumuzun ne kadar yerinde olduğunu gösteren açık gelişmelere şahit oluyoruz.

Uludere katliamı ve MİT’te yeni bir dönemi ifade eden Müsteşar Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması bunların başında gelen son örnekler.

Ülkenin batısında “müzakereci” perspektife sahip bürokratlar üzerinden reform sürecini sekteye uğratma operasyonu sürerken, PKK bölgede birkaç hedefe birden saldırıyor.

AK Parti’nin kendi paradigmasını kurumsallaştırdığını savunup “sivil dikta” geliyor propagandası yapan kesimler, hükümetin muktedir olmadığı tesbitinden rahatsızlar. Oysa kendileri de statükonun ne kadar güçlü olduğunu çok iyi biliyorlar. Ama pozisyonları “ahlaki” olmasa da anlaşılabilir, zira siyasi.

Ama yalnızca onlar değil. AK Parti de, özellikle son birkaç yıldır ısrarlı fikri takipten hoşnutsuz.

Kuşkusuz, Başbakan Erdoğan ve kurmayları da maruz kaldıkları engellemeleri, ayak oyunlarını bizlerden çok iyi biliyorlar. Ve onların pozisyonu da siyasi. Tabanlarında, “dokuz yıllık hükümet bile çözüm olmuyorsa” algısı yaratmak istemiyorlar.

Ne var ki bu siyasi pozisyonlarının, var oluşlarının meşruiyetini zayıflatacağını, dahası yok oluşlarının yolunu açacağını öngörememeleri nedeniyle tutumları muhalefetinki gibi anlaşılır değil.

Hükümetin, tıpkı Uludere sonrasında olduğu gibi, neo-Teşkilat-ı Mahsusa’nın kasıtlarını devlet adamlığının gereği olarak gerekçelendirme gayretkeşliği kendilerine zarar veriyor.

Zira bu tavır, sadece, halen yaşayan ve savaşan statükonun, medya- ana muhalefet gibi ilişiklerinin ve bugün muhalif gibi gözüktükleri halde onun ideolojik aygıtı olarak vazife gören kesimlerin işine geliyor. Dolayısıyla da açılım hamlelerinin provoke edilmesine olanak sağlıyor.

Ancak PKK’nin Silvan provokasyonuyla startı verilen, Uludere ile devam eden ve bugün MİT’e yapılmaya çalışılan “operasyonla” enikonu su yüzüne çıkan keskinleşmeyle artık mızrak çuvala sığmıyor.

Başkent’te edindiğim izlenim, yeni bir dönemin başladığının ve eski tarz politikalarla sürecin yönetilmeyeceğine dair kanaatin AK Parti’de güçlendiğine dair.

Yazıyı yazdığım saatlerde gelen habere göre MİT Müsteşarı Fidan ifadeye icap etmeyecek gibi. Bu çok olumlu bir tavır. Askerî vesayetin üzerine gidilmesi gerektiğini savunurken, Kürt sorununda müzakereci zihniyete başından beri karşı olanların girişimi olan Fidan’ın ifadeye çağrılması operasyonuna bir kararlılık yanıtı bu.

AKP kurmaylarından bir biri ardına gelen Fidan’a ve dolayısıyla reform sürecine uygun olarak yeniden yapılandırılmaya çalışılan yeni MİT’e destek açıklamaları da son derece olumlu.

Bu bir restleşme değil, halkın tek ve meşru temsilcisi parlamentonun içinden çıkan siyasal iktidarın olması gerektiği gibi muktedirleşme kararlılığının beyanatıdır.

Ancak bu irade beyanının güçlendirilmesinin yolu, MİT operasyonunun öncülü olarak okuduğum Uludere provokasyonunda hükümetin kendisinden beklenen tutumu artık göstermesinden geçiyor.

 


Uludere’de fatura netleşiyor

Katliamın üzerinden geçen sürede, Uludere’ye de gidip olabildiğince çok kişiyle görüştüm, başkentte de olayın izini sürüyorum.

Edindiğim bilgilere göre Başbakan Erdoğan, Mülkiye müfettişlerinin hazırlayıp İçişleri Bakanlığı’na sunduğu ve içeriğinin “çok sert” olduğu ifade edilen raporunun gereğini yapmaktan imtina etmeyecek.

Erdoğan’ın Meclis Uludere Heyeti’nin başındaki Ayhan Sefer Üstün’le, bölgeden dönüşü sonrası yaptığı ve olayı anlamak için başkana ısrarlı sorular yönelttiği toplantı da umut verici.

Hükümete yakın kaynaklar, Mülkiye müfettişlerinin yargısal süreci de etkileyecek sert raporu sonucunda iki Kuvvet Komutanı’nın (Hava Kuvvetleri ve Jandarma) görevden alınmasına kadar varabilecek yaptırımlardan söz ediyorlar.

Mülkiye müfettişleri raporlarında, karar alma aşamasında gelen farklı istihbaratlarla oluşturulan teknik analiz raporlarına dair ciddi şüphelerin yer aldığını ve yüksek rütbeli subaylara işaret edildiğini belirtiyorlar.

Umarız ki, artık Bakanlık’ta olan bu raporun, bizzat Başbakan Erdoğan’ın dikkat çektiği Ankara’nın dehlizlerinde yumuşatılabileceğine dair kaygılar yersizdir.

Çünkü, bu cesur ancak ötelenemeyecek adımın, hükümetin Uludere sonrası kamuoyunda yaşadığı azımsanmayacak prestij kaybını önemli ölçüde azaltacağından şüphe yok. Ama daha da önemlisi, Uludere provokasyonunda istihbaratıyla dahli olduğu iddia edilen MİT içerisindeki statükocu kanada ve Karargâhtaki Özel’in nüfuz alanı dışındaki kadrolara sert bir mesaj olabilir.

Hükümetin, Sayın Arınç’ın “Bu olay çok profesyonelce bir yönlendirme ile meydana gelmiş gibi” sözleriyle ifade ettiği Uludere golünü, reform ve müzakere kalesinden çıkartmasının, daha sonra da atağa geçmesinin başka yolu yok.

Kontratağın, açılımın toplumsal meşruiyeti oluşmuş, gecikmesinin nedeni ürkek olan adımlarıyla birlikte desteklenmesi de şart elbette.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim