Safiye'nin yerinde olmak ister miydiniz?

20.06.2008 16:55

Bülent Korucu

Safiye Nur'un hikâyesini önceki gün Mehmet Kamış'ın köşesinde okuduk. Safiye'nin yaşadıkları, 'yeter artık' noktasına geldiğimizi gösteren son damla olabilir: "Elif Hanım okulun kapısına gelince yıllardır yaptığı gibi kızını sırtına almak ve içeri götürmek için tekerlekli sandalyeye doğru eğildi.

Ancak iki görevli buna engel oldu. 'Başörtünüz var. Bu yüzden içeri giremezsiniz. Kampüs sınırları dışına çıkmalısınız. Öğrencinin babası burada bekleyebilir.' dediler. Safiye Nur'u başkaları sınıfa götürdü. Bu hareket Elif Hanım'a kızının rahatsızlığından çok daha ağır ve çok daha yıkıcı geldi. Safiye Nur belki ilk kez, her imtihan öncesi hissettiği annesinin o güven dolu elini hissedemedi." Bu satırları yüreği burkulmadan okuyabilene insan demekte zorlanırım. Işığı biraz da olayın müsebbiplerinin yüzüne tutmak gerekiyor. Kapıdaki görevliler, 'biz emir kuluyuz' havasında incitmeden işlerini yapmaya çalışmış. Asıl emri verenlere birkaç sözümüz ve onlardan bekleyeceğimiz cevaplar olacak. İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak'a açık mektup yazmak istiyorum.

Sayın Rektör,

Cidden merak ediyorum; bir doktor olarak, hasta bir kıza yapılan bu muamelenin emrini siz mi verdiniz? Her gün hayatın parçası haline gelmiş tedavi sürecinde kızıyla özdeşleşmiş bir anneye yapılana duyarsız mı kalacaksınız? Kızının çıkışını diğer başörtülü annelerle birlikte kampüsün dışında caddenin karşı tarafında bekleyen Elif Öner, "Yıllardır yavrumun rahatsızlığı nedeniyle bir annenin yaşayabileceği çok zor günler geçirdim. Ama hiçbiri o gün yaşadığım muamele kadar bana acı vermedi." diye konuşuyor. Siz Profesör Doktor Mesut Parlak, yemin etmiş bir tabip olarak Elif Hanım'ın acısını hafifletecek bir ilaç biliyor musunuz, önerebilir misiniz?

Hakikaten öğrenmek istiyorum; bir eğitimci olarak Safiye'ye yapılanı onaylıyor musunuz? Mücadele azmini yitirmemiş, hayata tutunmuş ve örnek gösterilecek başarılara ulaşmış Safiye'nin ÖSS performansını olumsuz etkileyeceğinden endişe ediyorum. Bu endişeyi paylaşır mısınız? Şayet paylaşıyorsanız, telafisi imkânsız mağduriyetten payınıza düşen sorumluluğu üstlenme erdemini gösterecek misiniz? Ebeveyn olarak aynı duruma düşseniz tepkiniz ne olurdu? Hukuka, demokrasiye hepsinden önemlisi insanlığa olan güveniniz sarsılmaz mıydı?

Önümde bir fotoğraf duruyor. Üzerinde 'Sayın Prof. Dr. Mesut Parlak'ın 30.4.2005 tarihli Malatya ziyaretinde halkla samimi diyaloğu' yazıyor. Başörtülü bir anneye sarılmış, büyük ihtimalle teselli ediyorsunuz. Malatyalı hemşehrileriniz dükkânlarına bu fotoğrafı asarak sizinle gurur duyduklarını gösteriyor. İstanbul'daki Mesut Parlak ile o fotoğraftaki aynı kişi mi? Sizi tanımakta zorlandıklarını ifade edip posterleri indiren hemşehrileriniz olduğunu biliyor musunuz? "Başörtülü kızlara hak ettikleri notları vermekte zorlanabiliriz." sözleri de size mi ait? Merhum Turgut Özal farzımuhal bugün evinize gelse gözlerinizi kaçırmadan gözlerinin içine bakabilir misiniz?

O kadar çok soru var ki ama bu kadar yeter. Son ve belki en zor soru: Kendinizi Safiye'nin yerine koyup empati yapabilir misiniz? İç muhasebeniz sonunda cevabınız aşağıdakilerden hangisi olur?

a) Galiba kantarın topuzunu kaçırdık.

b) Bunda o kadar abartılacak bir şey yok.

c) İsim benzerliği, ben Malatya'daki Mesut Parlak değilim.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim