1. YAZARLAR

  2. Lale Kemal

  3. Saf olamayacaklarına göre art niyetliler
Lale Kemal

Lale Kemal

Yazarın Tüm Yazıları >

Saf olamayacaklarına göre art niyetliler

A+A-

Kimi profesör, hukukçu ve gazetecilerin, ortaya attıkları köhne görüşleriyle Türk kamuoyunu yanıltmakta üzerlerine yok. Bu kişilere göre, Türkiye’de askerî vesayet sonlanmış ve asker destekli statükocu zihniyetin merkezine, artık iktidardaki AK Parti oturmuş. Ne tahlil ama, evlere şenlik.

Geçenlerde, bir televizyon programcısının, Türkiye’de pek çok reform yapıldığı, darbe teşebbüsünde bulundukları iddiasıyla sivil, asker kişilerin yargılandıkları ve bu çerçevede askerin artık kışlasına önemli ölçüde döndüğü mealindeki yorum, sorusuna, adı çok bilinen bir profesörün yanıtı, yukarıdaki gibiydi. Yani, günahıyla sevabıyla onca reforma imza atan AK Parti, statükocu zihniyet olarak ordu ile yer değiştirmiş, ve artık merkeze oturmuş, ordu da kenarda. İnsaf, bu kadar da çarpıtılmaz ki Türkiye’deki gerçek durum.

Daha geçen hafta, 1961 darbe anayasasıyla kurulduğundan beri reform yüzü görmemiş Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), iki gün gibi kısa bir sürede Türkiye’yi nasıl istikrasızlaştırdığını hatırlatmakta yarar var. YSK, yedisi BDP tarafından desteklenen 12 bağımsız adayı önce veto etmiş, yoğun tepkiler üzerine ilgili yasa maddelerini yeniden inceleyip bu kişilerin çoğunun vekil adaylığını onaylamıştı. Madem kararınız, ilgili yasa maddelerine uygundu niye geri adım attınız? Uygun değildiyse neden en baştan, adayları daha dikkatli bir yargı süzgecinden geçirmediniz?.

YSK’nın veto kararının bir kez daha incelemesini sağlayan sağduyulu sesin Köşk’ten geldiğini biliyoruz. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, veto kararının hemen ardından hukukçularını görevlendirmişti. Köşk hukukçuları, YSK’ya, vetolarına neden olan yasa maddelerinin artık değiştiğini kanıtladılar da, askerî vesayetin yargı uzantısı olmaya devam ettiği izlenimini kuvvetlice veren bu kurum, iki günde kaosa neden olduktan sonra gerekli düzeltmeyi yaptı. YSK kararlarının nihai olacağı yolundaki hüküm dâhil artık bu kurumun, reforma tabi tutulması gereği, iki üç günlük istikrarsızlığın Türkiye’ye ağır maliyetinden sonra anlaşılabildi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, geçen cumartesi günü Meclis’te verilen 23 Nisan resepsiyonunda gazetecilerin soruları üzerine, YSK’ya yapılan başvuruların Anayasa Mahkemesi’nde incelenmesinin yerinde olacağını söylüyordu.

Bizim gazetenin yayımlamakta olduğu WikiLeaks belgelerinin dünkü bölümünden anlıyoruz ki, yalnızca muhalefet partileri değil, iktidar partisi içinde de, hatırı sayılır oranda, ordunun muktedir konumunu sürdürmesine yardımcı olanlar varmış. Yamalı bohçaya dönen darbe anayasasının yerine yepyeni, değişen Türkiye’ye yakışır bir anayasanın neden yapılamadığını şimdi daha iyi anlıyoruz. Başta CHP muhalefet partilerinin, seçim beyannameleri de gösteriyor ki 12 haziran sonrası kurulacak yeni parlamento da sivil, demokratik bir anayasa yapma iradesine sahip olmayacak. İnşallah bu öngörümün tersi çıkar.

Türkiye, bırakın geçmişte gerçekleşen darbeleri, yakın tarihimizde tanık olduğumuz darbe girişimleri, elektronik muhtıralar, devam eden yargısız infazlarla çalkalanırken dahi halen televizyon programlarına çıkıp, toplumu yanıltmaya çalışan sözde entelektüellerin yüzü hiç kızarmıyor. Bu kişilerin, toplumu tepeden inme politikalarla şekillendirme arayışlarını sürdüren statükocu zihniyetin artık merkezden kenara çekildiğini iddia etmeleri ve merkeze de, kendi içindeki oyunbozanlara rağmen siyasi, askerî, ekonomik reformları yapmış bir partiyi oturtmaları, art niyetli bir düşünce yapısını temsil etmekten öteye geçemez. Bu zihniyet, sözde asker-sivil elitin, kendi çıkarlarına yönelik bir siyasi sistemin sonlanmasına karşı verdikleri mücadelenin bir yansımasıdır. Yoksa bu kesim de çok iyi biliyor ki, demokrasinin olmazsa olmaz koşullarının başında, askerin siyasetten el çektirilmesi ve kışlasına döndürülmesi bulunmaktadır.

TESEV’in, “Türkiye’nin Yeni Anayasası’na Doğru,” başlıklı yeni raporunda, Türkiye’de demokratik bir anayasa kurulmasını engelleyen önemli faktörlerden birinin asker-sivil ilişkileri olduğuna işaret edilirken “Asker-sivil ilişkilerinin normalleşmesinde anayasal reformların önemine inanmakla birlikte, askerî vesayet sisteminin sona erdirilmesinde bu reformların yeterli olmayacağı kanısındayız,” deniyor. Diğer bir deyişle demokrasi yolculuğunda daha katedilecek o kadar çok yol var ki..

Aynı rapor şöyle devam ediyor; “Asker-sivil ilişkilerinin demokratik modeli, askerî makamların, parlamento ve hükümet gibi seçilmiş organların kararlarına tabi olmasını gerektirmektedir. Türkiye’de ise bu modelin tam aksine parlamento ve hükümet gibi seçilmiş organlar izleyecekleri politikalar konusunda askerî makamların icazetine ihtiyaç duymaktadır... Bu nedenle, 27 Mayıs müdahalesinden bu yana kabul edilen tüm mevzuat hükümlerinin sistematik olarak gözden geçirilmesini, askerî makamlara sunulan anormal yetkilerin sona erdirilmesini öneriyoruz. Toplumu militarize etmeye yönelik olan milli güvenlik derslerinin ortaöğretim müfredatından kaldırılması da önerilerimiz arasındadır.”

TESEV raporu, ayrıntılı şekilde okunduğunda, askerin faaliyetlerinin yalnızca dış savunma hizmetleriyle sınırlanmasının demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından olduğunu gösteriyor. Hadi TESEV’e önyargılı olduğunuzu varsayalım, o zaman size, yakınlarda Türkçeye kazandırılan İspanyol eski Savunma Bakanı Narcis Serra’nın, Demokratikleşme Sürecinde Ordu, kitabını okumanızı tavsiye edelim. Hatta siz art niyetliler, bu kitabı birkaç kez okuyun ki belki demokrasiyi biraz olsun içselleştirebilirsiniz.

loglu@superonline.com

YAZIYA YORUM KAT