1. HABERLER

  2. BASIN AÇIKLAMASI

  3. Sadece FETÖ'cü Değil, Kemalist Darbecilere de Karşı Çıkmalıyız!
Sadece FETÖ'cü Değil, Kemalist Darbecilere de Karşı Çıkmalıyız!

Sadece FETÖ'cü Değil, Kemalist Darbecilere de Karşı Çıkmalıyız!

15 Temmuz 2016, 100 Yıllık Açık Ve Örtülü Kemalizm Kılıflı Askeri Vesayet İdaresinin Ve Kesintisiz Darbe Sürecinin, İlk Defa Ve Halkımız Tarafından Püskürtüldüğü Tarihi Bir Dönüm Noktasıdır

A+A-

Özgür-Der Amasya Temsilciliği, Osmanlının son dönemlerinden bu güne 100 yıldır süregelen KEMALİZM maskeli açık ve örtülü askeri idareye ve FETÖ’cü, KEMALİST yada başka ideolojileri kılıf olarak kullanan istisnasız tüm askeri yada sivil darbelere karşı olduklarına dair bir basın açıklaması yaptı.

Basın Açıklamasının Tam Metni;

TÜRKİYE’DE 100 YILDIR KEMALİST ASKERİ VESAYET VE KESİNTİSİZ DARBE DÜZENİ OLDUĞUNU UNUTMAYALIM

15 Temmuzda halkımız umulmadık bir şekilde meydanlara inip, iman gücüyle tanklara ve mermilere göğüslerini siper ederek FETÖ’cü Askeri Darbe Teşebbüsünü geri püskürtmüş ve Allah’ın izni ve yardımıyla FETÖ’ye kul köle olmaktan kendi kendini kurtarmıştır.

Darbe sonrasında yaygın olarak dillendirilen bir konuda; FETÖ’cü darbecilerin daha önce ortaya çıkardığı ETÖ (Ergenekon) ve BALYOZ gibi KEMALİST DARBECİ YAPILANMALARIN aslında masum olduğu söylemleri olmakta. Oysa Türkiye’de Osmanlının son yüzyılından bu yana yaklaşık 100 yıldır kesintisiz açık veya gizli askeri vesayet düzeni ve askeri darbe süreci yaşanmış olup, KEMALİZMİ bahane eden daha önceki tüm darbelerin ana gerekçesi batı yaşam tarzının dayatılması olmuştur. Batılı değerleri içselleştirenlerin taşeronu ise, Osmanlının son döneminde İttihat ve Terakki, Cumhuriyetin kurulmasından sonra ise Kemalistler olmuştur.

Üstelik 15 Temmuz Cuntası darbe bildirisinde yapılan “Atatürkçü düşüncenin bekası” vurgusuna rağmen, ortak paydadaki dünün Kemalist darbecilerini aklama çabalarını anlamak mümkün değil!

Balyoz davasından yargılanan, hüküm giyen daha sonra parelel yapı ile mücadele sürecinde serbest bırakılıp, tutuksuz yargılamaları devam eden subayların bugün kahraman gibi bu darbecilerin yerlerine atanmaları endişe verici bir durumdur. Zira bunların hepsi suçlu olmasa da, önemli bir kısmının geçmişte (tıpkı şu anda FETÖ’cülerin yaptığı gibi) KEMALİZM adına askeri darbe teşebbüsünde bulunmak için faaliyet içinde oldukları çok açıktır.

Ümmetin geleceği açısından önemli günleri yaşadığımız şu dönemde, devlet içindeki iktidar mücadelesinde, güç odaklarından birinin giriştiği darbe başarısız oldu! Dünün KEMALİST darbecileri ETÖ gibi, bugünün FETULLAHİST darbecileri FETÖ’de yenildi. 

100 YILDIR AÇIK VE GİZLİ ASKERİ VESAYET İLE KESİNTİSİZ ASKERİ DARBELER SÜRECİNDE YAŞIYORUZ

Osmanlı’da anayasal düzene geçmeye çalışanların amacı; padişah karşısında halkı güçlendirip, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi düzenleme iddiasıdır.

Anayasal düzenin vaad ettiği; “devlet karşısında vatandaşın hak ve sorumluluklarını yasayla sabit kılma” söylemi henüz birileri için uygun şartlar taşımıyor demek ki; bunun belirleyiciliğini kendi uhdelerinde tutmak istiyorlar!

12 Eylül askeri rejimi anayasasının rafa kaldırılıp sivil anayasa çalışmalarının yapıldığı bir zamanda “Anayasal düzenin tekrar tesis edilmesi” gerekçesi ile darbe yapanlara göre; anayasal düzen ancak asker eliyle tesis edilebilir!  Halk sürece ancak itaat ederek dahil olabilir!

Hiç şüphe yok ki, her askeri müdahale başarılı olduğu oranda ordunun gücünü arttırmış yapılan düzenlemeler ile orduyu merkezileştirmiş ve özerkleştirmiştir.

Merkezileşme; ordunun içindeki yetki ve gücün her seviyede tek elde toplanmasını, özerkleşme ise; devlet yapısı içinde ve siyasal iktidar karşısında ordunun iç ve dış siyaset konularında doğrudan rol oynamasını ifade eder.

Hiçbir müdahale oluşum süreci ve yarattığı sonuçlar ile ordunun tek başına irade, karar ve eylemleri sonucu gerçekleşmemiş iç ve dış sosyal ve siyasal aktörlerin müdahil olduğu güç ilişkileri içerisinde belirlenmiştir.

Her bir askeri müdahale bu güç ilişkileri karşısında konum alışa göre bu toplumsal ve siyasal aktörler üzerinde güçlendirici veya zayıflatıcı etkiler yaratmıştır.

KEMALİZM 100 YILLIK ASKERİ VESAYET DÜZENİNİN KILIFIDIR

Osmanlı’nın son dönemlerinde modernleşme süreciyle beraber devlet yapısında ve orduda örgütlenme, eğitim ve teknoloji vb. yapılarda değişim yaşanır. Etkin bir statü olan askerlik siyasallaşır ve askerler ülke yönetiminde daha da etkin aktörler haline gelir. Bu dönemin uzun ve büyük savaşlara sahne olması orduyu siyasal, toplumsal, iktisadi hayatı kapsayacak şekilde hayatın merkezine yerleştirir.

Cumhuriyet dönemiyle beraber ordu iç ve dış siyasetin tüm konularıyla ilgilenen bir aktör olur. 1923/27 arasında siyasi elitlerin aralarındaki mücadele silahlı kuvvetlerin kontrolü konusundadır.

Mustafa Kemal ve ekibinin muhalif güç odaklarını tasfiye etmesiyle asker-sivil ilişkileri tek parti rejimindeki formuna bürünür. Tek parti ideolojisini kendine ilke edinen ordu artık Türkiye milletinin değil “MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİ”dir.

Kemalizmin yılmaz bekçiliğini yapan bu askerler, canları sıkıldıkça toplumun ana damarına elit bir azınlık adına müdahale edip hizaya sokmaya devam ederler. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat bunlar arasında en baskın ve belirleyici olanlarıdır.

12 Eylül sonrası Türkiye’de artık kökleşmiş bir “SÜREKLİ DARBE REJİMİ” hakimdir. Devlet içinde devlet mantığı ile görünen iktidar yanında bir de gölge iktidar söz konusudur. Bazen Susurluk vb. kaza ve vakalarla görünmeyen iktidarın ipuçları yakalansa da kimse arkasını araştırmaya cesaret edemez. Kim kiminle ne iş yapıyor bilinmez, kime çalışıyor tahmin edilemez, her an en yakınındakinin ihanetine uğrayıp faili meçhul bir cinayete kurban gitmenin riski göze alınamaz.

ERGENOKON DAVA SÜRECİ, ABD TARAFINDAN YENİ TAŞERONU FETÖ’YE ALAN AÇMAK İÇİN, ESKİ TAŞERON KEMALİST DARBECİLERİN (ETÖ) TASFİYE SÜRECİDİR

12 Haziran 2007 Ümraniye’de yakalanan ipucu     ile Kemalist darbe düzenine vakıf değildik. Bu ipin ucunu yakalayanları, ipi bizim için tuttukları zannı ile destekledik. Halbuki bunlar cambaza cambaza diyerek, aslında kendileri hükmetmek istiyorlarmış, 15 Temmuz gecesi bunu net bir şekilde tecrübe ettik.

İttihat ve terakki darbesinin üzerinden tam yüzyıl geçmişken Ergenekon davasının başlaması tesadüf olabilir ancak Zaman gazetesinin bu davaya “yüzyılın davası” manşetini atması tesadüf değil!

Ergenekon davası öncesi yaşananlar; “darbe şartlarının olgunlaştırılması” mahiyetini taşıdığı anlaşılınca, 2004 darbe teşebbüslerinin, 2006’daki Danıştay cinayetinin ve 2007’deki Cumhuriyet mitinglerinin mercek altına alınması nasıl bir yapılanmanın olduğunu bizlere göstermişti.

2009’da davalar devam ederken birilerinin hala kaos  planları yaptığı ortaya çıktı. “İrtica ile mücadele eylem planı” çerçevesinde AK Parti ve Gülen Cemaati’ni tasfiye etmeye yönelik çabalara şahit olundu. “Balyoz darbe planı” ile geleneksel refleksler tekrar toplumu küçük görüp halk üzerinde planlar yapmıştı.

Mahkemeye dahi çağırılması düşünül(e)meyecek makamlardaki insanlar yargılanmaya başlamıştı. Duruşunu değiştirmeyip darbeden yana tavır alanlara rağmen toplumun önemli bir kesimi geçmiş korkulardan arınarak, iradesine sahip çıkmayı denemişti.

Süreçte verilen E-Muhtıralar, 367 krizi, yüksek yargı ve askeri bürokrasi ile yapılmaya çalışılan müdahaleler, siyaset üzerinde oluşturulan baskı bugün olduğu gibi toplumun ve temsilcilerinin dik durmasıyla bertaraf edildi.

Eğer bu süreçler yaşanmasa ide, 15 Temmuzda halkımız bu denli bir cesaretle meydanlara çıkabilir mi, anlı şanlı Generaller adi birer suçlu gibi kelepçelenip içeri tıkılabilir miydi sorusuna vereceğimiz cevap, Ergenekon ve Balyoz dava süreçlerinin önemini ortaya koymaya yeter aslında.

Hülasa dünün darbecilerine dik duranlar bugünün darbecilerine de dik durdular. Türkiye halkı çok önemli bir testten başarı ile geçti. Artık gıpta ile baktığımız Mısırlı Müslüman  kardeşlerimizin örnekliğini yaşayan bir topluma sahibiz. Her ne kadar içimizdeki beyinsizlerin varlığı moralimizi bozsa da, Rabbimiz yolunda can verenlerin şahitliğini kabul buyuracaktır.

TÜM DARBELER BATI İÇİN, BATININ EMİR VE DESTEĞİYLE YAPILMIŞTIR

15 Temmuz FETÖCÜ Darbe Teşebbüsünü yapan alçakların kendi halkına yaptığı vahşet tüm ayrıntılarıyla medyaya yansımasına rağmen, başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere Batının darbenin püskürtülmesi karşısında yas tutmasına ve katledilen masumları değil darbecileri savunmaya çalışmalarına hiç şaşırmadık! Zira onların gerçek yüzlerini Mısırda yapılan darbede görmüştük.

Çünkü onlar evrensel değerleri sadece kendilerine yakıştırır. Doğu toplumları onlar için “barbardır” ancak silahla hizaya sokulabilir! Sanki biz, bir gecede 3000 insanın katledildiği Mısır’da darbeye darbe bile diyemeyen Batıyı tanımıyoruz! Sanki Suriye’deki ikiyüzlülüklerini bilmiyoruz!

Başta ABD olmak üzere tüm Batının dün KEMALİZM adına yapılan darbelerin olduğu gibi, bugün FETÖ adına yapılan darbenin de asıl aktörleri olduğunu bu gün dağdaki çoban bile anlamış durumdadır. Ey Batı! Biliyoruz ki; siz Türkiye’deki 100 yıllık Askeri vesayet idaresi ve kesintisiz darbeler sürecinin asıl aktörlerisiniz. Biz şu anda maşalarınız ve tetikçilerinizle mücadele ediyoruz ama sizi de unutmuş değiliz, sizinle de hesaplaşacağımız günler er geç gelecek! Siz de bizi unutmayın ki, hesabınızı iyi yapasınız!

FETÖCÜLER KADAR KEMALİSTLER’ DE POTANSİYEL TEHLİKEDİR!

Sonuçta ortada hala TSK denilen bir güç var ve bu gücün asıl misyonu hala KEMALİZM. Bu halk ininden çıkmaya çalışan farklı bir Cunta olan FETÖ’cülere gereken dersi verdi ve süreç içinde TSK içindeki bu yapı tamamen temizlenecek ve tekrar KEMALİST blok güçlenecek.

Darbe tehdidinin Kemalizm, Fetöcülük yada başka ideolojiler kılıfı altında bu inden çıkmanın tekrar gelenek haline gelmesi en büyük tehlikedir. Çaresi ise, Anayasada Kemalizmin ve laikliğin resmi ideoloji olmaktan çıkarılması, tüm kanunlar ve mevzuatlar ve ders kitaplarının bu ideolojiden temizlenmesidir. Ayrıca çok güçlü olan askeri ve yargı bürokrasisinin şeffaf, hesap verebilir şekilde, içerde ve dışarda birbirinden bağımsız hale getirilmesidir.

Bu gün bazıları Fetöcüleri bahane göstererek KEMALİST DARBECİLERİ aklamaya çalışıyor ama nafile, bizler balık hafızalı değiliz. Bu gün FETÖCÜLERİN ihanetini nasıl gördük ve püskürttü isek, dünün DARBECİLERİ OLAN KEMALİST ETÖCÜLERİ ve 100 yıllık ihanetlerini ve zulümlerini de unutmadık ve onların hala en büyük tehdit olduğunu görmeyecek kadar basiretsiz ve gafil değiliz.

Eğer bir gün bu kesimden de bir darbe teşebbüsü olursa, FETÖCÜLERİN başlarına gelenin onlarında başına geleceğini, artık halkımızın uyandığını ve kuru gürültüye pabuç bırakmayacağını, bu nedenle ayaklarını denk almalarını tavsiye ediyoruz onlara.

Hülasa, bugünün darbecileri olan Fetöcülerin püskürtülen ve pek çok hayırlara vesile olan 15 Temmuz Askeri Darbe Teşebbüsü, dünün darbecileri olan Etöcüleri ( Kemalistleri) ve her iki kesimin arkasındaki esas güç olan batıyı asla aklayamaz, Ne bizim ne de Rabbimizin nezdinde!

Mustafa SİEL

Özgür-Der Amasya Temsilcisi

HABERE YORUM KAT

2 Yorum