Saddam'dan Kaddafi'ye diktatör psikolojisi?

23.08.2011 00:38

Abdulhamit Bilici

Bin Ali ve Mübarek'ten sonra 42 yıldır ülkesinin başına çökmüş Albay Muammer Kaddafi'nin de bileti kesilmek üzere. Yakın dönemde adeta Ortadoğu'nun kaderi haline gelmiş diktatörlüklerden biri daha sona yaklaşıyor.

Gerçi bir toplumun, yabancı güçlerin büyük çaplı askerî desteği sayesinde kendi başlarındaki liderden kurtulmak zorunda kalmaları hiç iç açıcı değil. Ama bu eksantrik diktatörün, kendi dışında hiçbir kurum veya örgütlü bir yapı bırakmadığı Libya'da başka türlü bir değişim imkânı var mıydı çok tartışılır. Zira NATO'nun verdiği büyük desteğe rağmen muhalefetin Kaddafi'yi alt edebileceğine dair yer yer ciddi şüpheler oluşmuştu.

Kaddafi'nin devrilmesine gerçekten sevinmek için muhalefetin, onun kurduğundan daha özgür, daha istikralı bir düzen kurup kuramayacağını görmek lazım. Tek adam yönetiminden çoğulcu bir yapıya geçilebilecek mi? Ülkenin tümünü temsil eden kurumlar oluşturulabilecek mi? Kabileler arası yeni bir denge sağlanabilecek mi? Ülkenin Kaddafi'den kurtulmasına yardım eden yabancı güçler, dünya petrol üretiminde önemli bir yere sahip olan Libya'yı rahat bırakacak mı? Sovyet işgalinden kurtulan Afganistan'da mücahit gruplar arasında başlayan iktidar savaşını ve Saddam'dan kurtulan Irak'ın içine düştüğü kaosu biz de unutmamalıyız, Libyalılar da.

Ancak başta Suriye'deki Baas rejimi olmak üzere, yönettikleri halkların adalet, özgürlük ve değişim taleplerine cevap veremeyen bölgedeki bütün yapıların Libya'daki gelişmelerden ders çıkarmakta acele etmesinde yarar var. Libya örneği gösteriyor ki; devlete ait tüm güvenlik imkânlarını seferber etmek de özgürlük taleplerini bastırmaya yetmiyor. Askerî anlamda hiçbir organizasyon kabiliyeti olmayan insanlar, düzenli ordulara kafa tutabiliyor. Güçlerinin yetmediği noktada, her örnekte garanti olmasa da dünyanın katliama seyirci kalmayıp yardıma koşma ihtimali bulunuyor.

Gerçi Saddam'ın feci akıbetinden, Mübarek'in kafesteki halinden veya Kaddafi'nin düştüğü durumdan ders almaları çağrısının, bu tür liderler için ne kadar anlam ifade ettiği çok tartışmalı. Zira bu tür liderlerden hiçbirinin, en samimi dostlarının bile yaptığı "Uçuruma doğru gidiyorsun!" ikazından ders alıp, objektif bir şekilde içinde bulundukları durumu okuyarak, buna uygun tedbir aldığı vaki değil. Genelde aldıkları tedbirlerin, sonlarını hızlandıran cinsten olması da galiba ortak bir yanları.

Körfez Savaşı hezimetini 'büyük zafer' diye niteleyen Saddam'ın en yakın adamı El Sahaf, Amerikan askerleri Bağdat'ın merkezine kadar girmişken, "ABD'li katırları tanklarına hapsettik" diyordu. Önceki gün Beşşar Esed de şöyle demiş: "Mevcut durum beni endişelendirmiyor. Yaşananlarla mücadele edecek durumdayız. Suriye'ye karşı yapılacak hamle, katlanamayacakları çok büyük sonuçlara neden olabilir."

Farklı zaman ve zeminlerde bu liderlerin benzer hataları tekrar etmesi, belki de bu tür diktatör veya yarı dictator liderlerin psikolojilerindeki ortaklıklarla ilgili. Hele CIA'in taa 1943'te uzmanlara "Adolf Hitler'in Psikolojik Analizi"ni yaptırdığı düşünülürse. Diktatörlerin psikolojisi dendiğinde şu genel özellikler sayılıyor: Kendini aşırı derecede beğenme; megalomanlık ve narsisizm. Zeki oldukları için kitleleri etkileyecek duyguları çok iyi taklit etmek ama insani duygulardan yoksun olmak. Hatalı olabileceğini asla düşünmeme ve dolayısıyla bu tür görüşleri dile getirenleri dinleme yerine cezalandırma. Korku salarak sadakat sağlama ve toplumu bastırma.

Diktatörlerin psikolojisi üzerine bir çalışma yapan James Fallon ise psikopat karakterlerin ortak özelliklerini şöyle sıralıyor: Neşeli, karizmatik, bağımsız, aşırı cinsel dürtü, merhametsiz, sadist, usta yalancı, güce karşı aşırı ihtiraslı. Beyindeki bazı özelliklerin yanı sıra çocuklukta yaşanan zorluklar ve aile ile ilişkilerin de önemine değinen Fallon, davranışlarından hareketle Kaddafi için ise 'paranoyak, narsist, güce aç ve kibirli' diyor.

Bazı yöneticilerin neden diktatör olduğuyla ilgili açıklamalar şu 3 kategoriye giriyor: 1- Diktatörler psikopattır. 2- Diktatörler paranoyak narsistlerdir. 3- Diktatörler, mutlak gücü el etme veya kullanma sürecindeki ağır koşullardan dolayı zihinsel hastalığa yakalanan normal insanlardır.

Önemli Müslüman düşünürlerden Seyit Hüseyin Nasr, Libya'yı konuştuğumuz bir sohbette, kendi gözleriyle şahit olduğu Kaddafi'nin çift kişilikli halini şöyle anlatmıştı: "Görüşmenin başında, aklı başında, dünyanın gidişatından haberdar bir insan olan Kaddafi ile konuştum. Sonra sanki o şahıs gitmiş; yerine anlamsız şeyler söyleyen; mevzuyu takip edemeyen biri gelmişti."

Normalde psikopatlar hastanede tedavi görür; ama galiba Ortadoğu'da çoğu ülke yönetiyor!

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim