1. YAZARLAR

  2. Roni Margulies

  3. Sabotaj yapabilecek kişiler
Roni Margulies

Roni Margulies

Yazarın Tüm Yazıları >

Sabotaj yapabilecek kişiler

A+A-

Bir parti tam oylarını arttırırken, ana muhalefet olma ihtimalini yakalamışken, toplumun her kesiminden bir “siyasi parti” muamelesi görürken neden eski günlerdeki gibi “derin devletin” uzantısı bir şiddet örgütü haline gelmeye başlar?

MHP’nin son politikalarıyla, açıklamalarıyla, tehditleriyle, saldırılarıyla oyunu arttıramayacağı, tam aksine ciddi bir oy kaybına uğrayacağı açık.

Bunu neden göze alıyor?

Neden siyasi bir parti olmaktan vazgeçiyor?

Oylarını arttırmaktan, ana muhalefet olmaktan, hatta bir koalisyon ortağı olup iktidara gelmekten daha büyük olan ödül nedir MHP için?

Ne karşılığında vazgeçiyor ciddi bir siyasi parti olmaktan?

Ne karşılığında şiddeti tırmandıran ve daha da tırmandıracağı işareti veren bir örgüt oluyor?

MHP, ciddi bir siyasetten, kan kokulu bir şiddete neden geçiyor?

Bu soruların siyaseten mantıklı bir cevabı yok.

Mantık dışı bir başka gelişme olmalı.

Şamil Tayyar, Ergenekon yandaşlarının MHP içinde güçlenmeye başladığını yazmıştı, bizim gazetede bugün Emre Uslu’nun, “Yeşil’le ilişkili” olduğunu iddia ettiği bir MHP yöneticisinden bahsettiğini okuyacaksınız.

MHP, “derin devletin” eline mi geçti?

Son zamanlarda iyice tıkanıp bunalan “derin devlet”, elindeki son kart olarak MHP’yi görüp onu mu sokağa sürecek?

Bugüne dek MHP’nin başkanı olarak görülen Devlet Bahçeli, yönetimi başkalarına mı kaptırdı ya da yönetimi kaptırmamak için tuhaf anlaşmalar mı yapmaya koyuldu?

Tehditlerinden MHP’nin kanlı bir bela çıkarmaya hazırlandığı anlaşılıyor.

Geçmişi düşündüğümüzde bunu yapabileceklerini biliyoruz.

Zaten onlar da “geçmişi” hatırlatmaya çalışan bir üslupla tehdit ediyorlar.

Bahçeli, isim vermeden, hakaretlerle andığı bazı “yazar ve yorumcuları” asla “affetmeyeceklerini”, yazılan yazıları “tek tek not ettiklerini” söylüyor.

Tam olarak neden şikâyet ediyor?

Osman Durmuş’un konuşmasının eleştirilmesinden.

“Bizi eleştiremezsiniz” demeye getiriyor, eleştirirseniz “sizi affetmeyiz”, isimlerinizi not ederiz.

Bahçeli’nin isim vermeden tehdit ettiklerinin kimler olduğunu yardımcısı Semih Yalçın daha açık söylüyor, Vakit ve Taraf gazetelerini isim vererek hedef gösteriyor.

Ve şöyle diyor:

“Başbakan’ı ve yardakçılarını ikaz ediyoruz, Türk milliyetçileri bütün bunların hesabını mutlaka soracaktır. Son olaylarla birlikte, göstereceğimiz müsamahanın sınırı daralmaktadır.”

MHP yöneticileri “affetmeyecekler” ve “hesabını soracaklar”.

Peki, ne yapacaksınız?

Eskiden yaptıklarınızı mı?

Vurduracak mısınız?

Adamlarınızı gönderip saldırtacak mısınız?

Bunları mı yapacaksınız?

Bununla mı tehdit ediyorsunuz bizi?

Şimdi buradan, son zamanlarda parti başkanı olmaktan vazgeçip çete reisi gibi tehditler savuran, yardımcılarıyla bizi hedef gösteren, bizi sokaklarda vurdurmak için adamlarını azmettiren konuşmalar yapan Bahçeli’ye sesleniyorum.

Hadi gönder adamlarını.

Biz iyi bir avız.

Silahsızız, savunmasızız, korunmasızız.

İstediğiniz yerde bizi vurdurabilir, istediğiniz yerde üstümüze adamlarınızı salabilirsiniz.

Biz bunu göze almışız.

Sizin gibi adamların tehdidinden korkmaktansa ölüm evladır bize.

Peki siz, bizim başımıza bir şeyler geldikten sonra yaşayacaklarınıza hazır mısınız?

Parti başkanlığınızın ya da başkan yardımcılığınızın sizi kurtarabileceğini mi sanıyorsunuz, keyfinizce cinayete, saldırıya azmettirip paçayı sıyırabileceğinize mi inanıyorsunuz?

Eski günlerdeki gibi “derin devletin” adamları gelip sizi hapisten çıkartabilecekler diye mi düşünüyorsunuz?

Yanıldığınızı o demir parmaklıkların ardına girdiğinizde anlarsınız.

Siyasetçiyseniz, doğru dürüst siyaset yapın, eleştirilere fikirlerinizle karşı çıkın, çete reisiyseniz çete reislerinin başına gelene hazırlayın kendinizi.

Oylarınız bu kadar yükselmişken neden aniden ciddi bir parti olmaktan vazgeçtiğinizi bilmiyorum.

Ama şunu hiç unutmayın, bundan sonra siyasete kan bulaştıran, Türkiye’ye kanlı tuzak kuran herkes, o kanın hesabını öder, o tuzağa kendi düşer.

TARAF Manşetin altında şöyle yazıyordu geçen hafta:

“Erdoğan’ın Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin değiştirileceğini açıklaması ‘Kırmızı Kitap’taki ‘iç tehdit’ bölümünü gündeme getirdi. Azınlıklar, Kürtler ve cemaatler ‘tehdit’ olarak görülüyor.”

Ne zamandan beri görülüyor? ‘İç tehdit’ kavramını Ergenekoncular mı uydurdu, Şener Eruygur ve arkadaşları mı, Özel Harp Dairesi mi? Yoksa daha mı eski? Kenan Evren mi, 12 Eylül Anayasası’nı hazırlayanlar mı?

I-ıh. Hiçbiri değil. Çook daha eski.

‘İç tehdit’, Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt. Her yıl 23 Nisan’ın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak değil, Ulusal Egemenlik, İç Tehdit ve Çocuk Bayramı olarak kutlanması bazı çevrelerde iyi karşılanmayabilir, ama tarihsel açıdan hatalı olmaz.

Türkiye Cumhuriyeti, Türk ulusunun ulus-devleti olarak kurulmuştur. “Türk kime denir?”, “Bu devletin vatandaşı olan herkes Türktür” (acaba?), “Mukadderat ve talihlerini Türk milletine arzularıyla rapt edenler Türktür” (etmeyenler nedir?) filan gibi tartışmalar yapılmıştır elbet. Ama Cumhuriyet’i kuran kadroların bir an bile kuşkusu olmamıştır: Türkiye Türklerindir. Türk diye Sünni Müslüman etnik Türklere denir.

Geriye kimler kalır? Ne Türk ne de Müslüman olanlar, yani gayrımüslimler; bir de Müslüman olan ama Türk olmayanlar, yani Kürtler.

Bunlardan birincisinin ‘iç tehdit’ olduğu besbelli; bunlardan kurtulmak gerekir. Ve nitekim kurtulunmuştur. İkincisi ise asimile edilebilir, Türkleştirilebilir. Ne var ki, kısa bir süre denendikten sonra, Türkleşmemekte ısrarlı oldukları anlaşılmış ve bunlar da ‘iç tehdit’ kapsamına alınmıştır.

Kanıtlamak gerekir mi, bilmem, ama bir örnek vereyim.

İskân Kanunu, 14 Haziran 1934’te kabul edilir.

Kanunun 1. maddesine göre, “Türkiye’de Türk kültürüne bağlılık dolayısiyle nüfus oturuş ve yayılışının, bu kanuna uygun olarak, İcra Vekillerince [yani Bakanlar Kurulu’nca] yapılacak bir programa göre, düzeltilmesi” görevi Dahiliye Vekaleti’ne verilmiştir.

‘İç tehdit’ ifadesi yok, ama nüfus “Türk kültürüne bağlılık” açısından ikiye ayrılmış, bağlı olanlar var, olmayanlar var. Ve bunların ülke sathına yayılışını “düzeltmek” gerek. Nasıl mı? Şöyle:

Madde 9’a göre, “casuslukları sezilenleri sınır boylarından uzaklaştırmaya” Dahiliye Vekili yetkilidir.

Madde 11 (b) uyarınca, “Türk kültürüne bağlı olmayanlar veya Türk kültürüne bağlı olup da Türkçe’den başka dil konuşanlar hakkında harsi, askeri, siyasi, içtimai ve inzibati sebeplerle, İcra Vekilleri Heyeti kararıyla, Dahiliye Vekili lüzumlu görülen tedbirleri almaya mecburdur. Toptan olmamak şartıyla başka yerlere nakil ve vatandaşlıktan iskat etmek de bu tedbirler içindedir.”

“Başka yerlere” kimler nakledilecek? Önce “casuslukları sezilenler”. Dikkat edelim: “casuslukları kanıtlananlar” değil, “casuslukları sezilenler”! Kim sezecek? Dahiliye Vekili. Üstelik bunlar mahkemeye verilip suçlu bulunursa nakledilmeyecek. Dahiliye Vekili’nin yetkisi var, vereceği basit bir emir yeterli.

Sonra “Türk kültürüne bağlı olmayanlar” ve “Türkçe’den başka dil konuşanlar”. “Türk kültürüne bağlı olmayanlar” kim? Gayrımüslim azınlıklar. “Türkçe’den başka dil konuşanlar” kim? Kürtler.

Denebilir ki, “Yahu, yasa var, tamam, ama uygulanmadı ki böyle bir şey”. Uygulanıp uygulanmadığını merak edenlerin Trakya bölgesinde bugün tek bir Rum veya Yahudi kalmış olup olmadığını araştırmasını öneririm.

Denebilir ki, “Yahu, tamam, böyle bir yasa varmış, ama eskidenmiş. Şimdi olmaz öyle şey”. Olup olmadığını merak edenlerin 1990’lı yıllar boyunca kaç tane Kürt köyünün boşaltıldığını araştırmasını öneririm.

Ve denebilir ki, “Ne uğraşıyorsun 1930’larla, günümüze bakalım”.

Olur, 1988-1993 yılları arasında geçerlikte olan Sabotajlara Karşı Koruma Yönetmeliği’ne bakalım.

“Sabotaj yapabilecek kişiler (Sabotörler)” arasında kimleri buluruz? “Memleket içindeki yerli yabancılar (Türk tebaalı)” ve “Mevsimlik işçiler”.

“Yerli yabancı” olarak ben kendimi tanıdım. “Mevsimlik işçiler” de kendilerini tanımış olacak ki, bir kısmı epeydir dağlarda yaşıyor.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT