SABED Kuran Seminerleri Devam Ediyor

26.02.2012 00:51
SABED Kuran Seminerleri Devam Ediyor
Sapanca’da Kur’an Seminerleri Mürselat Suresiyle Devam Etti.

Şubat ayında dördüncüsü düzenlenen Hayat Kitabımız Kur’an Seminerlerinde eğitimci Erol ÜLGEN tarafından “Vahyin Hatırlatan Vasfı ve Mürselat Suresi” başlıklı seminer Sabed dernek merkezinde gerçekleştirildi.

Seminerine öncelikle sure hakkında bilgiler vererek başlayan Ülgen

Surenin temel konularını;

-Kıyametin kopuş sahneleri

-Hesap gününün ayrım günü olması

-İnsanın yaratılışı

-Hesap gününün bazı sahneleri

-Allah’ın varlığının, birliğinin ve kudretinin bazı delilleri olarak tanımladı.

Surenin ana konularını yerinde vurgularla tanımlayan Ülgen, ardından surede geçen bazı kavramların hangi anlamda kullanıldıklarını açıklayarak, dinleyicilere surede geçen ayetler ile kullanım yerleri konusunda bağlantı kurmalarına zemin hazırlamış oldu.

 المرسلات - el–mürselât sözcüğü, إرسالل - irsâl kökünden türemiş olup "gönderilmişler" anlamındadır.

 عُرْفً- 'urf = bilgi sözcüğü, "ilim, irfan/iyiyi kötüyü, eğriyi doğruyu ayırabilme özelliği" demektir ve genel olarak bu anlamda kullanılır. Nitekim örf, ma'rûf gibi sözcükler de bu anlam ekseninde olan sözcüklerdir.

الْعَاصِفَاتِ- el-'âsıfât sözcüğü, عصف - 'asf kökünden türemiş bir ism-i faildir. 'Asf sözcüğü, "bitkilerin kuru yaprağı" demek olup bitkilerin kuru yapraklarının rüzgâr etkisiyle savrulması Arapçada bu sözcükle ifade edilmiştir.

النَّاشِرَاتِ-en-nâşirât sözcüğü, نشر - neşr sözcüğünden türemiştir. Neşr sözcüğü daha çok "yaymak" anlamıyla meşhur olmakla beraber bu anlamı yanında "açmak, açığa çıkarmak, kesmek" anlamlarıyla da kullanılmıştır. Nitekim Türkçede de "neşriyat" [gazete, kitap, dergi gibi yayınlar] ve "neşretmek" [yayınlamak] gibi kelimeler, sözcüğün "yaymak" anlamına uygun olarak kullanılmaktadır.

الْفَارِقَاتِfârikât sözcüğü, "iki şeyi birbirinden ayırmak" anlamındaki فرق - fark mastarından türemiş olup tefrik sözcüğü ile aynı anlamdadır. Ancak, fârikât sözcüğü, makulât [soyut şeyler]  için, tefrik sözcüğü ise mahsusat [somut şeyler]  için kullanılır. Bu nedenle fârikât sözcüğü, "soyut şeyleri birbirinden ayıranlar" demektir. Yine fark kökünden türemiş ve bu anlama gelen bir sözcük daha vardır ki aynı zamanda Kur’an’ın adı olan furkandır.Bakara suresinin 53. ve Enbiya suresinin 48. Ayetlerinde Hz.Musa’ya da verildiği ifade edilen Furkan soyut şeyler olan hakk ile batılı, iman ile küfrü, iyi ile kötüyü birbirinden ayırdığı için Kur’an’a da isim olarak verilmiştir.

يوم  - yevm ve الفصل - el-fasl sözcüklerinden oluşan bu ifade, "ayırt etme günü" anlamına gelen bir isim tamlamasıdır.  

El-fasl sözcüğü ise isim olarak "iki şey arasındaki mesafe", fiil olarak da "iki şey arasına mesafe koymak, bitişik hâle gelmiş iki ayrı şeyi birbirinden ayırmak" anlamlarına gelir.  Yani, o gün, hakk ile bâtıl, mümin ile kâfir birbirinden ayrılacaktır. Kıyâmet gününe, Yevmü'l-fasl [ayırt etme günü] denmesinin sebebi budur. Bazılarının, "karar günü", "hüküm günü" olarak çevirdikleri 13. Âyetten başka aynı Sûrenin 38. Âyetinde de karşımıza gelecek olan Yevme'l-fasl = ayırma günü ifadesi, değişik ayrıntılarla başka ayetlerde de tekrarlanmıştır.

Ülgen daha sonra vahyin nasıl bir hatırlatma olabileceği sorusundan yola çıkarak şunları belirtti:

İlahi mesajın özü Tevhid'dir. Tevhid yaratmada, yönetmede, hüküm koymada, gaybı bilmede, mutlak yetkinin Rabbimize ait olduğunu kavramak; her türlü şirke, zulme, sapkınlığa karşı tavır sahibi olmak; kulluğumuzu ve dinimizi yalnızca Allah'a has kılmak bilincine ulaşmaktır

Hak ile batılın, adalet ile zulmün, tevhid ile şirkin, rabbani olan ile şeytani olanın mücadelesi... bu mücadelede tevhidi taraf olmak gerekmektedir.

Zihinlerdeki Allah telakkisi, vicdani, soyut bir düşünce olmaktan çıkıp; itikad   , iman derecesine yükseldikçe Allah'ın/vahyin, hayata müdahalesi artar. Zaten kısaca Allah-insan, insan-insan, insan–eşya ilişkisi olarak tanımlayabileceğimiz 'din'in temelini de Allah telakkisi oluşturmaktadır.

Kur'an'ın temel davası, insanın zulme sapmadan hayatını sahih bir inanç, sağlam bir düşünce ve salih amellerde bulunarak sürdürmesini sağlamaktır.

Kur'an'ın ilk inen ayetleri, insana kim olduğu, onun nereden geldiği, niçin geldiği, nasıl bir sonla karşılaşacağı, bilginin kaynağının ne olduğu, hayatının oluşumu ve işleyişi, diğer insanlarla vb. varlık alemiyle ilişkisinin boyutlarının nasıl olması gerektiği etrafında yoğunlaşır.

Hayatı ve bu hayat içinde gerçekleşen bir çok olgu ve olayları doğru kavramak, bunlar karşısında doğru bir duruş, tutum ve tavır alabilmek, insanın bakış açısını, davranışlarını belirleyen kavramları gereği gibi anlamak için Kur'an mihenk taşı olmalıdır. Zira Kur'an hidayet kaynağı olduğu gibi, rahmet, şifa, inzar, furkan, tebliğ, beyan, öğüt, hikmet kaynağıdır da. İnsanın tasavvurunu belirlerken aynı zamanda idrakine bulaşan her türlü kiri gidermenin, vahyi değerlerden uzaklaşmanın neticesi olan zulmün, münkerin, fesadın ve tuğyanın nasıl ortadan kaldırılacağının yollarını da gösterir.

"Onların bazıları O'na (Kur'an'a) iman eder, bazıları da etmez. Ama Rabbin kötülerin (müfsidin) kimler olduğunu bilir." (Yunus, 40)

"İman etmeyen (keferü) ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya, Biz kötülük etmelerinden (yufsidune) dolayı onlara ceza üstüne ceza vereceğiz." (Nahl, 88)

"Allah'tan başka ilah yoktur… Fakat sırt çevirirlerse, muhakkak Allah kötülük edenleri (müfsidun) tanır." (Al-i İmran, 62-63)

İman, bilginin içselleştirilmiş, yakin hale getirilmiş, bilinç düzeyine yükseltilmiş biçimidir. Pratikte tezahür etmeyen iman, ancak kuru bir bilgi yığını olabilir. Ahirete inandığını söyleyip hayatında bu imanın yansıması bulunmayanlar, gerçekte iman etmiş değillerdir. Kur'an'da iman, sadece kabul anlamında hiçbir zaman kullanılmaz, tersine sürekli amellerle birlikte zikredilir. Ve insanların iman ettik demekle bırakılmayacakları belirtilir: "Elif, Lam, Ra. İnsanlar sadece iman ettik demekle, hiç imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun biz, onlardan öncekileri sınadık. Elbette Allah, doğruları bilecek, yalancıları da bilecektir." (Ankebut, 1-3)

Kur'an, insanlara vaad edilen ahiret hayatını kuru bir anlatımla geçiştirmiyor, aksine kalıcı olması için görülecek mükafat veya çekilecek cezaları canlı bir tablo halinde gözler önüne seriyor, Hatta kıyamet (saat)le ilgili ayetlerde yer yer geçmiş zaman formu kullanarak anlatılanların mutlaka gerçekleşeceğini vurguluyor. Kimi zaman da dünya ile ahiret hayatını içice aktararak haberden inşaya geçmekte karşılıklı konuşmalara yer vermektedir. Azabın korkunçluğu olağanüstü tasvirlerle anlatılır. "Varlık sahibi yalanlayıcıları bana bırak. Onlara az bir mühlet ver. Çünkü onları, bukağılar, cehennem ateşi, boğaza duran yiyecek ve can yakıcı azap beklemektedir. Yeryüzü ve dağlar şiddetle sarsıldığı gün, dağlar savrulan kum yığını haline gelir." (Müzzemmil, 11-14; Ayrıca bkz. 22/1-2; 50/ 20-26: 56/1-6; 80/34-37; 22/1-2; 68/42-43)

Kendisine fücur ve takva ilham edilen insan, sürekli dünyaya meyyaldir. Az bir geçimlik de olsa yakın olanı, dünyayı ister. Oysa Kur'an, sürekli dünyevileşmeden, tercihleri dünyaya yönelik yapmaktan sakındırır. Asıl mükafatın ebedi olarak ahirette verileceğini vurgular. Ahireti eksen alan vahiy, insanların ahireti gözeterek tercihte bulunmalarını ister. Fakat mistik anlayışlarda olduğu gibi tamamen dünyayı boş vermeyi de asla hoş görmez. (2/200) 'Hayır! Doğrusu siz; yetime ikram etmiyorsunuz. Düşkünü doyurmak için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Mirası hak gözetmeden yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz... O gün cehennem ortaya konur, işte o gün insan, hatasını" anlar, fakat pişmanlığı fayda vermez. 'Yazıklar olsun bana. Keşke dünyadayken salih amel işlemiş olsaydım' der." (89/Fecr, 19-24)

Kur'an, yapılan amellere dikkat çekerek insanların mutlaka hesap vereceklerini, amellerinin karşılığını göreceklerini hatırlatır, insana şah damarından daha yakın olan Rabbimiz, yapılacak zerre kadar iyilik ve kötülüğün karşılığının mutlaka görüleceğini (99/7-8) belirterek her an hesap verme ve kulluk bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini ortaya koyar. Böylece adımlarını hesaplı atan, hareketlerini kontrol eden ve hesap verme bilincine sahip ölçülü insanlar yetiştirmeyi hedefler.

Afişe olmama riske girmeme endişesiyle hareketsiz kalmak yerine hayatlarımızı mücadele ile geçirmek gerekir. Çünkü ahirete iman demek, namaz kılmak, infak etmek, yetimi yoksulu doyurmaya ön ayak olmak zalim günahkara itaat etmemek demekti. Ayetler, dünyadaki konumlarının tersine ahirette müminleri mükafat içinde, inkarcıları ise zelil bir konumda resmeder. (51/Zariyat, 10-19)

Bunun içinde kimliğimize ya da elbisemize sıçrayan her türlü kiri temizlememiz gerekmektedir. Rabbimiz  “siyab”, yani elbise temizliğine işaret ederken, vücut-giyim temizliği ile nefis ve şahsiyet temizliğine birlikte işaret etmektedir. Nefis veya şahsiyet temizliğini de kapsayan bu mecazi anlatımın en güzel tefsiri ise Â’raf Sûresin’de -26. ayet ile- karşımıza çıkmaktadır. Rabbimiz Ademoğullarına çıplaklıklarını örtecek ve onlara zerâfet katacak elbiseden (riş) bahsederken, en önemli elbisenin ise “takva elbisesi” olduğunu belirtmektedir.

Takvasız bir elbise ise, erkek olsun kadın olsun kişinin ruhsuz cesedini süslemesinden farklı değildir.

Belirtildiği gibi takvaya ermek için tabii ki “rucz”dan, yani sonsuz azaba yol açan günahlardan “hicret” etmeliyiz. Buradaki hicret bir terki diyar hali değildir. Nefsimizde yeşerteceğimiz bir köklü değişim halidir.

Bu keyfiyet, nefsimizi kuşatıldığımız şartların kötülüklerinden uzaklaştırmak halidir. fıtri ve vahyi hedeflerin özgünlüğü ile güçlendirilecek bir direniş, ıslah ve inşa projesine hicret etmek demektir. Bizler, Ankebut Sûresi’nde anlatıldığı gibi Lut (a)’ın yaşadığı ruczdan, lutilikten uzaklaşırken “Ben Rabbime muhacirim” dediği gibi Rabbimizin doğrularına, fıtratın doğrularına, Kur’an’ın doğrularına ve Rasulullah’ın ahlakına hicret vesileleri aramalıyız.

Seminer, Ülgen’in vahyin hatırlatan vasfına dönük bu değerlendirmesinin ardından dinleyicilerin katılımları ile sona erdi.

Bir sonraki seminer ise “İnsanın Önündeki Tuzaklar ve Kaf Suresi” başlığıyla Şükrü BARIŞIK tarafından  24 Mart 2012 Cumartesi günü düzenlenecektir.

  • Yorumlar 3
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim