1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. S. E. Çakırgil’den Suriye Eleştirilerine Cevap…
S. E. Çakırgil’den Suriye Eleştirilerine Cevap…

S. E. Çakırgil’den Suriye Eleştirilerine Cevap…

Bugün beni kendi yanlış yollarında, yanlarında görememiş olmalarından dolayı kızgınlık içinde olanların yaptığı gibi, ben de onları silip atmam.. Çünkü, idraklerinin farklı çalışmasına şaşırsam bile, samimiyetlerinden şübhe etmiyorum..

A+A-

Çeşitli internet sitelerinde yapılan yayınların bazılarından haberdar ediliyorum.. Bazı arkadaşlar, ’Hakkınızdaki bu yazıyı görmemiş olabilirsiniz..’ diye, bana da bazı yazıları geçiyorlar.. Bazıları da, takma isimlerle ulaştır(t)ıyorlar..

Oralarda, geçmişte, hakkımda iyiniyet ve hüsn-i zan beslediğinden dolayı şimdi elem duyduklarını söyleyen tipleri görüyorum.. Hattâ, nice eski dostları..

Onların deyimiyle‚ ’İran düşmanı’ yazılar yazıyormuşum..

Bu tür bir iddiayı temelden reddederim..

Çünkü, bu satırların sahibi, hiç bir coğrafyanın dostu veya düşmanı değildir.. Sadece doğruluğuna inandığı değerlerin yanında ve yanlışlığına inandıklarının da karşısında olmayı şiar edinmiştir.. Ve bütün âlemler Rabbimiz’indir ve her yer, Allah’ın dininin hâkimiyetine lâyıktır.. Nihaî hedef de zâten böyle gösterilmiyor mu bizlere, Baqara Sûresi, 193’de.. ’Fitne tamamen yok edilinceye ve yalnızca Allah’ın dini hâkim kılınıncaya, yalnızca Allah’a kulluk edilinceye kadar, savaş- mücadele…’

Böyle solunca da filanca toprağın, falanca coğrafyanın dostu veya düşmanı olmak, bir müslüman için sözkonusu edilecek bir şey olmasa gerek.. ’El’garb’u lenâ, ve-ş-şarq’u lenâ..’ (Batı da bizimdir, Doğu da bizimdir..)

Bu cümleden olarak belirteyim ki, ’Şah İran’ına da düşman değildim.. Şahlık sisteminin temsil ettiği mânâya karşıt idim..

Bana geçmişte dost olan veya beni dost bilenler kendilerinin istedikleri gibi düşündüğüm, istedikleri gibi konuştuğum-yazdığım için değil de, doğru olduğuna inandığıma söylediğim için dostluk besliyor idiyseler..

Merak buyurmasınlar, ben, -Allah’ın izniyle-, yine o’yum.. Yok, eğer beni doğruluğuna inandığım gibi değil de, başkalarının beğenisine göre düşünen, konuşan-yazan birisi olarak seviyor idiyseler, yanılmışlardır ve bunu şimdi olsun anlamalarını isterim..

Batı Avrupa ülkelerinde, ülkelerinden kaçan dünün en hızlı inkılabçı isimlerinden, hattâ‚ -kendi deyimleriyle- ’eski rûhânî’lerle, mollalarla bile karşılaştığımda, onların İran’da bugün gördükleri İslam adına yaptıkları uygulamalara yönelttikleri sert eleştirilerine karşı çıkıp, ’Sizin yanlışınız şu ki, dünlerde çok ütopik, çok hayalperestçe düşünmüşsünüz, dünyaya at gözlüğüyle, tek yönlü bakmışsınız.. Ben ise, dünlerdeki ideallerimin birkaç on veya yüzyıl içinde gerçekleşmiyeceğini elbette biliyordum ve o inançlarımı ve ümidlerimi hâlâ da koruyorum ve yarınlar hakkında da hiç karamsar değilim.. Bu gibi dalgalanışlar asırlar boyunca hep vardı, bugün de var, yarınlarda da olacak; ama, ideallerimiz de hep yaşıyacak..’ dediğim zaman, ’Birader Salâhaddin, sen hâlâ 1357’de kalmışsın..’ diyorlar.. (1357 rakamı, İran’da milyonlarca müslümanın, ’Allah’u Ekber!’ nidâlarıyla dünyayı sallıyarak miladî takvimle 1979 yılı başında gerçekleştirdikleri o büyük inqılabın İran takvimindeki hicrî-şemsî karşılığıdır..) Ve ben, onların müstehziyâne ve ironik olarak dile getirdikleri o tesbitten rahatsız değilim, ve evet, hâlâ, o’yum!

Elhamdulillah..

*

Benim, uygulama üzerinde, İran’da iken de yaptığım, yazdığım, açıkça dile getirdiğim eleştiriler vardı.. Doğruluğuna inanmadıklarımı, üstelik orada iken daha rahat söyledim.. Hatttâ o zamanlar, 15 sene öncelerde de Türkiye’de aleyhimde bazı yayın organlarında yazı yazanlar vardı, ’çorba içtiği çanağı kirletmek’ gibi müstekreh benzetmeler yaparak..

Bugün de, aynı şekilde yazanları, hattâ e-mail adresime mesaj olarak geçecek kadar yürekli bazı eski âşinâ kimseleri görüyorum.. Ve onlara diyorum ki, ’Eğer, ben gittiğim yere göre konuşan, rızkımı veren kapıya göre ses çıkaran birisi idiysem.. 35 yaşıma kadar Türkiye’de idim, o zaman resmî ideolojiye, kemalist -laik prensiplere göre yazıyor- çiziyormuşumdur. (Ki, o dönemde neler yazdıkları hatırlayanlardan hayatta olanlar da vardır, herhalde..) 12 Eylûl 1980 Askerî Darbesi’ni takiben, yurt dışına çıktığımda, İran’da, İslam İnqılabçıları’nın beğenisine göre yazıp çizen ve hattâ bazılarına göre mezheb değiştiren birisi olmuşumdur.. (Ki, orada yıllarca, türkçe ve farsça makalelerim, yazıp çizdiklerim de de ortadadır.. Merak eden, bakabilir.. Ve şimdi, yazılarıyla ikide bir, şiî müslümanları ve onların aqîdesini suçlayan bir eski dost isim var ki, İran coğrafyasından bazı seçkin dostlara, hakkımda iltifatta bulunuyor gibi davranarak, ’Yahu, biz bu ağabeyi kafası çalışan birisi olarak biliriz.. Bunca yıl burada olduğu halde, şiî olmadıysa, bu, şia’nın kafası çalışanlara vereceği bir şey yoktur, mânâsına gelir bu!..’ şeklinde fitne-engiz laflar ettiğini de bu vesileyle aktarayım..) Şimdi ise, 10 yılı aşkın bir zamandır, Almanya’dayım.. o mantıkla, bulunduğum ülkenin hâkim atmosferine göre, evangelist-protestan- hristiyan ya da ateist, maretyalist birisi mi sayılacağım?’

Bu gün de, beni bulunduğum yere göre, bukalemun gibi renk değiştiren, bulunduğu yere göre konuşan birisi gibi göstermek isteyenler, yoksa, kendi durumlarına göre mi böyle bir değerlendirme yapıyorlar?

Yahu sizin, Allah’u Tealâ’nın ’Rezzâq-ul’âlemîyn (âlemlerin rızklandırıcısı)’ olduğuna dair bir inancınız yok mudur? Ve siz, ’Rezzâq’ olarak kimi kabul ediyorsunuz?

Ben, (ben demek benim için çok ağır olduğu halde, burada mecburum) doğru olduğuna inandıklarımı her ahval ve şerait altında münasib gördüğüm bir dille daima ifade etmeye çalıştım.. Bu, ’Herşeyin en doğrusunu ben bilirim!.’ mânâsında bir mâlûmatfurûşluk/ bilgiçlik taslamak değildir..

*

Sadece, Allah’ın verdiği akılla yaşadığım dünyayı anlamaya çalışırım.. Başkası nasıl anlamaya çalışırsa, ben de öyle.. Benim hata yapmam mümkün olduğu gibi, başkalarının da hata yapması mümkündür.. Hangi makamda, hangi sıfatta ve kim olursa olsun..

Hele de, inandığım değerler sisteminin içinde, aklıma yatmıyan, doğru olduğuna inanmadığım hususlar olursa; bunları, eleştirilmek, iftira edilmek, dışlanmak veya aşağılanmak pahasına da olsa, ifade etmeye çalışırım ve yine de inandığım temel değerlerin özüne bir zarar gelmemesi için aklımın erdiğinde bütün tedbirleri almaya çalışarak..

Böyleyken, bugün beni belli çevrelerin ’İran düşmanı’ diye suçlamasına gelince..

Hiçbir coğrafyanın, hele de müslümanlara aid olan hir bir ülkenin düşmanı olmaksızın, ve yönetici kadroların da, o ülkeler demek mânâsına gelmediğini gözönünde bulundurarak hareket etmeye çalıştım.. O büyük inkılabın, bütün müslümanlar için, -kendi özel şartları dışında- bir laboratuar mesabesinde olacağını, bu niyetle dikkatlice gözlenmesi- gözlemlenmesi gerektiğini düşündüm ve söyledim, yazdım, hep..

Bugün, İran dışında olduğum için, daha mülayim konuşmaya çalışıyorum.. İran içinde olsaydım, çok daha sert eleştirilerimi, hem de en etkili yerlere kadar ulaşacak şekilde yapardım, Allah’ın izniyle; geçmişte de yaptığım gibi..

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT

3 Yorum