Rü’yet-i Hilal Konferansından Önce

28.08.2016 12:22

Hayrettin Karaman

15 Temmuz günü ibadet ve bayram vakitlerinin tespitinde yaşanan karışıklar, sebebi ve çözümü konusunda birkaç yazıdan birincisini yayınlamıştım. O akşam başımıza gelen ve nispeten ucuz atlatılan felaket sebebiyle bu konuya ara vermek ve güncel yazılar yazmak zarureti hasıl olmuştu. Şimdi Kurban Bayramı yaklaşıyor, yine vakit konusu gündeme gelecek ve her kafadan bir ses işitilecek. Bir ses de bizden olsun kabilinden yukarıdaki başlıkla ikinci yazıyı sunuyorum.

Zamanında (1910-1943) Rasathane'yi yeniden kuran ve yöneten mütehassıs alim Fatin Hoca'ya göre: Dünya üzerinde İslâm ülkelerinin yayılmış olduğu bölgeler nazarı itibara alınırsa, bu bölgeler üzerinde yapılan rasatın bütün İslâm memleketleri için geçerli olabilmesi İslâm aleminin rasata en uygun bölgesini seçmekle mümkün olur. Fas'ta bulunan 4 bin metre yüksekliğinde bir tepe en uygun nokta olarak alınabilir. Hesaplamalar bu tepe üzerinde görüş şartlarının müsait olduğu farz edilerek, var sayılan bir gözeticinin hilâli görebilmek imkânları araştırılarak yapılırsa, bu hesaplarla, sanki hakikatte gözle görmüş gibi neticeye ulaşmak mümkün olur.

Fatin Hoca bu esasa dayanarak formüllerini Fas'ta bulunan tepeye göre ayarlamıştır. 1974 yılına kadar Kandilli Rasathanesi, Fatin Hoca'nın tesbit ettiği bu noktayı esas alarak hesaplamaları devam ettirmiştir.

Tayyar Altıkulaç Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı, Saim Yeprem de Derleme ve Yayın Müdürü iken yıllardan beri ihmale uğramış olan bu mesele üzerine eğilme gereği duyulmuş ve 1974 yılında, müdürlüğün organizesi altında, Türkiye ile İslâm alemi arasındaki farkı ortadan kaldırmak için geniş çaplı bir çalışma başlatılmıştır.

Bu meyanda Kandilli Rasathanesi yetkilileri ile İstanbul'da günlerce süren ilmî toplantılar yapıldı. Bu toplantıya Kandilli Rasathanesi yetkilileri, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi Bölümü profesörleri, Harita Genel Müdürlüğü teknik komutanı ve Ankara'daki rasathaneyi kuran teknik elemanlar ile tanınmış din alimleri katıldılar.

Müzakereler sonunda Kandilli Rasathanesi'nin yıllardan beri devam edegelen tatbikatında bazı değişiklikler yapılması uygun görüldü. Rasathane yetkilileri ile varılan anlaşma bir protokole bağlandı.

Bu protokole göre artık hesaplamalar şu esaslara göre yapılacaktı:

1. İslâm aleminde “ihtilâf-ı metâli” denilen, ayın farklı bölgelerde, farklı zamanlarda doğması nazarı itibara alınmayacak. Yani ihtilâf-ı metâli'a itibar edilmeyecek.

Hanefî ve Şafiî mezheplerinin bir kısım fakihleri hariç diğer fakihlere göre, ay, İslâm aleminin herhangi bir yerinde görülürse, diğer ülkeler o ayı görmeseler bile ilk olarak ayı görmüş olan memleketin rü'yetine itibar edilir. İslâm'da birlik ve beraberliği sağlamak için diğer bölgelerde farklı zamanlarda ayın görülmesine itibar edilmez. Buna “ihtilâf-ı metâli'a itibar etmeme” prensibi denir.

Bunun tatbikattaki neticesi şu oluyordu. O güne kadar Fas'taki tepeyi, hesaplamanın başlangıç noktası almış olan Kandilli Rasathanesi artık bu nirengi noktasını bırakacaktı. Ekvatorun kuzeyindeki +50 paralel dairesi ile, ekvatorun güneyindeki -50 paralel dairesi arasındaki toplam 100 derecelik paralel dairelerini tarayacaktı. En erken hangi paralel dairesi üzerinde ay görülüyorsa ona göre kamerî ayın başlangıcını tayin edecek ve diğer bölgeler için de başlangıç zamanı böylece birleştirilmiş olacaktı.

O güne kadar hilâl Fas'ta görülürse, Türkiye'de görülsün görülmesin, kamerî ay başlamış oluyordu. Fas'ta görülmezse ay başlamamış kabul ediliyordu. Halbuki astronomik hakikatlere göre bazı aylar hilâl Fas'ta diğer enlemlerden daha erken görülebiliyor; buna karşı bazı aylarda ise Fas'ta diğer enlemlerden bir gün sonra görülebiliyordu. Biz Fas'ı başlangıç noktası kabul ettiğimiz için daha güneyde veya daha kuzeyde bir gün önce hilâli görebilen ülkelere uymamış, onlardan bir gün sonraya kalmış oluyorduk; yani Fatin Hoca'nın uygulanan bu prensibi ayın başka ülkelerde bir gün önce görülmesi halinde ona uymaya engel teşkil ediyordu.

1974 yılındaki toplantıda “ihtilâf-ı metâili'a itibar olunmaz” kaidesinin kabulü, Fas sabit noktasını terkettirdi. Kuzeyde +50 derece enleme kadar, güneyde de -50 derece enleme kadar bütün enlemlerin taranması sonucunu doğurdu.

2. Zilhicce ayının başlangıcı, Mekke arzı esas alınarak tesbit edilecektir. Zilhicce ayının başlangıcı Zilhicce hilâlinin Mekke'de görülüp görülemeyeceğinin tesbiti esasına dayanacaktı. Bu da Suudi Arabistan'ın Mekke'de yaptırdığı rasatla paralelliği sağlamak içindi. Güney -50 derece enleminde bir gün önce görme imkânı olabilirdi. Ama +50 derece enlemde bulunan Mekke'de ay görülemeyebilirdi. Bu da bugüne kadarki tatbikatın tersine bir aksaklığa sebep olabilir; Hicaz'daki müslümanlardan önce kurban bayramını başlatma sonucunu doğurabilirdi. Bu aksaklığı önlemek için de Zilhicce ayına mahsus olmak üzere hesabın Mekke'ye göre yapılması karara bağlandı.

Kararda tesbit edilen önemli bir nokta da şudur: Yapılacak hesaplar ayın sadece astronomik başlangıcı esasına değil, astronomik olarak başlayan ayın çıplak gözle görülebileceği anın hesaplanması esasına dayandırılacak, böylece dinî aybaşı bulunmuş olacaktı.

Kandilli Rasathanesi 1974 tarihli protokolden sonra 1975 yılı için yaptığı hesaplamalarda bu esaslara uydu. Fakat yine de İslâm âleminin bazı memleketleri ile yurdumuz arasında farklı bayramlar devam etti.

Gelecek yazıda rü'yet-i hilal konferansı.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim