1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Rumeli göçmenleri
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Yazarın Tüm Yazıları >

Rumeli göçmenleri

A+A-

Geçen pazar yazdığım 'Rumeli'nin sürülmüş çocukları' başlıklı yazı bugüne kadar en yoğun ve en düzeyli mesajları almama vesile oldu.

Genellikle herkes çok uzun yazdı ve karşılıklı olarak belki on kez yazışmamıza karşın hâlâ herkesin söyleyecek bir şeyi vardı... Bu durum bile söylenmesi, konuşulması gereken ama bastırılmış olan bir geçmişe işaret ediyor. Nitekim benim peşinde olduğum soru da basitçe şuydu: Kafkaslar ve Rumeli'den Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmalarına ve bu meyanda 'soykırım' tanımına uygun düşecek muamelelere maruz bırakılmalarına karşın, acaba Türkiye halkı ve özelde bizzat bu göçmenler niçin söz konusu geçmişi kurumsal ve kamusal bir düzlemde hatırlama konusunda gayretli değiller ve aksine sanki unutmayı tercih ediyorlar. Bu tespiti Ermenilerin durumu ile karşılaştırarak yapmıştım, çünkü Kafkaslar ve Rumeli'deki Müslüman katliamları sadece Ermeni soykırımı tartışması gündeme geldiğinde yeniden pişirilip sunulan yapay bir konu gibi ele alınmaktaydı.

Kritik noktalardan biri Kafkaslar ve Rumeli'nin birbirinden ayrılmasıydı. Çünkü Kafkas Müslümanları aynen Anadolu Ermenilerine benziyordu. Yani her ikisi de otokton olan ve her ikisi de kimliksel olarak yönetici zümrenin dışında kalan, bir anlamda ikinci sınıf halklardı. Buna rağmen Kafkas Müslümanlarının geçmişinin giderek o göçmenlerin aile tarihlerinin parçası olması, ancak Anadolu Müslümanlarının kültüründen uzak olmalarıyla açıklanabilir gözüküyor. Buradan da Anadolu kültürünün salt İslam'a dayanmadığını ve kozmopolit bir melezleşmeyi ifade ettiğini çıkarsamak mümkün. Diğer taraftan Anadolu'nun doğusu, Osmanlı ve bugün dahi bizler için, ne kültürü ne de insanıyla çok önem arz etmedi. Dolayısıyla Kafkas göçmenleri kültürel algımızda bir 'Tanrı misafiri' olarak konumlandılar ve o göçün siyasî anlamı hiçbir zaman derinlik kazanmadı.

Buna karşılık Rumeli göçü siyaseten hep çok önemli oldu ve yenilginin somut tezahürünü oluşturdu. Bu nedenle Türkiye halkının Rumeli göçüne neden olan olaylara ilişkin çok daha duyarlı olması beklenirdi. Tahminim, Rumeli Müslümanlarının otokton bir halk olmamasının, hiçbir zaman diğerleri kadar yerlileşmemesinin ve göç sonucu kendi kimliklerinin egemen olduğu bir coğrafyaya gelmiş olmalarının bu sonuçta etkili olduğuydu.

Gelen mesajların büyük yoğunlukla vurguladığı ve tartıştığı iki husus, bu kanıyı değiştirmek için yeterli gözükmüyor. Yapılan itirazlardan ilki bunca acı çekilmesine karşın, benim failin gözünden meseleye bakmamdı. Ne var ki katliamı yapanların ruh halini ve gerekçesini anlamadan, olayı kavramak mümkün değil. Nitekim Ermeni meselesini de anlamak isteyen birinin, İttihatçıları analiz etmesi gerekir. Bu durum failin onaylanmasını ima etmez, ama yaşananların psikolojik zeminini açığa çıkarabilir. İkinci yoğun itiraz Rumeli Müslümanlarının gerçekte 'yerli' oldukları, gündelik hayatın doğal parçasını oluşturduklarıydı. Ancak eğer bunu kabul edersek, şu anki mesafeli duruşu açıklamak daha da zorlaşıyor...

Bu bağlamda iki nokta önemli gözüküyor... Birincisi eski kültürel kimliğin bugün hâlâ 'siyaseten anlamlı' olup olmamasıdır. Örneğin Ermeniler açısından bugünkü Ermenilik ile yüz yıl öncesi arasında hiçbir fark yok. Kültürel kimlikle siyasi kimlik arasındaki bağlantı değişmeden sürüyor. Oysa Kafkas ve Rumeli Müslümanları için söz konusu bağ kopmuş durumda. Geçmişin kültürel kimliğinden bugün için anlamlı bir siyasî kimlik üretemeyeceğiniz gibi, bugünün kültürel kimliği de geçmiş siyasî kimliğe yabancılaşmış durumda. Söz konusu göçmenleri Anadolu'ya bağlayan hiçbir otantik hafıza zinciri bulunmuyor. Salt Müslüman oldukları için ve hemen hiçbiri Türk olmamasına rağmen, yapay bir Türkleşme yaşayarak, isteseler de istemeseler de yaşanmış geçmişlerinin bugünle olan rabıtasını koparmış, ya da sembolik hale getirerek aile içi bir duyguya indirgemiş insanlar bunlar...

İkinci nokta, mağdurun kadim geçmişi hatırladığında kendi gözünde kendi hayalini pürüzsüz bırakabilmesi veya bunu yapamamasıdır. Örneğin Ermeniler azınlık ve ikinci sınıf olmanın getirdiği bir mazlumiyet zemini üzerinde geçmişi hatırlıyorlar. Kendilerini haklı olarak devlet karşısında sürekli ezilen ve hak arayan bir halk olarak görüyorlar. Bu durumda Ermeni çetelerinin yaptıklarını 'anlamak' daha kolaylaşıyor, çünkü sorunun gerçek sorumlusu, mukayesesiz bir güce sahip olan devletin kendisi. Buna karşılık Rumeli Müslümanları azınlık ama birinci sınıf vatandaşlardı. Dolayısıyla devletin sorumluluğunu taşımak durumunda kaldılar ve diğer kesimler tarafından işbirlikçi olarak görüldüler. Oradaki Müslümanlar olayların başlaması ile birlikte mağdur hale geldilerse de, bu olayların devletin tutumu nedeniyle başladığını göz ardı etmeleri de zordu.

Bu karmaşık, karşılıklı algıların tetiklediği dünya, insanların yüreğinde, vicdanında ve zihninde belki de henüz adı konmamış tortular bırakmış gözüküyor. Öyle ki hem kimse tam olarak unutmuyor, hem de bu bir ortak hatırlamaya dönüşmüyor.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT