1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. Ruhumuza kasdeden bu ’cinnet sarmalı’ genişleyebilir!.
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

Ruhumuza kasdeden bu ’cinnet sarmalı’ genişleyebilir!.

A+A-

Hayır, hayır.. Yazının başlığına bakıp da, henüz 8 ay önce, milletin yüzde 47 gibi büyük bir desteğiyle tekrar seçilen AK Parti’nin kapanması konusundaki iddianâmenin, Anayasa Mahkemesi’nde görüşülmesinin kabul edilmesini ve ortaya çıkarabileceği muhtemel ’sosyo-politik cinnet’ten bahsedeceğimi sanmayınız; bir başka ’sosyolojik cinnet’ten sözedeceğim. 

Bir haberler zincirinin başlangıç noktası şu: Bir kız, annesini öldürmüş, boğazını keserek.. İlginci, kızın hukuk öğrencisi, annenin ise tıb profesörü olması.. Korkunç bir cinayet..

Ama, daha da ilginç olan, bu cinayeti örnek almışçasına, benzer cinayetlerin sökün etmesi..

Çünkü, bu korkunç cinayetin medyaya yansıması arkasından bir gün sonra, bu kez de Konya’da tıb öğrencisi bir kız, annesini öldürüyor; başını, kol ve bacaklarını keserek..

Ondan bir gün sonra da, Urfa’da Harran Üni.’de Tıb Fakülkesi’nde okunan bir genç, yine aynı üni.de okuyan ve âşık olduğu, amma kendisine yüz vermeyen bir kız öğrencinin boğazını keserek öldürüyor.. Ondan bir gün sonra, da Balıkesir’de, bir aile faciası.. Bir koca, gece, eşini uykudayken, başını keserek öldürüyor. Domino taşı teorisi gibi bir durum; arka arkaya..

Evet, hepsi de aynı yöntemi kullanıyor ve arka arkaya sökün ediyor. Buradan hareketle, bir genelleme yapılması elbette sağlıklı değildir.. Ama, bir etkilenme de görmezlikten gelinemez..

Şiddet ve dehşet haberlerini ibret olsun diye verseniz bile, bu, bazılarına rahatsızlıklarının çıkış yolunu gösteren bir kötü örnek oluşturabileceği açısından düşündürücü bir örnek.. Bu gibi kötü örneklerin, başka sosyo-politik gelişmeler için de, bir sosyal boğuşmanın kıvılcımı haline gelme eğilimini görmeliyiz.. Bu açıdan, yüksek izleyiciye sahib bir tv. dizisindeki bazı işkence sahnelerinin iki hafta önce, RTÜK tarafından sansürlenmesi, bu açıdan doğru..

Bu korkunç cinayetten sonra, Vakit bu haberi, ’Al, senin eğitim sisteminin neticesi, işte bu!..’ yaklaşımıyla YÖK’ün eski başkanı Prof. Teziç’le irtibatlandırmıştı..

Bazıları Vakit’in bu yaklaşımını ’Ne ilgisi var?’ diye hafife almaya kalkıştı. Halbuki, aynı çevreler, Hrant Dink’in cenaze töreninde, eşi Rakel, ’Katil kim olursa olsun, 17 ya da 27 yaşında, biliyorum ki o da bir zamanlar bebekti. Bir bebekten bir kaatil yaratmak sorgulanmadan; hiç bir şey yapılamaz.’ derken, onu alkışlamıştı haklı olarak..

Evet, bu son cinayetler elbette laik eğitimi de yakından ilgilendiriyor. Çünkü, bunların hemen herbirisinde, failler,  yüksek eğitimli kimseler.. Yani, ’mâsûm bir bebekten bir canavar çıkaran’ bir sistemin sorumluluğu elbette düşünülmelidir.. Çünkü, istisnaî bir durum değil..

**

Şimdi, bu son dehşetli cinayetlerin başlangıç noktası olan asıl cinayet üzerinde durabiliriz..

Bir kız, Bilkent Üni. Hukuk Fakültesi’nde okuyor, 21 yaşında.. Anne, 53 yaşında, tıb profesörü Olcay Aydıntuğ- Tiryaki; baba da ’tıb profesörü Semih Aydıntuğ.. Ancak, anne-baba, yıllar önce boşanmışlar.. Kız, genelde babaannesinin yanında kalıyor ve arada bir annesine gitse de, aralarında sert tartışmaların geçtiği anlaşılıyor. Anne, yalnız yaşıyor..

(Maktule)anne’nin, yakın çevresine, ’Bu kız beni öldürecek, size para bırakayım da, cenazem ortada kalmasın..’ dediği medyaya yansıyan iddialardan..

Kız ise, o cinayet gecesi, annesiyle çok sert şekilde tartıştıklarını ve kendisine -hele de, bir anne tarafından kızına söylenmesi şartlarının bulunup bulunmadığı açısından son derece önemli olan,- ’Yine, kimin koynundan çıkıp geldin, sürtük!.’ diye hakaret ettiğini söylüyor.. Kız, annesi, yatak odasında sırtüstü uzanmış, gözleri kapalı yatarken bıçakla odaya girdiğini, annesinin son anda gözlerini açıp bıçağı görünce kendisini savunmaya çalıştığını, ama, başarılı olamadığını ve boğazını kestiğini söylüyor. Hem de, başı neredeyse kopacak hale gelinceye kadar.. ’Hakaretlerini hatırladıkça, daha bir bastırdım bıçağı..’ demiş, ifadesinde..

Kız ayrıca, ’derslerinde başarılı olmak için, muska/ büyü yaptırdığını, annesinin buna da çok kızdığını’ ve kendisine ‘geri zekâlı. Böyle Hukuk Fakültesi bitmez’ dediğini de belirtiyormuş..

Kızın uzun zamandır psikolojik tedavi gördüğü ve ilaç kullandığı biliniyor.. Bu ilaçlar da onu etkilemiş olabilir.. İşin bu magazin tarafını, konunun anlaşılması için aktarıyorum..

Ama, (prof.)baba’nın internetlerde yayınlanan mektubunda ilginç ipuçları var:’Başak’ın babası olarak, içindeki kin duygusunu bastırabilen, mantıklı düşünen insanlara sesleniyorum’ diyen ’baba’, sözü hemen din konusuna getirip, ’Dinimizi çarpıtıp kendi işine geldiği gibi yorumlayan, aslında bunu da beceremeyen psikolojik bozukluğu en az kızım kadar ağır olanları muhatap almıyorum. Ama, anlasınlar diye tekrarlayayım: Menemen’de Kubilay’ı öldüren ’imanlı, dini bütün’ cânileri haklı gören ’imanlı, dini bütün’ vatandaşlar cevap vermesin..’ diyor.. O öyle dese de, bu ’laik sataşma’  teğet geçilemez..

Büyük bir faciayı yaşayan bir kişinin, bu merhalede bile, konuyu laiklikle irtibatlandırması ve faillerinin ’esrarkeş’ oldukları mahkeme zabıtlarında kaydedilen, ama, hâlâ da tartışılamıyan 78 yıl önceki bir cinayeti, ’müslümanlar üzerine’  atmasını anlamak mümkün değil..

(Demek ki, bu prof. kişi, hattâ bir ’yeni din’ gibi algılanan ’laik rejim’in, sistemin kendisini yerleştirmek için işlettiği nice entrikaları bile, muhakeme etmeden, kendisine gösterilen şekilde kabul etmeyi bu hassas ânında bile terkedemiyor, laikliğe bağlılık borcunu ödüyor.)
’Kızımı bu korkunç olaya sevk eden neydi bilmiyorum.’ diyen ’baba’nın beyanları önemli.. Kendi anne ve babası da, öğretmen emeklileri imiş.. Eski eşinin ailesinin de yüksek eğitimli olduğunu belirtiyor; ’Olcay’ın babası üniversite bitirmiş bir kişi olmasına rağmen ciddi alkol problemi olan ve Olcay'a hayatı boyunca problem çıkaran bir insan olarak yaşadı. (…) Yani Olcay darbelerle yetişmiş bir insandı..’  diyor ve eski eşi için,inançlı olduğu halde, ateist ve komünist olduğunu iddia ettiler’ diye bir not düşmek gereğini de duyuyor..

Prof. baba, kızının lise yıllarındayken, kendisiyle eşini birbirlerine karşı kullandığını ve bu yüzden aralarının açıldığını ve bu arada, ’eşine ihanet ettiğini’ ve boşandıklarını belirtiyor.. Prof. baba’nın, kızının okulu ’Bilkent Üni. Hukuk Fak.’ hakkındaki tesbiti ise, daha çarpıcı: ’Orasının nasıl bir yer olduğunu 18 yıllık bir öğretim üyesi olarak hâlâ anlayabilmiş değilim. Derslerinde çok başarılı olan öğrenciler olduğu gibi her türlü ’aşırı özgürlügün’ yaşanabileceği, dolayısıyla eğitimden uzaklaşmaya çok uygun bir ortam var orada.  Başak maalesef ikinci gruba katıldı.’ (Yani, annesinin, kızına söylediği ağır sözler hatırlanmalı..)

Evet, suçlu kim? Ferdler mi, eğitim sistem ve kurumları mı, laik rejim mi, kültür ve din mi?

Ve bu gibi cinayetler, ’sosyo-politik rahatsızlık alanı’na da sıçrarsa, bu gibi bir ’cinnet sarmalı’nın bütün ülkeye, örnekleme yoluyla yayılması ve kontrol dışına çıkması ihtimali de düşünülmeli değil midir?

YAZIYA YORUM KAT