Ruhbaniyat ve din adamı

13.05.2010 00:00

Ahmet Kurucan

Din adamı veya dininin adamı kavramları etrafında yayınlanan yazıya gelen e-postalarda din adamı ile ruhbanlığın birbirine karıştırıldığını müşahede ettim.

"Din adamı" o yazıda ifade ettiğimiz şekliyle ne kavram ne de pratik olarak İslam'da kendine yer bulamamasına rağmen, bugün yaşadığımız gündelik hayatın bir parçasıdır. Camimizde imamlık yapan kişiden onun idari sicil amiri olan müftüye kadar herkese verilen isimdir din adamı ve inkâr kabul etmez sosyal bir vakıadır.

Ruhbanlık ise bundan çok daha farklı bir yapıya sahiptir. Öncelikle Kur'an, tarihî bir gerçek olarak ruhbanlığın kökeninin Hıristiyanlara dayandığını anlatmaktadır: "Sonra bunların ardından peş peşe peygamberlerimizi gönderdik. Özellikle Meryem'in oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik, kendisine İncil'i verdik ve ona uyanların kalblerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Uydurdukları ruhbanlığı ise Biz kendilerine farz kılmadık, lakin Allah'ın rızasına nail olmak için kendileri icad ettiler. Kaldı ki ona gereği gibi de riayet etmediler. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik, onların çoğu ise büsbütün yoldan çıkmışlardır." (Hadîd, 57/27)

Pekala nedir Kur'an'ın mealen 'Biz onların üzerine farz kılmamıştık, kendiliklerinden yaptılar, sonra da gereğini yerine getirmediler' dediği ruhbanlık? Tarihî bilgiler ışığında birkaç cümle ile izah edelim. Hz. İsa'nın temel öğretilerinden birisi tıpkı diğer peygamberlerde olduğu gibi başkalarına karşı sevgi, saygı, merhamet ve muhabbetti. Onun öğretilerine inanan insanların gönülleri, başkalarına karşı hep muhabbetle dopdolu oldu. Fakat devrin siyasi hadiseleri, çıkar ve menfaat ilişkileri işin seyrini değiştirdi ve toplumsal hayatta, insanlar arası münasebette sevgi yerine kin, nefret-öfke, buğz, haset, çatışma ve kavga hakim olmaya başladı. Buna devletler arasındaki boyutu ile savaşlar ilave edilince ortada ne din ne de iman kalıyordu.

Bu vahim süreçte yer almak istemeyen samimi dindarlar dağ başlarına, ücra köşelere, tenha yerlere çekilip kendilerini ibadete saldılar. Kur'an'ın bahsettiği ruhbanlık budur. Fakat ne çare ki değişen ve gelişen şartlarda bu iş, mahiyet değiştirdi. Çok samimi Hıristiyanların yine çok samimi duygularla, sadece Rabb'e ibadet etmek ve kendini başkalarına zulüm yapmak veya istemeyerek dahi olsa alet olmaktan kurtarmak için girdikleri bu süreçte, saffet ve samimiyet korunamadı. 4. yüzyılın başlarında Roma imparatoru Kostantin'in Hıristiyanlığı devlet dini ilan etmesi büyük bir kırılma noktasını teşkil etti. Kilisenin devletle bütünleşmesi, din adamlarının devlet adamları olması süreci bütün bütün bitirdi. Kur'an'ın tabiriyle "ruhbanlık" dinin aslî esasları arasına girdi ve hatta manastırlara çekilip ibadet yapanların kendilerine tanıdıkları imtiyaz, bu imtiyaz perspektifinden halkın bakış açısı ve buna bağlı olarak sistem içinde ruhbanlara tanınan haklar ve ayrıcalıklar ruhbanlığı istismar edilen bir yapıya dönüştürdü.

Hocaefendi, ruhbanlık konusunda kaleme aldığı bir yazıda meseleyi üç ayrı kategoriye ayırır ve yaşanan tarihî gerçeklerle bu tasnifi temellendirir. Hocaefendi'ye göre; mahlukatın bütününe karşı sevgiyle dopdoplu olma halini koruma düşüncesiyle başlayan ruhbanlık, din adamlarının yeryüzünde Allah'ın vekili olması, Allah ile kul arasında köprü vazifesi üstlenmesi gibi neticelerin de temel dayanak noktasını oluşturmuştur.

Fakat okuduğunuz yazıda nazara aldığımız nokta ifrata karşı tefritle mukabelede bulunma halidir. Sevgi ile dolu olma, zulümden uzak bulunma, zenginliğe karşı fakirliği, evliliğe karşı bekarlığı iradi olarak tercihle son bulmuştur. Süreç burada durmamış, bu yaklaşım sonra hayata hayat olmuş, bu tarzı kabul etmeyenler günahkârlık ve ahlaksızlıkla suçlanmıştır. Bu düşüncenin sistemleşmesi ise sürecin gelip dayandığı son noktadır.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim