1. YAZARLAR

  2. Lütfü Özşahin

  3. Rubikon'un* kıyısında bir Başbakan
Lütfü Özşahin

Lütfü Özşahin

Yazarın Tüm Yazıları >

Rubikon'un* kıyısında bir Başbakan

A+A-

"Hedefe giden yolda bir an duraklayabilirim ama asla geriye adım atmam." A.Lincoln

Shakespeare'in dediği gibi 'to be or not to be-olmak ya da olmamak'; Rubikon'u geçmek ya da geçmemek. İşte darbe planları karşısında Sayın Başbakan ve iktidarın içinde bulunduğu durumu özetleyen iki özlü deyiş. Peki siyasal iktidarlar, bu ikilemlerden hiç kurtulamazlar mı? El cevap; elbet kurtulurlar ama kararlı bir şekilde milleti arkasına alarak hesaplı risk almayı göze alabilirlerse. Bu hükümet içeride bütün eksileri artıları, günah ve sevaplarıyla iktidara geldiğinden itibaren hakikaten militer, elitist, jakoben ve haksız yere darbelerle palazlanan, her daim kendilerini Parlamento'nun iradesi üzerinde gören birtakım finans kapital ve medya merkezli odaklardan çektiğini dış politikada diğer ülkelerden çekmedi. Öyle ki, bu gruplar 400 küsur milletvekilinin cumhurbaşkanı seçimi dolayısı ile kaldırdıkları elleri "kaosa kalkan eller" olarak manşetlere taşımaktan bile çekinmediler.

AK Parti iktidarı ilk dönemlerde yürüttüğü uyumlu ve hızlı AB politikalarına rağmen içeride darbelere olanak hazırlayan, örneğin İç Hizmet Kanunu, Anayasa Mahkemesi'nin konumu, üyelerin seçilme yöntemi, YÖK Kanunu, Seçim Kanunu, Meclis iç yönetmeliği, TSK'nın Savunma Bakanlığı'na bağlanması ve nihayet topyekün anayasa değişikliği gibi birtakım yasaları, antidemokratik yönetmelikleri bir türlü değiştiremedi. Belki de ortam gerilmesin diye acele etmedi. Ancak bütün bunlara rağmen Sarıkız'dan tutun Ayışığı'na kadar birçok darbe planları, parti kapatma davaları, e-muhtıralar, Erdoğan'ı ve Gülen Hoca cemaatini bitirme planları Demokles'in kılıcı gibi AK Parti'nin ensesinden hiç eksik olmadı. Yani uysal, bekle ve gör, keza detant politikasını merkeze alan anlayış işe yaramadı. Demek ki, milletin iradesine ve Meclis'e karşı darbe yapmak isteyen odaklara karşı gereken idarî ve yasal işlemleri kararlılıkla yapmadığınız ve onları idarî ve hukukî olarak cezalandırmadığınız zaman, iyi niyetli, pasif, çekingen, yer yer ürkek yaklaşımlar darbe planlarını azaltmıyor, aksine cesaretlendirerek daha da hız kazanmasına neden oluyor. Zira cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir darbeci cezalandırılmadığı gibi aksine ödüllendirilmiştir. Böylesi bir darbe cennetinde, devletin kendi malı olduğunu zanneden, milletin-halkın değil ancak ordunun devleti ve milleti olabileceğini savunan kesimler niçin darbe yapmasın ki?

Acıyanı, acınacak hale getirmek isteyecekler

Açık ve seçik olan şudur ki; Sayın Başbakan artık geçilmesi yasak, geçmek için son derece cesaret ve kararlılık isteyen Rubikon nehrinin kıyısına gelmiş bulunmaktadır. Neden? Eğer Sayın Başbakan kendisini ve hükümetini açıkça devirmek isteyen cunta yapılanmasına karışan sivil asker bürokratları idarî olarak görevden alma, yahut emekli etme yöntemlerini devreye sokup, rütbeleri ne olursa olsun planlayıcılarının ve uygulayıcılarının yargılanmalarının yolunu açacak idarî ve yasal değişiklikleri AB standartlarına uygun hale getiremezse muhalifleri, onu; merkezde yuvalanan ve devletin asıl sahibinin millet değil, kendilerinin olduğu zehabına kapılan ve bu yönde eğitilen para-militer grupların desteği ile Rubikon nehrinde acımasızca hiç çekinmeden boğmak isteyeceklerdir. Yani bu noktada Rubikon'u geçmemek, geçmekten daha da büyük bir risk taşımaktadır iktidar açısından.

Öyleyse Başbakan eğer AB standartlarında Türkiye'yi değiştirmeye ve darbeleri ebedî olarak önlemeye, askeri kendi doğal yerine karargâha göndermeye karar vermişse Rubikon'u geçmek zorundadır. Zira Rubikon'un kıyısından geri dönmek artık son derece tehlikeli bir hal almıştır; çünkü ortaya çıkan silahlar, faili meçhul siyasî cinayetler, irtica eylem planları, andıçlamalar, sivil cemaatleri yok etme planları, kara propaganda odaklı internet sitelerinden kolayca anlaşılacağı üzere, sokakta yürütülecek tanklarla Rubikon nehrinin kıyısında duran Başbakan ve iktidar açıktan hedef tahtasına konulmuştur. Elbette Başbakan, Romalı generallerin tiran ve imparator olma, sivil bir dikta kurma hayali ile geçmeyecektir Rubikon'u. Mademki, kendi ifadesi ile yaşam bir risktir, Rubikon'u; otoriter ve totaliter bir yönetim anlayışına yol açan, İç Hizmet Kanunu gibi darbelere yasal dayanak oluşturan, kuvvetler ayrılığı prensibini tam manasıyla ikame eden, kendi konumlarını parlamentonun, millet iradesinin ve yasamanın üstünde gören, tüm kuruluşları yerli yerine koyacak, protokollerde atanmışların, seçilmişlerin önüne geçemeyeceği, hukukun üstünlüğüne dayanan Kemalizm ideolojisi dahil, hiçbir bireyi, sınıfı ve doktrini korumayan evrensel standartlarda demokratik bir cumhuriyet anlayışı ile geçmek zorundadır Rubikon'u. Aksi takdirde Rubikon'un suları tıpkı DP, AP, Refahyol, Fazilet, ANAP, DYP vs. partileri yavaş yavaş iktidardan uzaklaştırdığı hatta yuttuğu gibi AK Parti hükümetini ve Sayın Erdoğan'ı da yutmaktan, sularına katmaktan asla geri durmayacaktır.

Suları iyice yükselmeden ya da birileri tarafından mevsimsiz bir şekilde kabartılmadan geçmek gerekir Rubikon'u. Zira suları çok yükseldiğinde geçmek ya çok zor olur ki, işe maazallah kan karışır ya da artık bir daha geçemezsiniz ve kıyısından sessiz ve sedasız bir şekilde yenik olarak uzaklaşırsınız. Üstelik bunun yanı sıra hiç hak etmediğiniz şekilde ağır bedeller ödemek zorunda kalırsınız. Ancak burada yenilen sadece siz değil, demokrasi, millet iradesi, hukukun üstünlüğü, temel insan hakları, özgürlük, adalet ve refah olur.

zamanlama hiç bu kadar müsait olmamıştı

Elbette Rubikon'u geçmenin başka bir riski daha vardır. Zira geçtiğinizde başarısız olur, adalet, refah ve özgürlük merkezli bir sistem inşa edemezseniz, bu sefer millet, Rubikon'u geçmeyi yasaklayan zihniyeti nostalji ile aramaya, 'sizin adaletinizden onların şerrine sığınırız' demeye başlarlar. Bundan dolayı Demokrat Parti'nin geçmişte yaptığı siyasal hatalara düşmemek, iktidar sarhoşu olmamak gerekir. Yani artık önümüzde engel kalmadı diye sivil bir diktatörlüğün yolunu açmaktan kesinlikle kaçınılmalıdır. Yoksa Rubikon'u geçmek hiç kimsenin, özellikle milletin hiçbir işine yaramaz.

İşin aslı, Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet Rubikon'u geçmeyi göze alamadı ya da hafiften geçmek istediyse ya Menderes gibi acımasızca cezalandırıldı ya da hemen darbe ve muhtıralarla uzaklaştırıldı. Şimdi Sayın Başbakan yeniden, istemese de son gelişmeler karşısında kendisini Rubikon nehrinin kıyısında bulmuştur. Bendeniz, nehri geçmek için en uygun ortam olan, mevsimin, sosyopolitik ve sosyoekonomik koşulların oluştuğunu düşünenlerdenim. Eğer bu sefer Rubikon nehrini geçemezse bir daha geçip geçemeyeceği, ya da böylesine uygun bir siyasal ortamın oluşup oluşamayacağı son derece kuşkulu bir hal almıştır. Bundan dolayı kimsenin burnu kanamadan, kimseyi nehirde boğmadan, hukukun içinde kalarak Sayın Başbakan, Rubikon'u geçmek zorundadır. Aksi takdirde Rubikon'da sınır çizenlerin kendisini ve partisini, ideolojik anlayışlarına ve menfaatlerine aykırı gördükleri her iktidarı, her siyasal ve sosyal oluşumu alaşağı etme planları hiç bitmeyecektir. Bundan dolayı Rubikon geçildiğinde TSK'nın öğretim ve eğitim anlayışı da değiştirilmelidir. Yani bir kurmay, temel olarak vatanın savunmasına odaklanan, bir eğitim anlayışını merkezine almayan, hayallerini süsleyen siyaset ve darbe odaklı, milletin bir kısmını düşman, bölücü, irticacı, komünist, sosyalist kategorisine indirgeyen ideolojik bir eğitim sisteminden geçmemelidir.

* Rubikon nehri: Kuzeybatı İtalya'da Romalı generallerin orduları ile geçmesi yasak olan ırmak.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum