1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. “ROLEX”im yok ama “BAŞÖRTÜ”M var!
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

“ROLEX”im yok ama “BAŞÖRTÜ”M var!

A+A-

Fransa Komünist Partisi’nin başını çektiği “Sol Cephe” seçim öncesi harika bir sloganla çalışıyor: “Rolex’i olmayan Sol Cepheye!” Çıkartmalar, duvar ilanları o kadar heyecan verici ki, birini masaüstüne kaydettim bile...

Gerçi Sol Cephe kendi içinde de ciddi tartışmalar yaşıyor. Nitekim Yeni Antikapitalist Parti’nin PACA bölgesinden aday gösterdiği başörtülü aday İlham Mussaid’in varlığı, solu kendi içinde bir tartışmaya sevketmişti. Sol Cephe içindeki Sosyalist Parti, örtülü adayın varlığını, “laiklik” açısından tehdit olarak gördüğünü deklare ederken, Komünist Parti de “kadın hakları” konusunda bir tür gerilik olarak değerlendirdi İlham Mussaid’in duruşunu... Antikapitalist Parti’nin cevabı gecikmedi: “Bir kadın hem laik, hem başörtülü hem de feminist olabilir” şeklinde karmaşık bir cevap da olsa, bu durum “Sol Cephe” içinde bir yarılmaya sebep oldu. Başörtülü kadın adayı olan NPA, sol cepheyle değil, kendi başına girecek seçime...

Bu durumda, Fransa Sol Cephesi zenginlik alameti olan Rolex marka saat ile göçmen ve Müslüman alameti olan örtüyü, kendisi için bir ayraç olarak kabul etmiş oluyor. Sol, kapitalizme olduğu kadar İslam’a da mesafe alırken, kendi içinde ciddi bir muhafazakarlık sınavına girdiğinin de farkında mı? Üstelik tüm bunlar Fransa’da “burka” yasağı hakkındaki kanun hazırlığı tartışması esnasında vuku buluyor... Sayısı 2000 civarında olan çarşaflı kadınlar hakkında bir yasak getirmeye hazırlanıyor Fransa. İlham Mussaid ise, çarşaflı değil, arkadan bağlı türbanıyla, feminist aktivitelerin içinde olan bir genç kız. Buna rağmen, göçmen bir ailenin çocuğu olması, örtülü ve Müslüman kimliği ile, rijit Fransız uygulamasından o da payını alıyor... Sağcı partilerden burkalı kadınların imha edilmesi gerektiğini söyleyenler bile var... Yasak yetmez, imha gerek fikriyatı, islamofobi’nin gelip dayandığı patetik ruh halini algılamak konusunda ciddi bir bilgi...

Başörtülü kadın aday, Fransa Solu için ciddi bir sınav...

Türkiye ise, bu konuda Fransa’nın gerisindedir... Bizde örtülü bir aday konusu, gösterilmek bir kenara, dile bile getirilemiyor. “Bu kadına haddini bildirin” sözü hâlâ kulaklarımızda çınlarken, Fransa’da yaşananları çok görmemek gerek...

CHP içindeki “yeni sol” arayışları çok önemsiyorum. Seçim öncesi “örtülü üye açılımı” denen pratiğe pek çok gazeteci arkadaşımız (erkekler), daha başlamadan “gayri samimi” şerhini koyarken, enteresandır Merve Kavakçı, Sevgi Kurtulmuş, Hidayet Tuksal gibi yasakların içinden gelen isimlerle (kadınlar), “destekliyoruz” demiştik... Gerçi CHP bu önemli hareketi, sahicileştiremedi. Tıpkı Fransa’da olduğu gibi solun kendi içinden yükselen antidemokratik itiraz CHP’de de galip geldi ve örtü açılımı unutulup gitti...

Kılıçdaroğlu’nun Ankara gecekondularından başlattığı hareketi de önemsiyorum. CHP çoktandır unuttuğu halkçılığına dair kıpırdanışları, ara sokaklarda, arka mahallelerde bulabilecek mi? Eğer samimi olursa, sahici ve ayırımcılıksız bakabilmeyi başarırsa CHP, kendi içinde ciddi bir bloğu aşabilecektir. Neden olmasın? Üstelik Türkiye’de Rolex marka saati olmayanlar o kadar çok ki! Peki Türk Solu’nun bir türlü aşamadığı şey ne?

Rolex muhalefetinde anlaşılabilir Sol ile pekala...

Peki ya sıra etnik ve dini kimlik meselesine gelince ne olacak?

Hem Fransa’da hem Türkiye’de solu kendi içinden kırılmaya, erimeye ve tutuculuğa sevkeden bu iki faktör aslında dünyanın değişen yeni haliyle, “zamanın ruhu” ile de ilgili... İnsanları eşitlik adına bir örnekleştirici uluslaştırma projelerinin hem Avrupa’da hem ülkemizde epeyce yıprandığını görebilmek, fark etmek gerekiyor... Sol, kapitalizme karşı çıkarken gösterdiği hassasiyeti insan tekinin biricikliği ve hukuk güvenliği hakkında gösteremediği taktirde, tarihe karışmakla yüz yüze...

Rolex’im yok ama başörtüm var dediğinizde, Sol dut yemiş bülbüle dönüşüyorsa, ciddi bir hastalığa tutulmuş demektir...

Olay bu!

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT