Rol modellik ve peygamberlik diyalektiği

02.12.2009 01:19

Nevzat Tarhan

Sinirbilimlerdeki son gelişmeler insanın bilgileri nasıl öğrendiği ve nasıl aktardığı konusuna pozitif cevaplar vermeye başladı. Literatüre geçmiş “vahşi çocuk” olgusu örneklerden birisidir. İkinci Dünya

Savaşı’nda ormanda kaybolmuş bebeklerin hikayesi de diyebiliriz. Fransa ve Japonya’dan bildirilen örneklere göre bulunan çocuklara konuşma, sevme gibi davranışlar öğretilemedi.

İnsani değerler olarak bilinen kitabımızda ayrı bir bölüm olarak ele aldığımız değerler insan bilgisayarına yüklenmiş bilgiler ve programlardır. Bu bilgi ve dosyalar sembolik düşünce, soyut düşünce gibi özellikleri olan dosyalardır. İnsani değer dosyaları sinirbilimsel olarak doğuştan genetik miras şeklinde aktarılmıyor. Kültürel olarak aktarılıyordu. Sosyal öğrenme genetik mirasın önüne geçiyor diyebiliriz.

Bir çocuğun 0-6 yaş arası öğrendiği bilgilerin 6 yaşından sonra öğrendiği bilgilerden daha fazla olması gerçeği de diğer kanıttır. Çocuk doğduktan sonra yerçekimine karşı kaslarını sınayarak yürümeyi öğrendiği gibi yetiştiği ortamda da gözlemleyerek insani davranışları öğreniyordu. Diğer bir kanıt da “Klip sendromu” olarak bilinen çocuk ruh sağlığı profesyonellerinin iyi bildiği “Gecikmiş konuşma” hastalığıdır. Çocuk çalışkan veya ilgisiz anne tarafından bebekliğinden itibaren sürekli televizyon karşısına oturtulursa konuşmayı öğrenemiyordu. Otistik zannedilen çocuğa testler yapıldığında konuşmak zorunda kalmaması nedeniyle beyinde sözcük üreten, sözcükleri ifade eden ve sözcüklere anlam katan sinirsel devrelerin gelişmediği anlaşılıp önlem alındığında çocuğun konuştuğu görülür.

Demek ki insan öğrenerek gelişme yeteneği ile doğuyor, doğuştan yetenekler kümesi ile dünyaya gözlerini açıyor. Örümcek, karınca bin yıl önce evini nasıl yapıyorsa şimdi de öyle yapıyor. Ama insan sürekli evrimsel bir gelişme içerisinde öğrenerek medeniyet oluşturabiliyor.

PEYGAMBER DİYALEKTİĞİ

Uzaydan bir ormana geldiniz, hiç bilginiz yok. Eğer bir rehberiniz varsa rahat ilerleyebilir, hedeflerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Benim rehbere ihtiyacım yok derseniz binlerce tehlike sizi bekler. Yalancı bir özgürlük içerisinde olursunuz ama sürekli bilinmeyen tehlikeler nedeniyle rahat uyuyamazsınız. Akıllı kişi ormanı bilen rehbere itaat eder yol alır, tehlikelerle tek başına mücadele etmez. “Ben kimseye tabi olmam” diyorsanız, deneme yanılma yoluyla tedirgin olarak ilerlersiniz.

İnsan dünya hayatına geldiğinde sınırsız yetenekler ve öğrenme kapasitesi ile vardır. Ayrıca özgür iradesi de vardır. Dünya yaşamının kurallarını bilmemektedir. Kendisine “Sınav diyalektiği”ni hatırlatan yazılı mesajlar ulaşmıştır. Yani “Bu hayatta şu kuralları uygularsan hem rahat edersin hem de ikinci hayatında sana sonsuz ve daha güzel fırsatlar verilecektir. Serbestsin, seçebilirsin” denilirse akıllı kişi kabul eder fakat sorumluluk almış olur. Sorumluluk almak istemeyen diğer yolcu sonuçlarına katlanmak zorunda kalır. İşte dünya hayatında bilinmeyen yollar arasında hem ilerlemek hem de kendini geliştirmek isteyenlere “Peygamberler, rehberler” verilmesi akla ve mantığa uygun bir gerekçedir.

Eğer bir rehbere tabi olacaksanız, onun verdiği kurallara ve talimatlara uymanız gerekir. Uymazsanız, tehlikeye maruz kalırsınız. Uyarsanız sistemin sahibi size vadettiği şeyleri gerçekleştirecektir.

Genetik mirasımız doğuştan gelen değiştirilmesi doğru olmayan işletim sistemi programlarıdır. İşletim sistemi üzerinden peygamberlerle gönderilen bilgi dosyaları ego bilgisayarımızı amacına yönelik kullanabilmemizi sağlar. Kullanıp kullanmamakta özgürüz. Ömrümüz boyunca doğru kullanırsa anlam yüklü ve fark oluşturmuş bilgeliğe ulaşırız. Sadece yeme, içme, üreme gibi programlar kullanırsak yüksek fonksiyonlu birçok programı kullanmazsak verimliliğe uymadığımız için bilgisayarı bize veren onu bizden alır.

Bilgisayarımızın yüksek fonksiyonlarını kullanabilmek için çok çalışmak, rahatımızdan, konforumuzdan fedakarlık yapmamız gerekir. Bu metaforda ibadet tanımlamasını açıklar. İbadet etmek ve zevk tuzaklarından korunmak bizim o arada özgürlüğümüzden ve konforumuzdan fedakarlık yapmamızı gerektirir. Ancak orta ve uzun vadede sene içinde az uyuyup çok çalışan öğrencinin sene sonunda sevinmesi gibi kulluk disiplinine uyan kişi ölüm sonrası yaşamda sevinir. Hatta kulluk disiplininin yüksek idealler için bazı zevkleri erteleyebilmek ölüm öncesinde de insana birçok şey kazandırır. Değerler bölümümüzde ayrıntılı anlattığımız gibi en hoş duygu olan iç huzurunu en kalıcı güzellik olan karakterli olmayı, en mutlu edici ve kalıcı zevk olan vericiliğin, cömertliğin, paylaşımın, empatinin, fedakarlığın, şefkatli olmanın verdiği soyut zevkleri bu dünyada da verir. Somut zevkleri erteleyip soyut zevkleri amaçlayan kişi ertelemenin tadını çıkarır. Toplu yemekte zevki arttırmak için en tatlı, en sevilen yiyeceği en sona bırakmanın zevki uzatması gibi...

SİSTEME ENTEGRASYON DİYALEKTİĞİ

İşte peygamberlerin hayatlarındaki örnek olayları incelediğimizde tek Tanrı inancının olduğu sisteme dahil olmanın verdiği kazanımları görürüz. Çileler, sıkıntılar, ama mutlu ve huzurlu yaşam örnekleri var. İnanmanın sisteme intisap olma yani entegre olmak olduğu anlaşılır.

Analoji yaparsak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak sistemin parçası olur ve kimlik numarası alırsanız yükümlülük, sorumluluk ve haklar elde edersiniz. Sistemin parçası olduğunuzu kabul ettiğinizde medeni hukuk, elektrik, yol, su gibi birçok haklara sahip olursunuz. İkametgahınız olur, seyahat özgürlüğünüz ve pasaportunuz olur. Bazan yeşil pasaport gibi geçici ikametgah alırsınız. Kurallara uyarsanız, daimi pasaportu hak edersiniz. Sistemde yaşayıp sorumluluk almaz, vergi vermez, askerlik yapmaz, savaşmaya katkı sağlamazsanız ve başkalarının huzurunu bozarsanız sistemden uzaklaştırılır, yalıtılmış bir mahrumiyete ve ceza alanına gönderilirsiniz. Eğer sisteme uyarım deyip imzayı atıp sonra kuralları bozar, başkalarının huzurunu kaçırırsanız her adil sistem sizi ıslah oluncaya ve arınıncaya kadar farklı bir kısıtlama içinde tutar. Eğer altın ve elmas gibi kıymetli iseniz arınabilmeniz için asit havuzuna girmeniz gerekebilir.

Vatandaşlık metaforu ile yaptığımız analojiyi gerçeklere uygularsak dünya yaşamı geçici ikametgah, dünya nimetleri verilen imkanlar ve haklar, ibadet ve kulluk, vatandaşlık sorumluluğu, iman sistemin parçası olduğunun tasdik ve onay anlamına gelir. Geçici ikametgahı daimiye çevirmek cennete hak kazanmaktır. Kurallara uymadığında ceza çekmek ise iki türlü tanımlanabilir. Küçük cezalar ıslah amaçlı olduğu için dünyevi uyarılar, hastalıklar ve afetler şeklinde gelir. Tıpkı çobanın sürüden ayrılan koyunu sürüye sevk etmek için taş ve sopa ile uyarması gibi. Ama sistemi tanımadığını söyleyen kişinin gideceği bir sistem yoksa, onu mağma tabakasında malzeme yapması gibi.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim