1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. SURİYE

  4. Rojava'nın PKK-PYD Eliyle Özgürleştirilmesi!
Rojavanın PKK-PYD Eliyle Özgürleştirilmesi!

Rojava'nın PKK-PYD Eliyle Özgürleştirilmesi!

Özgür Gündem ve ANF’de bugün Rojava tartışmalarına ışık tutacak cinsten iki yorum ön plana çıktı! Yorumlarda “Rojava’da Neler Oluyor?” sorusuna da cevap aranıyor.

A+A-

ROJAVA’DA NELER OLUYOR?

Suriye’de kendisi dışındaki grupların Baas’a karşı yoğunlaşması ve diğer Kürt yapıların ise “kardeş kavgasına” yol açmamak için geri durmasının oluşturduğu boşluğu doldurarak Rajava’da etkinliğini artıran PYD ve kalemşorları(aslında silahşorları mi demek lazım)  akla ziyan yorumlarda bulunmaya başladı.

Türkiye Kürdistan’ında bulamadıkları “demokratik özerklik” hayallerini gerçekleştirdikleri bir alanın ortasında bulan bu demokratlar, sözde “demokratik özerklik” dedikleri özde ise ne olduğu söylemlerinde ve uygulamalarında net gösterme imkanları tanıdıkları despot düzeni hayata geçirdiler bile!

Bunu yaparken, kendilerini dev aynasında gören, dünyanın en büyük devrimi diye sunan, tüm dünya buna karşı birleşmiş havasında sunan bu demokratik ve özgürlükçü çevre(!) bunun gereği olarak sağa sola saldırarak, kendi dışındaki grupları tasfiye etme süreci başlatmış durumda.

“ROJAVA’YA SALDIRAN GÜÇLER KİMLER?”!

Türkiye Kürdistan’ında çokta tanık olduğumuz üzere İslami gruplar üzerinden islama ve İslami değerlere saldırma geleneğini Suriye Kürdistan’ına taşıyan bu devrimciler, Cephet El Nursa üzerinden İslama ve İslami değerlere adeta savaş açmış durumdalar. Saldırılarında sınır tanımayan PKK-PYD çevresi sadece İslami grupları Rojava üzerinden şeytanlaştırma kampanyası başlatmakla kalmamış, Rojava’da kendileri gibi düşünmeyen KDP başta olmak üzere diğer Kürt grupları da şeytanlaştırmayı hedef edinmiş.

Hızını alamayarak El Kaide’ye yakın olduğu ileri sürülen Cephet El Nursa ile Güney Kürdistan yönetiminin aynı fotoğraf karesinde gösterildiği yorumlara göre, “ABD, Türkiye ve Güney Kürdistan Bölgesel yönetimi ile anlaşmış durumda.”

Seyit Evran imzalı “Rojava’ya saldıran güçler kimler?” başlıklı ANF’deki yorumda, Evran, öyle efsaneler uydurmuş ki, insana acaba ben bu dünyada yaşamıyor muyum dedirtiyor! Evran’a göre, ne olmuşsa “Ziro ve Rimelan Kürtlerin eline geçtikten sonra” olmuş ve diğer Kürt olmayanlar (!) harekete geçmiş: “19 Temmuz 2012 tarihinde gerçekleşen devrimin ardından, Güney Kürdistan Bölgesel Hükümetinin ilk talebi ‘Rojava'daki petrolleri Güneyden tahliye edelim’ olmuştu. İşte saldırılar da bu noktada başladı ve zaman içinde çok çeşitli biçimler alarak sürdü. Gir Ziro ve Rimelan Kürtlerin eline geçtikten sonra ise saldırılar daha farklı boyutlara ulaştı. Buraların Kürtlerin denetimine geçmesinden sonra yaklaşık 50 kişi petrol kuyularının olduğu toprakların kendilerine ait olduğuna savundu. Bu kişilerin ellerindeki tapu belgeleri incelendiğinde bu belgelerin KDP ile Cephet El Nusra tarafından düzenlenip verildiği ortaya çıktı.”

“KÜRT HALK ÖNDERİ’NİN ETKİSİNİN OLDUĞU HER YERDE DEMOKRATİK DEVRİM GERÇEKLEŞİYOR”MUŞ!

Benzer bir saçmalığa da “Tüm Kürtler Rojava’yı sahiplenmeli” başlıklı yazısıyla “M. Delila” imza atmış.

Delila’ya göre, “Kürt Halk Önderi’nin etkisinin olduğu her yerde demokratik devrim gerçekleşiyor. En başta da kadın özgürlük devrimi gerçekleşiyor. Kadın özgürlük devriminin yaşandığı yerde de demokrasi bilinci ve demokratik devrim derinliğine yaşanıyor. Bu da bir ulusun, bir halkın ve bir toplumun ayağa kalkışı oluyor.”

KDP’YE DAYANARAK BOZGUNCULUK YAPILIYORMUŞ!

Bu demokratik devrime ise karşı olanları bakın kalemşorumuz nasıl özetliyor: “Heyecan duymayanlar sadece Rojava’daki marjinal partiler ve gruplardır. Bunlar da gücünü KDP’den alıyorlar. KDP’ye dayanarak Rojava’da bozgunculuk yapıyorlar. Rojava’da kargaşa yaratarak kazanımları sabote etmek istiyorlar. Amiyane deyimle bize yar olmayan kimseye yar olmasın diyorlar. Şu anda Rojava’da marjinal grupların ihaneti yaşanıyor. Azadi ve El Parti denilen bu gruplar yaşanan demokratik devrimi ve buna dayanan siyasal ve toplumsal örgütlenmeleri sindiremiyorlar.”

ROJAVA HALKININ ÖZGÜRLEŞMESİNE KİM ÖFKELİ?

Yazarın bu sözleri ise tersine okunduğunda kendi zihniyetini ve despotluğunu özetlemiş adeta: “Aslında halkın demokratik toplum haline gelmesine ve özgürleşmesine öfkelidirler. İstedikleri, halkın üzerinde ağalık yapmaktır. Toplum üstünde toplum adına siyaset yaparak toplum üzerinde sülük gibi yaşamak istiyorlar. Bunun olmayacağını görünce de devrim düşmanlığı yapıyorlar. Bu devrim düşmanlığı da KDP tarafından destekleniyor.”

İşte saldırgan yorumlardan M. Delila’nın Özgür Gündem’deki yorumunun tam metni:

Tüm Kürtler Rojava’yı sahiplenmeli

Rojava’daki devrim Güney Kürdistan kamuoyuna tam yansımıyor ya da KDP ve yandaşı partilerin açıklamalarında olduğu gibi çarpıtılıyor. Rojava halkı şu anda büyük bir saldırı altında. Buna karşı kahramanca bir direniş gösteriliyor. Bir yandan devlet güçlerine, diğer yandan yüzlerine İslam maskesi takan çetelere karşı direniliyor. Bu yetmezmiş gibi KDP etkisindeki bozguncu ve provokatör güçlere karşı da bir direniş gösteriliyor. Kürt tarihinin en kahramanca direnişlerinden biri Rojava’da yürütülüyor.

Bu direniş gücünü toplumdan, toplumun demokratikleşmesinden alıyor. Demokratikleşen toplum güçlü toplumdur. Güçlenen toplumun direnci de artar. Şimdi Rojava Kürdistan’da yaşanan budur.

Kadın, genç, çocuk, yaşlı herkes ayakta. Bu gerçeklik Rojava’da büyük bir devrim yaşandığının kanıtıdır. Bundan daha büyük devrim olabilir mi? Kürt Halk Önderi’nin etkisinin olduğu her yerde demokratik devrim gerçekleşiyor. En başta da kadın özgürlük devrimi gerçekleşiyor. Kadın özgürlük devriminin yaşandığı yerde de demokrasi bilinci ve demokratik devrim derinliğine yaşanıyor. Bu da bir ulusun, bir halkın ve bir toplumun ayağa kalkışı oluyor.

Rojava devriminden tüm Kürtler ve demokrasi yanlıları heyecan duyuyor. Heyecan duymayanlar sadece Rojava’daki marjinal partiler ve gruplardır. Bunlar da gücünü KDP’den alıyorlar. KDP’ye dayanarak Rojava’da bozgunculuk yapıyorlar. Rojava’da kargaşa yaratarak kazanımları sabote etmek istiyorlar. Amiyane deyimle bize yar olmayan kimseye yar olmasın diyorlar. Şu anda Rojava’da marjinal grupların ihaneti yaşanıyor. Azadi ve El Parti denilen bu gruplar yaşanan demokratik devrimi ve buna dayanan siyasal ve toplumsal örgütlenmeleri sindiremiyorlar. YPG’nin kahramanca direnişini sindiremiyorlar. Siz devrim yapacaksınız, siz direneceksiniz ama bu devrimi bize teslim edeceksiniz diyorlar. Çünkü yaşanan demokratik devrim her türlü gericiliği, toplum üzerindeki ayrıcalıkları yerle bir ediyor. Toplum ve birey özgürleşiyor. İşte bu gerçekliği kendileri için tehlikeli gördüklerinden devrime saldırıyorlar.

Bu marjinal grupların işi gücü PYD’ye ve Tev-Dem’e saldırmak. Halkın ve YPG gerillalarının gösterdiği direnişi karalamak! Kırk yıllık PKK ve Apo düşmanlığının bir kopyası da Rojava’da yaşanıyor. Aslında halkın demokratik toplum haline gelmesine ve özgürleşmesine öfkelidirler. İstedikleri, halkın üzerinde ağalık yapmaktır. Toplum üstünde toplum adına siyaset yaparak toplum üzerinde sülük gibi yaşamak istiyorlar. Bunun olmayacağını görünce de devrim düşmanlığı yapıyorlar. Bu devrim düşmanlığı da KDP tarafından destekleniyor. Güney Kürdistan hükümeti demiyoruz, çünkü hükümet içinde yer alan diğer partiler Rojava sınırındaki kapının kapanmasına karşılar; bunun KDP’nin bir tasarrufu olduğunu söylüyorlar. Çetelerin ve devletin Rojava devrimine saldırdığı ve yüz binlerce Kürt’ün Halep’ten Afrin’e göç ettiği bir dönemde, kapının açılması konusunda şartlar koşması KDP’nin marjinal gruplarla ilişkisini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Rojava devrimi birliğin vesilesi olması gerekirken açıktan açığa ayrılığın ve çekişmenin yeri haline getirilmek istenmektedir.

Rojava’da tüm partilerin özgür örgütlenme imkanı var. Hatta bazı partilerin toplumsal tabanları çok fazla olmasa da YPG içinde yer alıyorlar. Ama marjinal gruplar olan Azadi ve El Parti “örgütlenme özgürlüğü yetmez, kurumlar içinde yer almamız yetmez, devrimi bize teslim edeceksiniz” dayatması yapıyorlar. YPG’nin yarısı bizim olacak ve YPG’ye istediğimiz gibi katılacağız, diyorlar. Amiyane deyimle YPG içinde bir yeniçeri ocağı yaratarak gerilla gücünün direnişçi karakterini ortadan kaldırmak istiyorlar. İlk önce ayrı ordu olacağız diyenler, bu kabul edilmeyince devrimin üzerine hazır konmak istiyorlar. Daha doğrusu devrimin karakterini bozmayı ve değiştirmeyi amaçlıyorlar. Dünyada hiçbir siyasi gücün bu düzeyde pervasız davrandığı görülmemiştir. Bunlar böyle davranıyor, çünkü KDP’nin dayatmasıyla bunun sağlanacağını düşünüyorlar. Ya da KDP kendi ekonomik, siyasi ve askeri gücüne dayanarak böyle olmayacak şartlar koşmaktadır. Rojava devrimine ve halka destek vereceklerine, Rojava’da bizim dediğimizi yapacaksınız diyorlar. İşte ayıkla pirincin taşını buna denir.

Türkçe’de bir söz var; keçi can derdinde, kasap et derdinde! Rojava’daki iki marjinal partinin ve arkasındaki KDP’nin tutumu tam da böyledir. İşte egemenlikçi ve iktidarcı zihniyet budur; toplum üzerinde de, kadın üzerinde de, emekçiler üzerinde de, zayıf gördüğü her çevre üzerinde de böyle davranır. İktidar ve güç olmak bir hastalıktır. Özellikle de toplumun, hele hele kadının güç olmasını istemezler. Bu nedenle Rojava’daki demokratik devrim ve kadın devriminden korkuyorlar. Bu devrimi durdurup zapturapt altına almak istiyorlar. Tüm dertleri budur. Çünkü Rojava’daki demokratik devrim ve kadın devrimi iktidar zihniyetli siyasi güçler için büyük bir tehlike ve tehdit olarak görülmektedir. Rojava devrimine karşı düşmanlığın kökeninde böyle bir iktidarcılık refleksi vardır.

Rojava’da tüm siyasi partiler her kurumda yer alabiliyor. Fazla güçlü olmayanlara bile pozitif ayırımcılık yapılıyor. Şu ya da bu güç zayıf veya kitlesi yok denilerek dışlanmıyor ya da toplumsal tabanın kadar konuş denilmiyor. Tüm siyasi ve sosyal kurumlaşmaların yarısı diğer yedi-sekiz küçük partilere verilmiş durumdadır. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü tamdır. Gizliden askeri güç oluşturma, devrime komplo yapma dışında her şey serbest. Tabii ki askeri saldırı nereden gelirse gelsin cevap verilmektedir. Örneğin Azadi güçleri defalarca çete güçleriyle birlikte devrim güçlerine ve halka saldırmıştır. Birçok Kürt’ü öldürmüştür. Tabii ki devrimin kendini koruma ve bunlara cevap verme hakkı vardır.

Şu anda sadece Suriye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun en demokratik ve en özgürlükçü alanı Rojava Kürdistan’dır. Savaş ortamında bile demokratik yaşamdan ve özgürlüklerden feragat edilmiyor, vazgeçilmiyor. Bu önemlidir. Zaten daha şimdiden Suriye’de demokrasinin temeli haline gelmiştir. Suriye’nin en temel demokratikleştirici ve özgürleştirici gücü Rojava devrimdir. Sadece büyük kadın devrimi yaşamıyor, farklı inançta ve etnik kökenden gelen topluluklar da tarihlerindeki en özgür dönemi yaşıyorlar. Bu devrim en başta da farklı etnik ve dinsel toplulukları koruyan bir karaktere sahiptir. Suriye’nin demokratikleşmesinden yana olan her topluluk Rojava devriminin temel ittifakı durumundadır. Hangi topluluk demokratikleşme istiyorsa Kürtler şahsında en temel müttefikini ve dostunu bulmaktadır.

Bu devrim öyle etkileyici bir devrimdir ki, sonunda Suriye üzerinde politika yürüten Rusya, ABD, Avrupa ve Çin gibi ülkeler bile Kürtlerin üçüncü yoluna gelmişlerdir. Mevcut hükümet ve demokratik olmayan İslamcı muhalefet dışında üçüncü bir iktidar bloğu arıyorlar. Tümüyle Kürtler gibi düşünmeseler de Kürtler gibi ne hükümet ne de mevcut muhalefet noktasına gelmişlerdir.

Şu anda Kürtlerin Rojava’daki pozisyonu güçlüdür. Marjinal gruplar ve arkasındaki güçler sabote etmezse Kürtler mutlaka Suriye’de bir statü kazanacak, özgür ve demokratik yaşamlarını kuracaklardır.

Bu açıdan başta kadınlar ve gençler olmak üzere Kürt kamuoyu Rojava devrimine sahip çıkmalı, bu devrim üzerinde oynanan oyunlara müsaade etmemelidir. Bu devrim üzerinde oyun oynamak, bu devrimi zayıflatmak ve teslim almak isteyen güçlere karşı tavır koymalıdır. Kürtler Rojava’daki devrimle sadece kendilerini özgürleştirmiyorlar, aynı zamanda Suriye’den başlayarak Ortadoğu’yu demokratikleştirmenin ve özgürleştirmenin dinamik gücü oluyorlar. Kürtler böyle bir fırsatı ve onuru yakalamışlar. Tüm Kürtler bu büyük devrime karşı sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Tarihin şu anda Kürtlere yüklediği sorumlulukların başında Rojava devrimini başarıya götürmek gelmektedir. Rojava’daki devrim Güney Kürdistan kamuoyuna tam yansımıyor ya da KDP ve yandaşı partilerin açıklamalarında olduğu gibi çarpıtılıyor. Rojava halkı şu anda büyük bir saldırı altında. Buna karşı kahramanca bir direniş gösteriliyor. Bir yandan devlet güçlerine, diğer yandan yüzlerine İslam maskesi takan çetelere karşı direniliyor. Bu yetmezmiş gibi KDP etkisindeki bozguncu ve provokatör güçlere karşı da bir direniş gösteriliyor. Kürt tarihinin en kahramanca direnişlerinden biri Rojava’da yürütülüyor.

Bu direniş gücünü toplumdan, toplumun demokratikleşmesinden alıyor. Demokratikleşen toplum güçlü toplumdur. Güçlenen toplumun direnci de artar. Şimdi Rojava Kürdistan’da yaşanan budur.

Kadın, genç, çocuk, yaşlı herkes ayakta. Bu gerçeklik Rojava’da büyük bir devrim yaşandığının kanıtıdır. Bundan daha büyük devrim olabilir mi? Kürt Halk Önderi’nin etkisinin olduğu her yerde demokratik devrim gerçekleşiyor. En başta da kadın özgürlük devrimi gerçekleşiyor. Kadın özgürlük devriminin yaşandığı yerde de demokrasi bilinci ve demokratik devrim derinliğine yaşanıyor. Bu da bir ulusun, bir halkın ve bir toplumun ayağa kalkışı oluyor.

Rojava devriminden tüm Kürtler ve demokrasi yanlıları heyecan duyuyor. Heyecan duymayanlar sadece Rojava’daki marjinal partiler ve gruplardır. Bunlar da gücünü KDP’den alıyorlar. KDP’ye dayanarak Rojava’da bozgunculuk yapıyorlar. Rojava’da kargaşa yaratarak kazanımları sabote etmek istiyorlar. Amiyane deyimle bize yar olmayan kimseye yar olmasın diyorlar. Şu anda Rojava’da marjinal grupların ihaneti yaşanıyor. Azadi ve El Parti denilen bu gruplar yaşanan demokratik devrimi ve buna dayanan siyasal ve toplumsal örgütlenmeleri sindiremiyorlar. YPG’nin kahramanca direnişini sindiremiyorlar. Siz devrim yapacaksınız, siz direneceksiniz ama bu devrimi bize teslim edeceksiniz diyorlar. Çünkü yaşanan demokratik devrim her türlü gericiliği, toplum üzerindeki ayrıcalıkları yerle bir ediyor. Toplum ve birey özgürleşiyor. İşte bu gerçekliği kendileri için tehlikeli gördüklerinden devrime saldırıyorlar.

Bu marjinal grupların işi gücü PYD’ye ve Tev-Dem’e saldırmak. Halkın ve YPG gerillalarının gösterdiği direnişi karalamak! Kırk yıllık PKK ve Apo düşmanlığının bir kopyası da Rojava’da yaşanıyor. Aslında halkın demokratik toplum haline gelmesine ve özgürleşmesine öfkelidirler. İstedikleri, halkın üzerinde ağalık yapmaktır. Toplum üstünde toplum adına siyaset yaparak toplum üzerinde sülük gibi yaşamak istiyorlar. Bunun olmayacağını görünce de devrim düşmanlığı yapıyorlar. Bu devrim düşmanlığı da KDP tarafından destekleniyor. Güney Kürdistan hükümeti demiyoruz, çünkü hükümet içinde yer alan diğer partiler Rojava sınırındaki kapının kapanmasına karşılar; bunun KDP’nin bir tasarrufu olduğunu söylüyorlar. Çetelerin ve devletin Rojava devrimine saldırdığı ve yüz binlerce Kürt’ün Halep’ten Afrin’e göç ettiği bir dönemde, kapının açılması konusunda şartlar koşması KDP’nin marjinal gruplarla ilişkisini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Rojava devrimi birliğin vesilesi olması gerekirken açıktan açığa ayrılığın ve çekişmenin yeri haline getirilmek istenmektedir.

Rojava’da tüm partilerin özgür örgütlenme imkanı var. Hatta bazı partilerin toplumsal tabanları çok fazla olmasa da YPG içinde yer alıyorlar. Ama marjinal gruplar olan Azadi ve El Parti “örgütlenme özgürlüğü yetmez, kurumlar içinde yer almamız yetmez, devrimi bize teslim edeceksiniz” dayatması yapıyorlar. YPG’nin yarısı bizim olacak ve YPG’ye istediğimiz gibi katılacağız, diyorlar. Amiyane deyimle YPG içinde bir yeniçeri ocağı yaratarak gerilla gücünün direnişçi karakterini ortadan kaldırmak istiyorlar. İlk önce ayrı ordu olacağız diyenler, bu kabul edilmeyince devrimin üzerine hazır konmak istiyorlar. Daha doğrusu devrimin karakterini bozmayı ve değiştirmeyi amaçlıyorlar. Dünyada hiçbir siyasi gücün bu düzeyde pervasız davrandığı görülmemiştir. Bunlar böyle davranıyor, çünkü KDP’nin dayatmasıyla bunun sağlanacağını düşünüyorlar. Ya da KDP kendi ekonomik, siyasi ve askeri gücüne dayanarak böyle olmayacak şartlar koşmaktadır. Rojava devrimine ve halka destek vereceklerine, Rojava’da bizim dediğimizi yapacaksınız diyorlar. İşte ayıkla pirincin taşını buna denir.

Türkçe’de bir söz var; keçi can derdinde, kasap et derdinde! Rojava’daki iki marjinal partinin ve arkasındaki KDP’nin tutumu tam da böyledir. İşte egemenlikçi ve iktidarcı zihniyet budur; toplum üzerinde de, kadın üzerinde de, emekçiler üzerinde de, zayıf gördüğü her çevre üzerinde de böyle davranır. İktidar ve güç olmak bir hastalıktır. Özellikle de toplumun, hele hele kadının güç olmasını istemezler. Bu nedenle Rojava’daki demokratik devrim ve kadın devriminden korkuyorlar. Bu devrimi durdurup zapturapt altına almak istiyorlar. Tüm dertleri budur. Çünkü Rojava’daki demokratik devrim ve kadın devrimi iktidar zihniyetli siyasi güçler için büyük bir tehlike ve tehdit olarak görülmektedir. Rojava devrimine karşı düşmanlığın kökeninde böyle bir iktidarcılık refleksi vardır.

Rojava’da tüm siyasi partiler her kurumda yer alabiliyor. Fazla güçlü olmayanlara bile pozitif ayırımcılık yapılıyor. Şu ya da bu güç zayıf veya kitlesi yok denilerek dışlanmıyor ya da toplumsal tabanın kadar konuş denilmiyor. Tüm siyasi ve sosyal kurumlaşmaların yarısı diğer yedi-sekiz küçük partilere verilmiş durumdadır. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü tamdır. Gizliden askeri güç oluşturma, devrime komplo yapma dışında her şey serbest. Tabii ki askeri saldırı nereden gelirse gelsin cevap verilmektedir. Örneğin Azadi güçleri defalarca çete güçleriyle birlikte devrim güçlerine ve halka saldırmıştır. Birçok Kürt’ü öldürmüştür. Tabii ki devrimin kendini koruma ve bunlara cevap verme hakkı vardır.

Şu anda sadece Suriye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun en demokratik ve en özgürlükçü alanı Rojava Kürdistan’dır. Savaş ortamında bile demokratik yaşamdan ve özgürlüklerden feragat edilmiyor, vazgeçilmiyor. Bu önemlidir. Zaten daha şimdiden Suriye’de demokrasinin temeli haline gelmiştir. Suriye’nin en temel demokratikleştirici ve özgürleştirici gücü Rojava devrimdir. Sadece büyük kadın devrimi yaşamıyor, farklı inançta ve etnik kökenden gelen topluluklar da tarihlerindeki en özgür dönemi yaşıyorlar. Bu devrim en başta da farklı etnik ve dinsel toplulukları koruyan bir karaktere sahiptir. Suriye’nin demokratikleşmesinden yana olan her topluluk Rojava devriminin temel ittifakı durumundadır. Hangi topluluk demokratikleşme istiyorsa Kürtler şahsında en temel müttefikini ve dostunu bulmaktadır.

Bu devrim öyle etkileyici bir devrimdir ki, sonunda Suriye üzerinde politika yürüten Rusya, ABD, Avrupa ve Çin gibi ülkeler bile Kürtlerin üçüncü yoluna gelmişlerdir. Mevcut hükümet ve demokratik olmayan İslamcı muhalefet dışında üçüncü bir iktidar bloğu arıyorlar. Tümüyle Kürtler gibi düşünmeseler de Kürtler gibi ne hükümet ne de mevcut muhalefet noktasına gelmişlerdir.

Şu anda Kürtlerin Rojava’daki pozisyonu güçlüdür. Marjinal gruplar ve arkasındaki güçler sabote etmezse Kürtler mutlaka Suriye’de bir statü kazanacak, özgür ve demokratik yaşamlarını kuracaklardır.

Bu açıdan başta kadınlar ve gençler olmak üzere Kürt kamuoyu Rojava devrimine sahip çıkmalı, bu devrim üzerinde oynanan oyunlara müsaade etmemelidir. Bu devrim üzerinde oyun oynamak, bu devrimi zayıflatmak ve teslim almak isteyen güçlere karşı tavır koymalıdır. Kürtler Rojava’daki devrimle sadece kendilerini özgürleştirmiyorlar, aynı zamanda Suriye’den başlayarak Ortadoğu’yu demokratikleştirmenin ve özgürleştirmenin dinamik gücü oluyorlar. Kürtler böyle bir fırsatı ve onuru yakalamışlar. Tüm Kürtler bu büyük devrime karşı sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Tarihin şu anda Kürtlere yüklediği sorumlulukların başında Rojava devrimini başarıya götürmek gelmektedir.

ISLAH HABER

HABERE YORUM KAT

3 Yorum