1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Rıfai’nin Son Hutbesi Neyi Hedefliyor?
Rıfai’nin Son Hutbesi Neyi Hedefliyor?

Rıfai’nin Son Hutbesi Neyi Hedefliyor?

M. Hamidullah Güvel kardeşimiz, sitemiz okuyucuları için Şeyh Usame Rıfai'nin bu haftaki hutbesini değerlendirdi.

A+A-

Suriye'deki gelişmeleri sitemiz okuyucularına gözlem ve analizleriyle aktarmaya devam eden M. Hamidullah Güvel kardeşimiz, Suriyeli âlimlerden Usame Rıfai'nin bu haftaki hutbesini konu edindi:

Usame Rıfai’nin son hutbesi neyi hedefliyor?

M. Hamidullah Güvel / Haksöz-Haber

Hama ve Deyri Zûr şehirlerindeki kadar olmasa da gerilimin doruk noktaya ulaştığı Şam’dayız. Cuma namazını kılmak için, rejime yönelik nasihatvari içerikte hutbeleriyle ismi ön plana çıkan Şeyh Usame Rıfâi’yi dinlemek için Kefersûsa bölgesindeki Rıfaî Camii’ne gidiyoruz. Hafta içinde caddeleri dolduran işportacılar ve yanı başında katledilmekte olan insanları umursamaz bir tavırla alışveriş telaşesinde olan çoğu bayan vatandaş ortalıkta görünmüyor. Reklam panolarında, Esed rejiminin halkı ülkede her şeyin yolunda olduğuna inandırmak için astığı yazılar var. “Suriye bihayr (çok iyi)!” “Hepimiz kanunun yanındayız.” “Rejimin geleceği, senin geleceğindir.” “Fitne isteyenleri muhasara altına alın” “Elele geleceğimizi inşa edeceğiz.” “Seni seviyorum Suriye, çünkü sen benim memleketimsin.” vb. yazılar…

Cuma günü olması hasebiyle caddeler bomboş… Rıfai Camii’ne yaklaşıyoruz. Taksi şoförüne parayı uzatıyorum. Taksimetre 50 SL yazmasına rağmen benden 100 SL alıyor. Her zamanki rutin kavgamızı ediyoruz. Zar zor 25 SL liramı geri alıyorum. Camiye gittiğimi anlayınca namazı beraber kılalım diyor ve arabasını caminin yanına park ediyor. Beni büyük bir soğukkanlılıkla aldatmaya yeltenen taksi şoförüyle beraber taksiden iniyoruz. Bunu niçin anlatıyorum. Çünkü hutbenin konusuyla yakından ilgili de ondan…

Bir de ne göreyim üniformalı ve eli sopalı sayıları kırk civarında asker, caminin karşısında dikilmiş, camiye namaz kılmak için gelen cemaati gözleriyle tehdit ediyor. Ancak cemaat, teravih namazlarından alışık olduğu bu manzara karşısında pek şaşırmış görünmüyor.

Şeyh Usame’nin son yaşanan olaylar hakkında açıklama yapması bekleniyor. Bu cami teravih namazlarında yapılan kunut dualarında, açıktan Hama ve Deyri Zûrlulara dua edilen nadir camilerden birisi… Şeyh Usame, hutbesine yaşanan olayların sebebini açıklamakla başlıyor. Ona göre Suriye’de yaşamakta olan insanların bu belalarla deneniyor oluşu, aralarındaki sevgi ve merhamet yoksunluğundan kaynaklanıyor. Eğer vatandaş, ordu komutanlarını ve reislerini sever, onlar da buna güzellikle mukabelede bulunurlarsa, Allah bu belayı kaldıracaktır. Yönetenlerle yönetilenler arasında sevgi bağının oluşması şarttır. Vatandaşın da birbirini sevmesi şarttır. Yani birbirini aldatmamalıdır! (Taksi şoförüne atfen)

“İnsanları Korkutarak İtaat Ettiremezsiniz!”

Daha sonra rejimin halka yönelik askerî müdahalelerini eleştiren Rıfaî, “Tankları alıp şehir şehir dolaşarak insanları katletmek, evlerini basmak barışçıl yolların istenmediği anlamına gelir. İnsanların saygınlıklarına gölge düşürenler, insan olamazlar. Hükümet bir an önce bu baskıcı politikasını değiştirmeli ve hapishanelerde tuttuğu mahkûmları serbest bırakmalı. Yalnız kâğıt üzerinde alınmış kararlar istemiyoruz. Uygulanacak kararlar istiyoruz. Caminin önüne bile eli sopalı adamlar gönderiyorsunuz. Geçenlerde eli silahlı olanlarını da gördüm. İnsanları, korkutarak itaat ettiremezsiniz.”  diye konuştu.

Rıfaî sözlerine şöyle devam etti: “Tutukluları serbest bırakmak için, rahmet şehri olan Ramazan ayından daha uygun zaman bir zaman olamaz. İnsanlar oğullarıyla, babalarıyla, eşleriyle iftar ve sahur yapmak istiyor. Eğer onları evlerine gönderirsen insanların sevgisini kazanırsın. Bu ise her siyasi otoritenin devamı için şarttır. Ancak siz hapishanelerde insanlara nasıl bir muamele yapıyorsanız bilmiyorum. Hapisten her çıkan vatandaş ölümü pahasına tekrar protestolara kayılmak istiyor. -Rejime yönelik- Siz hiç tarih okumaz mısınız? Tarihte halkıyla barışık olmayan her otoritenin yıkıldığını görmekteyiz.”

Daha sonra Roma devleti ve ilk halifeler döneminden örnekler veren Rıfâi’nin son sözleri, bir siyasi danışmanın yöneticisine yönelik nasihat içerikli tavsiyelerini andırıyordu.  

Şam’a geldiğim ilk yıllarda, burada yaşamakta olan âlimlerin, Esed hükümetinin uyguladığı zulüm ve adaletsizliklerin giderilmesi noktasında ne tür çabalar içerisinde olduğunu merak ederdim. Bu son olaylardan sonra artık merak etmiyorum. Buradaki âlimleri en çok rahatsız eden şey, rejimin vatandaşları öldürmesi ve hapsetmesine şahit olmak… Bu olaylardan önce de –mesela 80’lerin Haması- binlerce insan katledilmiş, çoğundan haber alınamamış ve hapishanelerde işkenceye maruz bırakılmıştı. Onlardan bir kısmı hala hapishanelerde yatıyor. Birçok insan bu rejimin zorbalığından korunabilmek için başka bölgelerde yaşamaya mahkûm edilmiş… Buna ülkedeki gelir dağılımı ve işsizlik gibi konulardaki sosyal adaletsizlikleri de eklersek Esed rejiminin politikalarında, Hafız Esed döneminden beri çok büyük değişikler olmadığını görürüz.

Tam da burada bir soru sormamız gerekir: Peki, Esed rejimi bu son olaylarda ne yaptı da, bazı âlimler onlara nasihat etme gereği duydular? Eğer bu son olaylar yaşanmasaydı, bu âlimler yine Esed rejimine yönelik nasihat içerikli konuşmalar yapacak mıydı?  Bu son soruya evet demeyi çok isterdim. Ancak vakıa bunun tersini söylüyor. Usame Rıfaî, Ratib en-Nablusi ve benzeri âlimlerin tek yaptığı, rejimden merhamet dilenmek ve onun devamı için akıl hocalığı yapmaktır.  

Bu ifadeyi bazıları ağır bulabilir. Amacımız bu âlimleri karalamak değil, içinde bulunduğumuz zilletin farkına varmamızı sağlamaktır. Bir eylemin tehdit olabilmesi için, tehdit eden; en az tehdit edilen kadar güçlü olmalıdır. Şam’daki âlimlerin elinde ise böyle bir güç yok. Basında yer alan, bu adı geçen âlimlerin halkı rejime karşı örgütlediği yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Usame Rıfai, Ratib en-Nablusi, Kureym Racih ve benzeri âlimler, ölüm korkusundan sözlerin sükûta uğradığı günümüz Suriyesi’nde konuşabilme cesaretini gösterebilmiş nadir insanlardandır. Bu, takdire şayan bir davranıştır.  Ancak bu âlimlerden her biri zamanında ülkenin yönetimine yönelik çalışmalar yapmamış olmalarının cezasını çekiyorlar gibi… Çünkü tek yapabildikleri rejimin insanları öldürmekten ve hapse atmaktan vazgeçmesini istemek…  İnsanları öldürmediği sürece Esed rejiminin iktidarda kalmasından memnunmuşçasına…  

Şam’ın diğer camilerinde ise durum içler acısı, Müslümanlar, Allah’tan günahkâr kullarına gönderilmiş bir bela olarak telakki edilen bu son olayların kalkması için teravih namazlarında çeşitli virtler okumakla meşgul... Birileri bu insanlara, Esed hükümeti ve benzeri rejimlerden daha büyük bela olmadığını ve Esed rejimini meşrulaştırıcı her türlü eylemin, en büyük günahlardan olduğunu anlatmalıdır. Müslümanlar ülkede olup bitenleri musibet olarak algılayıp, bunun için camilerde virt okumaktansa, bu son olayları nasıl lehlerine çevirebileceklerinin hesabını yapmalıdır. Âlimler de Esed rejiminden merhamet dilenmeyi bırakmalı ve Esed rejiminden sonra oluşacak hükümetin nasıllığı üzerine kafa yormalıdır.

Burada yaşananlardan tüm dünya Müslümanları dersler çıkarmalı, İslami bir yönetimin oluşabilmesi için gayret göstermeyen halkların, despot yönetimlerce nasıl zillete düşürüldüğü görülmelidir. Suriye içinde Esed rejimine alternatif olabilecek İslami bir yapılanmadan bahsetmek zordur. Temennimiz bu olayların en azından Müslümanlara, sahip oldukları zihni problemlerin farkına varmaları için bir vesile olmasıdır.

***

EDİTÖR NOTU: Suriye’deki gösterilerle ilgili olarak gerek Suriyeli âlimlerin tavrı gerekse diğer liberal-muhalif kesimlerin yaklaşımıyla ilgili kapsamlı analizleri yine M. Hamidullah Güvel’in ve Bülent Şahin Erdeğer’in Haksöz Dergisi’nin bu ayki (Ağustos 2011) sayısında yayınlanan yazılarından okuyabilirsiniz.

HABERE YORUM KAT