1. HABERLER

  2. HABER

  3. Rıdvan Kaya, Yargıtay'ı Eleştirmekten Yargılandı
Rıdvan Kaya, Yargıtayı Eleştirmekten Yargılandı

Rıdvan Kaya, Yargıtay'ı Eleştirmekten Yargılandı

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü.

A+A-

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya'nın yargıdaki kokuşmuşluğu ve çürümüşlüğü eleştirdiği basın açıklaması nedeniyle hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü.

Rıdvan Kaya ile birlikte avukatı Mehmet Alagöz'ün katıldığı, diğer sanıklar Kenan Kıran ve Ahmet Can Karahasanoğlu'nun ise katılmadığı ilk duruşmada savunmalar dinlendi. Ayrıca müşteki konumundaki Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi Yılmaz Alp'in avukatının sözlü, diğer müştekiler Yargıtay 11. Ceza Dairesi üyelerinin ise talimatla bildirdikleri müdahillik talepleri değerlendirildi. 

19 Haziran 2010 tarihinde Vakit Gazetesinde yayınlanan Özgür-Der açıklamasında Yargıtay'ın Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'ı tahliye etmedikleri için hâkimleri tazminata mahkûm etmesi, İlhan Cihaner'in "olağanüstü" çabalar sarf edilerek tahliyesi ve başta Çetin Doğan olmak üzere Balyoz sanıklarının bir gecede serbest bırakılmaları eleştirilmişti.

Bakırköy Savcısı Pircan Barut Emre tarafından hazırlanan iddianamede, Özgür-Der açıklamasının kamu görevlilerine hakaret, hedef gösterme, adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarını içerdiği iddia edilmekte.

Savunmasında toplumsal sorumluluğun ifası bağlamında eleştiri özgürlüğünü kullandığını, hakaret etmediğini ifade eden Kaya, savcılığın suçlamasının yersiz olduğunu ve yargıçların da yanlış kararlar verebildiklerini, dolayısıyla eleştiriye açık olmaları gerektiğini dile getirdi.

Davanın bir sonraki celsesi 23 Mayıs 2011 tarihinde görülecek.

HAKSÖZ-HABER

***

RIDVAN KAYA'NIN SAVUNMASI

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya'nın duruşmada yaptığı savunmayı ilginize sunuyoruz:

Savcılıkça Tarafımıza Yöneltilmiş Suçlamalara Cevabımız:

DARBECİLİKLE MÜCADELE DUYARLILIĞIMIZ ve

ELEŞTİRİ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ

SOYUT SUÇLAMALARLA ENGELLENEMEZ!

1 Şubat 2011

Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde, Vakit Gazetesinde 19 Haziran 2010 tarihinde yayınlanan bir açıklamamızdan ötürü yargılanıyoruz. Cumhuriyet Savcısı Pircan Barut Emre tarafından hazırlanan iddianame hakkımızda bir dizi suçlama içermektedir. Bunları kısaca değerlendirmek gerekirse;

TCK 126. Maddesini ihlalle, kamu görevlilerini hedef göstermekle suçlanıyoruz: Hedef gösterme fiilinin oluşması için adı geçen kişilerle ilgili tahrik edici, kışkırtıcı sözler ya da eylemler gerçekleştirilmesi gerekir. Böyle bir söz ya da beyan mevcut değil, sadece eleştiri var. Üstelik söz konusu şahısları kime ya da kimlere hedef gösterdiğimiz iddia ediliyor, belli değil! Nitekim adı geçen kişilere yönelik olarak açıklamanın yapıldığı tarihte de bugün de herhangi bir tehdit kaynağı ya da unsuru zaten bulunmuyor!

Kararların birbiriyle bağlantılı olduğu ve çürümüş bir ideolojik zeminden kaynaklandığını dile getirdiğimiz ve bu şekilde kamu görevlilerine hakaret ettiğimiz iddia ediliyor: Açıklamanın odağında şahıslar yok. Bir anlayış, bir işleyiş var. Genel manada bir sistem eleştirisi yapılmış. Doğrudan kişilere yöneltilmiş bir suçlamadan ziyade kötü işleyen bir mekanizma eleştirilmiş. Şahısları hedef alan bir durum yok ki, kişilere hakaret edilmiş olsun!  

Devam etmekte olan yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmekle suçlanıyoruz: Bir kere Türkiye'de yargılamayı etkileyebilecek güçler bellidir. Bu genelkurmay olabilir, hükümet olabilir, büyük medya kuruluşları olabilir. Bir insan hakları örgütü temsilcisinin gazeteye verdiği demeçle mahkemeyi etkilemeyi hedeflemesi ise mantıklı değildir. Türkiye'de herhangi bir mahkemenin, zaten kendisini İslami kimlikli muhalif bir örgüt olarak tanımlamış bir kuruluş temsilcisinin sözlerinden arzu edilen istikamette etkilenmesinin mümkün olmadığı da gayet açıktır.

Davaya konu olan açıklamamızın içerdiği iddialar ve kaygılar halen kamuoyunun gündemindedir. İlhan Cihaner davasında Yargıtay'ın tutumu elan tartışılmaktadır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi Üyesi ve Ceza Genel Kurul üyesi İsmail Rüştü Cirit, bu davayla ilgili Genel Kurul görüşmelerinde Cihaner davası nedeniyle Yargıtay'ın kamuoyunda yıprandığını muhalefet şerhinde bizzat yazmıştır. Aynı şekilde fotokopi üzerinden 11. Ceza Dairesinin karar vermesinin hukuka uygun olmadığı pek çok hukukçu tarafından ifade ediliyor. Ayrıca bizzat 11. Daire'nin bu davayı karar bağlamasından 3 gün sonra verdiği bir başka karara baktığımızda mahkemenin kendisiyle de çeliştiği görülüyor. (Bkz. 21.06.2010 tarih ve 2305/7029 sayılı karar. Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği bir kararın bozma gerekçesi.)

Balyoz davasından tutuklanan sanıklar hakkında bir gecede tahliye kararı verilmesini eleştirdik. Çünkü bu dava sanıklarına atfedilen suçların bütün toplumla birlikte, bizlere yönelik olarak da ayrı bir tehdit kaynağı içerdiğini düşünüyoruz. Nitekim tümü tutuksuz yargılanan sanıklarla ilgili en son olarak Gölcük'te Donanma Komutanlığında ele geçirilen belgeler bu dava sanıkları hakkında delil karartma ihtimalinin canlılığını koruduğunu ortaya koymuştur.

Mehmet Haberal hakkında tahliye kararı vermedikleri için hâkimlerin tazminata mahkûm edilmesini eleştirmemize gelince; öncelikle "herkese aynı, Mehmet Haberal'a ayrı hukuk" yaklaşımının kamuoyunda ciddi tepki meydana getirdiğini bu ülkede yaşayan herkes bilmektedir. Bu tutum yaygın ve yoğun eleştirilere konu olmaktadır. Kaldı ki, söz konusu beyanımızın aslında yargıyı, yargıçları hukuksuzluk tehdidinden koruma yaklaşımına dayandığı da görülmelidir. Ağır bir suçlamaya maruz kalan bir sanığı tahliye etmedikleri için 9 hâkim hakkında tazminata hükmeden Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kararıyla hâkim güvencesini fiilen ortadan kaldırmış, yargıyı işlemez hale getirebilecek bir sürece kapı aralamıştır. Mamafih "Söz konusu olan Mehmet Haberal'sa, gerisi teferruattır!" diye düşünülüyorsa buna diyebileceğimiz bir şey yoktur!

Sonuç itibariyle, Özgür-Der isimli bir insan hakları örgütünün başkanıyım. Asli görevim, işlevim kamuoyunu ilgilendiren, toplumsal hayata yansımaları olan ve olabilecek uygulamaları gündemleştirmek, kamuoyunu bilgilendirmek ve duyarlı kılmaktır. Halkın hakkını, hukukunu savunmaktır. Bilhassa Ergenekon, Balyoz gibi darbe-çete olayları söz konusu olduğunda bu görevimizin daha da belirginlik kazandığı açıktır. Bunu yapmaya çalıştık, halen de çalışıyoruz. Bu dava süreçleriyle ilgili aksaklıkları, yanlışları dile getirmeye gayret ediyoruz. Bu çabalarımız şahısları hedef alan bir tutum olmayıp, sistemin işleyişinde ortaya çıkan çarpıklıkların, risklerin gündemleştirilmesine ve adaletin tesisi için bir duyarlılık oluşturulmasına yöneliktir.

Yargı da tartışılabilmelidir! Yargıçların kararları da eleştirilebilmelidir! Çünkü vahiy ile korunmuş resuller değildirler, yanlış yapabilmektedirler. Yargı mekanizmasına yönelik olarak bizzat yargı kurumunun içinden de eleştiriler, bazen çok sert eleştiriler gelebilmektedir. Örneğin geçmişte kurumun en tepesindeki bir kişinin vicdan ile cüzdan arasında sıkışma diye tanımladığı, eleştirdiği bir durum halen pek çok yazıya, konuşmaya referans olmaktadır. Aynı şekilde haftalardır 102. Madde tahliyeleriyle ilgili olarak tüm kamuoyunda yargı merkezli yoğun tartışmalar yaşanmaktadır ki, bu da doğaldır!

Bu noktada yargıya eleştirel yaklaşanlara karşı açılan dava bolluğu yargının kendisine yönelik konularda objektiflik kriterine pek uygun davranmadığı ve deyim yerindeyse aşırı alıngan bir tutum sergilediğini düşündürtmektedir. Öyle ki, örneğin başbakanın, bakanların zaman zaman çok sert sözlerle eleştirilmesine, hatta hayvan figürleriyle hicvedilmesine bile müsamahakâr yaklaşabilen yargının kendisine yöneltilen eleştiriler hususunda çok dar ve sınırlayıcı yorumlar geliştirmesi toplumda adalet duygusuna katkı sağlayacak bir tutum olmasa gerek!

Sonuç itibariyle düşüncelerimizi ifade ettik, kamuoyunun hassas olduğu bir konuda kaygılarımızı dile getirdik. Birileri tarafından sert bulunması, can sıkıcı olarak algılanması şaşırtıcı sayılmaz. Ama eleştiri zaten muhatap olanlar için çok hoşa giden, iştiyakla karşılanan bir şey değildir. Eleştiri rahatsız eder, kızdırır, can sıkar. Nitekim AİHM kararlarıyla da vurgulandığı üzere eleştiri özgürlüğünün sadece ifade özgürlüğü kapsamında hoş görülebilen sözleri değil, hatta sarsıcı, şok edici ve rahatsız edici ifadeleri de kapsaması gerektiği bilinmektedir. Bu ölçüler de göz önünde bulundurularak, dava konusu olan "olay"ın bir beyan, bir açıklama olduğunun altını çizmekte yarar görüyor ve sözlerimin düşünce özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilmesini talep ediyorum.

RIDVAN KAYA

HABERE YORUM KAT

8 Yorum