1. YAZARLAR

  2. Namık Çınar

  3. Restorasyon sürecinin başlangıcı mı
Namık Çınar

Namık Çınar

Yazarın Tüm Yazıları >

Restorasyon sürecinin başlangıcı mı

A+A-

Bakmayın siz, “Şike Yasası” üzerinde kopartılan o fırtınalara öyle. Oyuncağı meşin yuvarlak olan büyük kent rantiyelerinin, çevirdikleri dümenlerle kontrollerinde tuttukları devasa futbol pazarını, kendi cepleriymiş gibi nasıl har vurup harman savurduklarındaki müeyyidelerin, azaltılması değil sadece mesele.

Mesele, Başbakan Erdoğan’ın, kendi tarumar ettiği “bürokratik askerî vesayet unsurları” üzerinde, yine kendisinin kotaracağı “restorasyon”un kapısını açacak olan anahtarın, o olmasında yatıyormuş gibi geliyor, bana daha çok.

Silkelediği askerî unsurların üzerine eskisi gibi gitmeyip, bir haylidir ayağını gazdan çekmiş olduğu belli olmuyor mu? Hâttâ, Metris’in âdetâ birinci sınıf bir orduevine çevrilmesine bırakın göz yummayı, acaba ayrıca destekliyor da mı? O kadarını bilmiyoruz.

Erdoğan, sadece “kendisine Müslüman” olacak kadarlık bir demokrasiden yana olduğu için, varlığını ve siyasal gücünü benimsemeyen saygısız generallerin ağızlarının payını vermede bu kadarla yetinerek, artık geri çekilmenin vakti geldi, diye düşünüyor olmalı.

Daha doğrusu, belki de davranışlarıyla işaretler vererek, bu vesayet geleneğinin ancak kendisinin kabul görülmesiyle sürdürülebileceğine; bundan sonraki safhaya, şayet kapsamlarına onu da alırlarsa geçilebileceğine, pek ses çıkarmayacağını söylemeye çalışıyordur.

Kendisini takmayan, akılları sıra hor görmeye kalkan generalleri, ne hâllere düşürebileceğini göstermeyi artık yeterli bulmuş olmalı ki, “ilkeler üzerinden, sistemik bir düzenlemeye” ihtiyaç dahi duymuyor. Şimdi bu yeterliyse, onları daha fazla hırpalamayacak; bir restorasyonu müteakip, bundan sonraki hayatlarına iade-i itibar sağlamaya çalışacaktır.

Bunu ise daha çok, kırıma uğrayarak belâsını bulmuş görünen eski generallerin, yeni yetme generaller üzerinde tesis etmekte oldukları ağır baskılardan onları kurtarmak amacıyla olduğu kadar; ayrıca, operasyonunu dozunda tutmasına yaraması için de yapacaktır.

Gönlünden geçenleri “genel bir afla” gerçekleştirmeye kalksa, bu hiç olmaz. Çünkü, PKK filan da çıkacaktır, dışarıya o zaman. Üstelik iş bununla da kalmayacak; “Rahşan affı”ndaki gibi, içeride ne kadar katil, cani, sapık varsa,“hurraaa !” diyerek, dört bir yana saçılacaklardır. Olumsuz bir kamuoyu yaratacağı nedeniyle, göze alamaz bunu, Başbakan.


“Yeni anayasa” ile temiz bir sayfa açmak üzere, belki genel bir af düşünülebilirdi. Ne ki, o anayasanın yapılıp yapılmayacağı da pek belli değil ki henüz. Yapılsa da, süre alacağı ve o zamana kadar bu yaşlı generallerin öfkesi, hem yasal düzenlemeleri yapılmamış, hem de daha toplumca içselleştirilmemiş bu sırça yapıyı, ne malûmdur çatlatmayacağı?

Nispeten makûl, eski bir asker arkadaşıma, “Metris’in lüks bir orduevine ya da bir kampa çevrilmesine ne diyorsun” diye sorduğumda; “Evet, ceza ve tutukevlerinin iyileştirilmesine buralardan başlanmış olması iyi bir şey; bu adamlar nihayet seçkin kimseler ve onları ilkel koşullarda tutamazsın oralarda. Hâttâ, daha fazla da tutamazsın” deyince, anladım ki, makûl olanı böyle ise, diğerleri nerelerdedir kimbilir, varın siz düşünün. Sonra da, Erdoğan’ın önündeki verilerin ve bilgilerin neler olabileceğini geçirdim aklımdan bir an için.

Zira, şu an itibariyle gelinen ve görünen nokta o ki, “vesayet ehli, darbe girişimcisi paşalar”ın şimdikinden daha ötelerde cezalandırılmalarında, sadece askerî değil, galiba sivil kamuoyunun da desteği kalmadı ve artık yok, arkada. Buralara nasıl gelindiği ayrı bir konu; lâkin, sanırım durum da bu.

Çünkü eğer, Silivri’nin duruşma salonlarındaki atmosfer, yargılananıyla, izleyeniyle ,“ti”ye alınır hâle gelmişse; tutukevlerinin beş yıldızlı otellere çevrilmesi, hele bir de Erdoğan’a rağmense; efendime söyleyeyim ki, bu hâl, “muhtıra yemek”ten daha beterdir.

İşte bu “şike yasası”, bütün sorunları çözmeye yarayacak yolun patikasını oluşturmak bakımından, sökükteki ipliğin uç vereceği yeridir. “Aziz Yıldırım’ı kurtarmak”, böylesi bir başlangıca tekabül etmesi itibariyle, “sadece Aziz Yıldırım’ı kurtarmak” anlamına gelmeyecektir. Kaldı ki, en nihayetinde o da,“futbol âleminin bir generali” değil midir?

O generale çok ve hakkaniyetsiz bulunan ceza miktarı mantığından hareketle, daha sonra, meselâ bu generallere öngörülen cezaların da çok ve hakkaniyetsiz oldukları ileri sürülebilecektir. Önemli olan, ilkin kamuoyunun da ilgi, sempati ve o yüzden de hoşgörü odağı olan, futbol gibi politika dışı bir alandan başlanarak, “toplumdaki kanıksama çeperi”nin esnetilip genişletilmesindeki eşsiz taktiktir.

BDP’nin şike yasasına hayır demesi, kabağın başında patlayacağını görmesi yüzündendir. Çünkü onun çıkarı ancak genel afta iken, bu yolun benimsenmesi, o umudu zayıflatmaktadır.

Başbakan Erdoğan, konulara daima “ne getirir, ne götürür” üzerinden baktığı için, birer kurtarma operasyonu mahiyetindeki bu tip yasa tadillerinde, belli ki CHP ve MHP ile kolayca işbirliği yapacağa benzemektedir. Hâttâ bu ahbap çavuşluk, üzerinde uzlaşabilecekleri “sıradan bir anayasa” yapımına kadar dahi uzanabilir.

AKP, bu topluma ne verecek idiyse, onu vermiş bir partidir. Ondan daha fazlasını beklemek, akla ve bilime aykırıdır.

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT