1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Reklam ve Sanatta ‘Edep Ya Hu!’ Sökmüyor mu?
Reklam ve Sanatta ‘Edep Ya Hu!’ Sökmüyor mu?

Reklam ve Sanatta ‘Edep Ya Hu!’ Sökmüyor mu?

Kenan Alpay, reklam ve sanat adı altında yapılan çirkeflikleri yorumladı...

A+A-

Hayâ yani utanma duygusu imanın en temel göstergelerinden biridir. Çünkü Din/İslam salt şekil ve pratikten ibaret bir hayat tarzı olmadığı gibi takvaya ulaşmak amacıyla ferdi ibadet ve komşuluk hakkından siyasal ve sosyal sembollere hatta sanat ve mimariye kadar hemen her alanda mahremiyeti gözetmeyi emretmektedir bizlere.

İnsanlık tarihinin bize öğrettiği şudur: Utanma duygusunun eksikliği ya da kaybı sadece fertler için değil bütün bir toplum için de yakın bir felaketin habercisidir. Utanma duygusunda yaşanacak zaaflar insanı kötülük, çirkinlik ve yanlışlık gibi her türden günaha sürükler. Utanma duygusunun karakterde sağlam bir yer etmesiyle iyilik, güzellik ve doğrulukla kaim bireysel ve toplumsal bir yaşam inşa edilebilir.

Edepsizlik de Bir İşgal Yöntemidir

Merhum Mehmet Akif’in dikkat çektiği ‘hayâsızca akın’ sadece fiziki saldırılardan ibaret olmayıp artık daha yoğun bir biçimde kültürel, sanatsal ve iletişim teknolojisinin geldiği aşamayla yeniden şekillenen bir işgal gerçeğiyle ilgilidir.

Medya, sanat, iletişim, reklam, tasarım filan derken boğucu bir kültürel iklimin anaforuna doğru sürükleniyoruz. Aşama aşama bütün utanma duygularından soyutlanmış, hiçbir sabitesi olmayan, bütün değerleri çiğneyebilir ve insanı insan yapan faziletlerin tamamını alay-eğlence malzemesi haline getirmeye hevesli bir toplum tasarlanıyor. Siyaset-toplum mühendisliği sadece askeri darbeler, despotizme temel teşkil eden kanun ve bürokratlar eliyle değil onlardan daha etkin ve dönüştürücü haliyle iletişim teknolojileri marifetiyle icra ediliyor esasen.

Klasik bir biçimde televizyon ve gazetelerde zirve yapan çıplaklık kültüründen şikâyet amacında değilim. Ancak vakıa şu ki; çıplaklık kültürü teşhirciliği, teşhircilik de röntgenciliği bir davranış kalıbı haline getirmektedir. Biz önce görmeye sonra her şeyi görmeye alıştırılıyoruz. Bunu takiben de göstermeye ve her şeyi göstermeye alıştırılıyoruz. Dolayısıyla her şeyi görmenin de her şeyi göstermenin de hepimiz açısından meşru hatta zaruri olduğuna ikna olduktan sonra bu imkânları temin eden zeminlere ve elde edilecek sonuçlara daha ‘rasyonel’ bakabilmeyi içselleştiriyoruz.

Şimdi bu mesele bağlamında özellikle İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde daha yaygın bir biçimde kullanılan açık hava reklamcılığıyla alakalı yaşanan sıkıntılara değinmemiz gerekiyor.

Yazının Devamı...