'Rejimin bekçi köpeği'

19.06.2008 05:10

Mümtazer Türköne

Bu niteleme Anayasa Mahkemesi için yapılıyor. Yapan da, eski AİHM yargıcı Rıza Türmen. Geçen hafta, Devrim Sevimay'a verdiği röportajda bu benzetmeyi, Anayasa Mahkemesi'nin son iptal kararını savunmak için yapıyor: "Anayasa Mahkemesi sadece hukuk devletini korumayı düşünür, onun işi budur.

Adı üstünde: Anayasa Mahkemesi, yani anayasal düzenin sadık bir "bekçi köpeği"dir." Maksadı aşan bir ifade; çünkü yüksek mahkemenin hukuk değil ideoloji üreteceğini peşinen kabul etmemiz gerekiyor. Halbuki evrensel hukuk bize şu mantığı izlememizi söylüyor: Rejim, (demokratik-laik rejim) zaten hukuk devletinin içindedir. Hukuk, onu koruma görevini de üstlenir. Hukuk devletini işleten bir yargı, rejimi de korumuş olur. Hukuku korumakla rejimi korumak arasında bir çelişki ortaya çıkarsa, yanlışlık rejimin algılanışındadır. Yargıya düşen, korunacak rejimi hukuk çerçevesinde yeniden tanımlamaktır. Çünkü hukukun tam karşısına rejimi yerleştirmek, rejim üzerinden ideolojik savaşa girmek ve bunun için siyaset yapmak demektir.

AK Parti'nin Başsavcılığın "Esas Hakkında Mütalâa"sına verdiği cevap, aslında bütünüyle bu tezadı sergiliyor. İddianame ve mütalâa, bir hukuk prensibi olması gereken laikliği bir ideolojiye dönüştürüyor. Laikliği bir "yaşam biçimi" olarak savunabilmek için, totaliter bir ideoloji üretmeye ve onu savunmaya mecbur kalırsınız. Aynı şekilde laikliği "bilime uygun bir yaşam biçimi" olarak arkaik pozitivist felsefenin önermelerine dayandırırsanız, bu çok değerli anayasal prensibi felsefî görüşlerin karanlık labirentleri içinde kendi ellerinizle paçavraya çevirirsiniz.

Rıza Türmen, AİHM'ye tekrar aday gösterilmediği için hükümete kırgın olmasına rağmen, AK Parti'nin kapatılmaması gerektiği sonucuna ulaşıyor. Hatta kapatılırsa AİHM'den döneceğini söylüyor. Anayasa Mahkemesi'nin anayasa değişikliklerini iptal eden kararlarını "rejim bekçiliği" içinde makûl bulan bu yargıcın, yüksek mahkemenin vicdanı gibi konuştuğunu varsaymak mümkün.

Anayasa Mahkemesi'nin hukuk devletini değil, rejimi (yani devlet içindeki güç dengelerini) koruduğunu kabul edersek, karar verirken siyasal sonuçlarının rejim üzerindeki etkilerini hesaba katması doğal demektir. Rejimin iki bekçisi var: Ordu ve yargı. Ordu, rejim adına siyasî alana her müdahalesinde, arzu ettiğinin tam tersi sonuçlarla karşılaştı. 27 Nisan bildirisinin, üç ay sonraki AK Parti zaferi içindeki payını kim inkâr edebilir? Yargı bir yandan güven vermek, öbür yandan da koruduğu şeyleri gerçekten koruyabilmek için daha dikkatli davranmak zorunda. AK Parti'nin din karşıtı pozitivist bir ideolojinin terazisinde tartılarak kapatılmasının tek sonucu olur: AK Parti geleneğinin güçlenmesi.

Tam da bu noktada Şevket Kazan'ın "içeriden" görünen yorumu rejim bekçilerinin zihnini bulandırıyor. Kazan, AK Parti'nin kapatılması halinde Erdoğan ve Gül'ün liderliğinde ikiye ayrılacağını ileri sürerken, kapatma eğilimine çok kritik bir destek vermiş oluyor. Ancak bu destek de yetersiz; çünkü siyaset sadece siyasetçilerin işi değil, aynı zamanda bir ülkenin kaderi. Türkiye'nin istikrar ve entegrasyon dinamikleri, kapatma halinde AK Parti mirasını tek parça halinde tutmak hatta büyütmek için yeterli. Mehmet Ali Kışlalı'nın kapalı kapılar arkasında sürdürülen ilişkilere dayanarak giriştiği analiz, aydınlıkta iş gören demokratik bir toplumda aklı kıt olanlar için komplo üretmekten ibaret.

AK Parti kapatılmayacak. Çünkü kapatılırsa rejim büyük yara alacak. "Rejimin bekçileri" iddia ettikleri tehlikeyi kendi elleriyle büyütmüş olacaklar. Rejimin bekçilerinin Türkiye'yi sürükleyeceği tehlikeyi gözlerimizin önüne getirelim: Halk, tam tersi bir iradenin sahibi olacak ve meşruiyeti zayıflayan bir rejime bekçilik yapmak giderek daha da zorlaşacak.

Keskin ve marjinal bir ideolojiye laiklik adına bekçilik yapmak yerine, hukuku toplumsal mutabakattan güç alan demokrasi ile kuvvetlendirmek. Karşımızda böyle bir ikilem duruyor.

AK Parti muhalifleri için tek seçenek AK Parti'nin kapatılmaması. Ancak AK Parti kapatılmazsa demokratik rekabet içinde bu partinin karizması çizilebilir ve bileği bükülebilir. Rejime bekçilik yapmak, artık biraz da akıl ve hesap işi olmalı.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim