Reform, sadece kanun değiştirmek olmamalı

16.09.2008 04:31

Graham Watson

Türkiye, uzun zamandır Avrupa Birliği'ne girmek istiyor. Bu hafta ise Avrupa Birliği ya da en azından küçük bir kısmı, Türkiye'ye geliyor.

Siyasî grubumun üst düzey üyelerinden oluşan bir delegasyonun, Avrupa kıtasının en büyüleyici ve kültürel anlamda en zengin ülkelerinden birine gerçekleştirdiği ziyarete başkanlık etmekten gururluyum. Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan'ın yanı sıra siyasal parti ve sivil toplum temsilcileriyle görüşeceğiz ve mesajımız açık ve basit olacak. Geçtiğimiz ay AK Parti lehine çıkan mahkeme kararı, Türkiye ve hükümeti açısından eşi bulunmaz bir fırsatın ifadesi. Hükümet rahatladı, siyasal istikrar geri kazanıldı ve ülke, siyasal reformları gerçekleştirme fırsatına kavuştu. Şimdi, Türkiye'nin, iç politikada Avrupa ile bütünleşmek yolunda gerekli olan iç değişiklikler için bastırmasının ve dış politikada da, bölge politikalarında çok daha iddialı bir role bürünmesinin zamanıdır. Bu amaçlar sadece kendi içlerinde güzel değil, aynı zamanda, Türkiye'nin Avrupa yolculuğu hakkında şüpheleri bulunanlara, Türkiye'nin Birlik'ten faydalanacağı kadar, Birlik'in de Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu göstermenin en güzel yolları. Türkiye, modernleşmekte olan bir ülke, istikrarlı bir aktör ve daha fazla barış ve refah arayışında gerçek bir partner. Türkiye, yakın zamanlarda, dış ilişkiler konusunda birçok olumlu adım attı. Cumhurbaşkanı Gül'ü, Erivan'daki futbol maçına katılma davetini kabul ettiği için şahsen tebrik etmeyi dört gözle bekliyorum. Bu, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin gelişeceğini ummamızı sağlayan çok olumlu bir göstergeydi. Türkiye'nin Avrupa'daki dostları açısından bu, Türkiye'nin, eski yaraları iyileştirerek ilerlemek yolunda yapıcı olmak niyetinde olduğunun göstergesi. Umuyorum ki, Cumhurbaşkanı Sarkisyan'ın Türkiye'deki bir sonraki maça katılması hakiki diplomatik ilerlemelerin yolunu açar.

Türkiye'nin "Kafkas İstikrar ve İşbirliği Platformu" girişimini tartışmayı da sabırsızlıkla bekliyorum. Bu girişim, AB'nin Karadeniz'deki bölgesel işbirliğini artırma çabalarını tamamlayıcı nitelikte olacaktır. Gürcistan Savaşı, çözülmemiş sorunların bir kenara bırakılmaları durumunda kolayca şiddete sebebiyet verebileceklerini gösterdi. Diplomatik ve politik yöntemlere başvurulması şart ve Türkiye'nin, bölgedeki gerilimlere çözüm bulmak konusunda istekli olduğunu görmek çok sevindirici. Başbakan Erdoğan'ın 4 Eylül'de Şam'da gerçekleşen zirveye katılmasının ardından, Türk hükümetinden, Ortadoğu'da oynamakta olduğu role dair daha fazla bilgi almak da ilginç olacak. Jeopolitik konumu göz önünde bulundurulduğunda, Kafkasya'da, Karadeniz bölgesinde ve Ortadoğu'da aktif ve yapıcı bir politik rol üstlenmek konusunda istekli olan bir Türkiye, bu cesareti için ödüllendirilmeyi de hak eder. Elbette, Kıbrıs göz önünde bulundurulmaksızın, Türkiye'nin dış politikasını tam olarak değerlendirmek mümkün olmaz. Bu uzun soluklu meselenin çözülmesi için görüşmelerin yeniden başlatılması, bir başka umut verici gelişme. Nihaî hedef olan Kıbrıs'taki bölünmenin ortadan kalkması, Türkiye'nin Birlik'le ilişkilerinin iyileştirilmesine önemli katkı sağlayacak. Bu gelişme, aynı zamanda, Avrupa tarihinin utanç verici bir sayfasının da sonunu getirmiş olacak. Avrupa, bölünmeleri, duvarları ve bariyerleri artık geçmişte bırakmalı.

İç politikaya gelince, umarım Türk hükümeti, kapsamlı bir yenilik paketini gündemine alır. Müktesebata uyum sağlaması ve anayasa ile ceza kanununu yenilemesi, Türkiye'nin lehine olacaktır. Bu yıl içinde 301. maddede yapılan değişiklikler olumlu bir adımdı ama madde, devlete, hükümete ve idarî organlara hakaret edenlere hapis cezası öngörmeye devam ediyor. Bu, diğer Avrupa ulusları açısından problem yaratan bir durum ve liberal demokrasiyle bağdaşmıyor. Olgun demokratik devletler, eleştirileri kabul edecek kendine güvene sahip olmalı. Türk devleti, kendi vatandaşlarından gelen ve şiddet içermeyen fikirlere tahammül edebilmelidir. Aynı şekilde, hükümetin, siyasal meselelerde, herkese açık tartışmaları teşvik etmesi de olumlu bir gelişme olacaktır. Muhalefet partileri ve sivil toplum örgütlerine kulak vermek, Türkiye'de toplumun canlanmasına ve demokratik katılımın güçlenmesine katkıda bulunacaktır. Aynı zamanda, masum siyasal girişimlerin arkasında komplo teorileri aramak yönündeki mevcut eğilimin giderilmesine de yardımcı olacaktır.

Ancak, reform süreci kanun değiştirmekten ibaret değil. Aynı zamanda, uygulayıcılarının, yani yargı ve polisin, bu reformları, tasarlandıkları ruha uygun şekilde tatbik etmeleri gerekir. Türkiye'nin, kadınların yasal haklarını iyileştirmek için birçok adım attığı bir gerçek, ancak söz konusu haklar hayatın tüm alanlarında tatbik edilmiyor. Yeni bir toplumsal değerler sisteminin yerleşmesi elbette zaman alacak, ama bu sürecin siyasî destek görmesi faydalı olacaktır. Hükümetin gerçekleştirdiği reformların aslında zorunlu olmayan ilaveler değil, hakiki ve anlamlı ilerlemeler olduğu açıkça anlaşılmalı. En nihayetinde, Avrupa Birliği'nin istediği, üyelerinin, her bir yurttaşını ayrımcılıklardan koruyacak olan yasal düzenlemeleri yapıp uygulamaya geçirmesi. Eğer Türkiye, Avrupa Birliği'ne girmek istiyorsa, bu yaklaşımı anladığını ve benimsediğini göstermeli. Türkiye'nin üyelik süreci hem uzun, hem de zorlu. Ama Türkiye'nin resmî adaylık başvurusundan 21 yıl sonra ben, artık doğru yöne doğru ilerlemek için hem niyetin hem de imkânların mevcut olduğuna inanıyorum.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim