1. YAZARLAR

  2. Asım Öz

  3. Refik Durbaş’ın Sağcılık E(k)şiği
Asım Öz

Asım Öz

Yazarın Tüm Yazıları >

Refik Durbaş’ın Sağcılık E(k)şiği

A+A-

Türkiye’de Müslümanların kendi bağımsız,  özerk ve özgün kimliklerini kazanmaları sürecinde en çok sıkıntı çektikleri durumların başında kuşkusuz sağcılığa yatkın olmak olarak anabileceğimiz zihniyet hali gelir. Soğuk savaş döneminin sloganları arasında Müslüman olmak nerdeyse sağcı siyasal boyutla eşitlendi. Dolayısıyla Müslüman denince hep “sağ”ın akla gelmesi gibi bir durum yaşandı. Postmodern darbenin puslu ortamında Haksöz’ün kapağa taşıdığı sözlerden birinin yaklaşık olarak “Türkiye Müslümanları Sağcılığı İkinci Kez Aşmalıdır” biçiminde olduğunu hatırlarım bu durumun aşılabilir olduğunu hatırlatmak söz konusu olduğunda.

Mustafa İslamoğlu geçmiş yıllarda yazdığı bir yazıda bu zihniyet halini şöyle açımlar ve eleştirir: “Evet, bu ülkede Müslümanlar'ın çoğunluğu anadan doğma "sağcı" ve "muhafazakar"dır. Yanlış anlaşılmasın, Kur'an'daki ifadesiyle "ashab-ı yemin" olma kaygısıyla sağcı olmuş değildirler. Devlet, soğuk savaş döneminde kendilerini "solcularla", "komünistlerle" korkuttuğu için sağcıdırlar. Sağcıdırlar, çünkü çok çok eskiden beri güvenliği adalete önceleyen geleneksel din anlayışı sayesinde "din ü devlet" tesniyesine inandırılmışlardır.

Devletin güvenliği sağcılığı gerektiriyorsa, sağcılık da kutsallar arasına girer, muhafazakarlık da. Bu yüzden de, sivil bir akılla değil, militer bir akılla düşünüyor olmaları doğaldır. En sıkı gördüğünüzü, Kur'anî anlamıyla "millet", "ümmet", "adalet", "emanet", "fıtrat" kavramlarının içeriği hakkında bir imtihana tâbi tutun, dökülecektir.”

  Sağcılığın bir de yerli yersiz kullanımı var tabii. Bunu da en başarısız ve yaygın biçimde sol edebiyat çevreleri yapıyor. Örneğin Mustafa Şerif Onaran kısmen Ahmet Oktay Müslüman şair ve yazarları nitelerken mutlaka sağcılıkla ilişkilendirirler. Diğer yandan Tanıl Bora gibi yazarlar da siyasal pratik ve düşünce üzerinden yaptıkları okumalarda Müslümanları sağın üç halinden biri olarak görürler.  Sağın kimi kalemleri ise Müslümanları sola ya(t)kın bulduğundan dolayı “yeşil komünist”, “anarşist” derler. Mehmet Kaplan’ın Sezai Karakoç, İsmet Özel, Erdem Bayazıt;  Ahmet Kabaklı ise Ercüment Özkan üzerinden bu okumalarını yaparlar.

Sağ ve sağcılık konusunun edebiyat dünyasında işleniş hallerini şurasından burasından okurken Refik Durbaş’ın bir yargısına dikkat kesildim.

Bilindiği gibi Refik Durbaş, 1960 Kuşağı'nın öncü şairleri arasında sayılır. İlk dönem şiirlerindeki 'İkinci Yeni' eğiliminden, sağlam bir dil örgüsüyle simge yüklü bir anlatıma ve toplumsal gerçeklere yönelişi, şiirinin gelişim çizgisinin önemli aşaması olarak anılmaya değer. Halk arasında yaygın olarak kullanılan sözcüklerden ve divan şiirinden yararlanarak oluşturduğu kendine özgü bir dil evreni var. Durbaş, kentte yoksulluk içinde yaşayan, güç koşullarda çalışanların şiirini yazmaya özen gösterdi.

Gazeteciliğinin yanı sıra hazırladığı şiir antolojisi ve çocuk kitapları ile de ile de gündeme gelen Durbaş'ın Cumhuriyet Kitap’ta 22 Şubat 2001’de yayımlanan bir konuşmasında yerli yersiz kullanılan sağcılık kavramına rastladım. Çıkardığı dergileri anlatırken sağcılık konusuna da değinmiş. Sağcılık bahsinde şunları söylemiş Refik Durbaş: “Alan' 67 adı üzerinde 1967 yılında çıktı. On beş kişi bir araya geldik. Toplantılara katılmasa da iki sağcı arkadaşımız vardı. Şair Cahit Zarifoğlu ile öykücü Rasim Özdenören. Bunlar Soyut'ta da yazıyorlardı, Sezai Karakoç'un takımındaydılar. Cahit'le oturur konuşurduk. Öyle çok keskin sağcı değildi, ama Müslüman bir çocuktu. İlk kitabı İşaret Çocukları'nı sanırım yeni çıkarmıştı. Fakat bunlar dergide yazmadılar. Derginin sahibi ben oldum. Derginin yazarları arasında Ataol Behramoğlu, Güven Turan, Özkan Mert, Eser Gürson, Murat Belge, Mustafa Öneş, Hüseyi Peker falan vardı. Alan 67, 60 kuşağının dergisi olarak çıktı. Dergiyi çıkarmak için herkes 10TL veriyordu, bu paralarla ancak dört sayı çıkabildi.” Durbaş,  Mustafa Şerif Onaran kadar ısrarlı ve klişeci gözükmüyor Müslüman yazarları sağcı olarak nitelerken. Cahit Zarifoğlu ile ilgili söyledikleri bunu kanıtlar nitelikte. “Öyle çok keskin sağcı değildi, ama Müslüman bir çocuktu.”Belli aşacak sağcılık nitelemesini. Ne denir?Ama aşıp aşmadığını sınamak için bugün ne düşündüğünü öğrenmek gerekir.Aradan yedi yıl geçmiş.  İnsan hayatında yedi yıl az bir zaman değil.

Zaten altmışlı yılların sonunda bu konular kısmen tartışılmaya başlanmıştır. “Müslümanların sağcılardan farkı nedir? Varsa nelerdir?”

Hep böyle olur: Siz bir sorunu kuramsal olarak tartışırken bir büyük sanatçı gelir,  o sorunu pratik olarak çözüverir. Erdem Bayazıt’ta yetmişlerin ilk yarısında “Adım: Müslüman” dizesiyle bu kopuşu gerçekleştirmiştir bence. Öte yandan edebiyatı bilen bu konuda yeterli birikime sahip olan nice yazarımızın Kur'an’a yeterince vakıf olmadığı da bir başka gerçek. Edebiyatı bilen ama Kur'an’ı öğrenme gereğini duymayan bu yazarlarımızın yüzyılın başında Erdem Bayazıt gibi başka bir düzlemde sorunu tespit eden ve çözen Mehmet Akif’in mısralarını hatırlamaları gerekiyor bence:

Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.”

Öyle sanıyorum ki, Akif’in bu söylemi düşünce düzleminde yakaladığı yeterliliği henüz edebiyat cephesinde özellikle de edebiyat düşüncesi açısından yakalayamamıştır.

YAZIYA YORUM KAT

7 Yorum