1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Referanduma “palavra” diyorlardı... Şimdi “illüzyon” peşindeler!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Referanduma “palavra” diyorlardı... Şimdi “illüzyon” peşindeler!

A+A-

Gündem o kadar hızlı değişiyor ki, daha bir konuya el atmadan, bir başkası giriyor devreye... Daha “İlker Başbuğ’un tutuklanması” olayını doğru-dürüst tartışamadan, Hurşit Tolon tutuklandı... Daha “fezleke” olayına el atmadan “darbecilerin yargılanması” geldi gündeme...

İnanın; “baş döndürücü bir hız”la değişen gündeme yetişmekte zorlanıyorum...

En iyisi mi, “sondan başa doğru” gelelim ve durumları yorumlamaya çalışalım...

Önce “darbecilerin yargılanması” olayına bakalım, sonra da “CHP’nin fezleke şovu”na gelelim...

HESAP VERECEK NETEKİM!

Malûm; “Evren ve cunta arkadaşları” hakkında hazırlanan iddianame, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi... İddianamede Tahsin Şahinkaya 1 numaralı, Kenan Evren ise 2 numaralı sanık... Her ikisi de; “TC Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye ve Anayasa ile teşekkül etmiş TBMM’yi ortadan kaldırmaya cebren teşebbüs etmekle” suçlanıyor.

Mahkeme, “duruşma günü”nü bilâhare tesbit edecek... Yani, Evren ve arkadaşları, “sanık sandalyesi”ne oturup, “yargı”ya hesap verecekler!..

Tabiî, sadece “12 Eylül Darbesi” yargılanmayacak... “Darbe”nin yanı sıra; “darbeye zemin hazırlayan provokatif olaylar” da masaya yatırılacak!..

Meselâ, “resmî rakam”lara göre “111 kişi”nin öldüğü Maraş olayları... Meselâ Çorum olayları... Meselâ, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de yaşanan olay!.. Meselâ, 6 Eylül 1980’de MSP tarafından Konya’da düzenlenen Kudüs Mitingi!..

Bunların hepsi masaya yatırılacak ve “sanık”lara, bu olaylardaki rolleri tek tek sorulacak.

Savcının iddiası gayet açık:

“Ülkede kaos ve kargaşa oluşturarak, darbeye zemin oluşturmak isteyen güçler, bu ekonomik ve sosyal istikrarsızlığı kaçınılmaz bir fırsat olarak değerlendirerek, tertipledikleri terör olaylarıyla ülkeyi adım adım askeri darbeye sürüklemişlerdir.”

Lütfen ifadeye dikkat...

Savcı; “sanık”ların, “terör olaylarını tertiplediklerini” ve “ülkeyi adım adım askeri darbeye sürüklediklerini” iddia ediyor.

PINOCHET DE 82 YAŞINDAYDI!

1925 doğumlu Tahsin Şahinkaya ve 1918 doğumlu Kenan Evren, oturtuldukları “sanık sandalyesi”nde bu iddialara cevap verecekler, “suçlu” bulunurlarsa hapse atılacaklar!..

Şöyle sorulabilir:

“87 yaşındaki Şahinkaya ile 94 yaşındaki Evren’i bu yaştan sonra hapse mi atacaklar?..”

Niye olmasın ki!..

Şili’nin eski diktatörü General Augusto Pinochet de, 1973-1990 arasında iktidarda olduğu 17 yıllık sürede ülkeyi “demir yumrukla” yönetmemiş miydi?.. Pinochet, 3 binden fazla insanın ölümünden veya kaybından sorumlu tutulmuyor muydu?.. Ne oldu sonra?.. Ağustos 1998’de “tedavi” için gittiği Londra’da tutuklandı... Söyleyin hele; İngiliz yargıç, onun “82 yaşında” olmasını hiç dikkate aldı mı?.. Tutukladı ve attı hapse!..

Kaldı ki; “Evren ve cuntacı arkadaşları”na verilecek “sembolik bir ceza” bile, o dönemde “asılan”ların ailelerini veya “işkence” görenleri, hiç olmazsa rahatlatacaktır!..

Ayrıca, tek suçlu onlar değil ki... O dönemde “Mamak Zindanları”nda ve “Diyarbakır Cezaevi”nde tutuklu ve mahkûmlara “işkence” yapan nice “asker” var ki; onlar şu anda ya “üst rütbeli bir komutan”dır ya da “profesör”dür!..

Ne yani; Evren ve Şahinkaya “yaşlı” diye, onlardan da mı hesap sorulmasın?..

“Darbeye yardım ve yataklık” eden herkesten hesap sorulsun ki, hiç olmazsa bundan sonra, hiç kimse “darbeye teşebbüs” etmesin!..

O ZAMAN “PALAVRA” DEMİŞLERDİ

Biliyorum, bu konu gazete köşelerinde ve televizyon ekranlarında “tatışılacak”tır... Ağzı olan herkes konuşacaktır...

“Bilen” de konuşacaktır, “bilmeyen”de!.. “Uzman”lar da konuşacaktır, “herbokolog”lar da!..

Biliyorsunuz, 12 Eylül 2010’da yapılan “referandum öncesi”nde de çok tartışılmıştı bu konu... Kameraların önünde “demeç” veren, ekranlarda “görüş” açıklayan, gazetedeki köşesinde “fikir” yumurtlayan birçok insan diyordu ki;

“Darbecilerin yargılanması palavradır, illüzyondur... Geçici 15. maddenin kaldırılması bir kandırmacadır!.. Evren ve arkadaşları yargı önüne çıkarılamaz!”

İsterseniz, bir “hafıza tazelemesi” yapıp, “referandum öncesi”ne bir gidelim...

Bakalım, kimler neler demiş?..

Buyrun, “liste”ye bir göz atalım...

¥ CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Geçici 15. maddenin kaldırılması ile Kenan Evren ve arkadaşları yargılanamaz. Başbakan halka doğruları söylemiyor. Kendi liderleri kendi tabanını kandırıyor... Hesap sordular mı? Sorabilirler mi? Hayır... 12 Eylül ürünü olan bir parti 12 Eylülcülerden, darbecilerden hesap sorabilir mi? Ben de biliyorum soramaz, siz de biliyorsunuz, soramaz.

¥ Eski YARSAV Başkanı CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan: Keşke yargılansalar, ama inanmıyorum. Bu bir illüzyondur. Özgürlük illüzyonları satıyorlar. Bu düzenleme ile gerçekten yargılanmalarını olanaklı görmüyorum.

¥ CHP’li Süheyl Batum: Bu anayasa ile 12 Eylül darbecileri ve Sayın Kenan Evren yargılanamaz çünkü üstünden 30 yıl geçti.

¥ CHP Milletvekili Ahmet Ersin: Kenan Evren’in yargılanması söz konusu değil. Yargılanma yolu kapandı. Hem zaman aşımı var hem de geçici 15. madde af niteliğindeydi. Affa uğramış suçların yargılanması söz konusu olamaz. Zaman aşımı ile birlikte yaş durumu da var. Fişlenme konusunda daha önce yasa ve yönetmelik çıktı. Ama zaman zaman fişleme aynen duruyor. Bunlar kağıt üstünde, kandırmaya dönük.

¥ Hüsamettin Cindoruk: Referandumda hayır diyorum. Çünkü demokrasiye işlerlik kazandıracak bir anayasa değişikliği yapan iktidarın uzlaşma yapması gerekirdi. İkincisi, bu iktidarın demokrasiye yönelik bir iyilik yapacağına inanmıyorum.

¥ Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden: Aradan 30 yıl geçti ve bu değişiklikle bir yere varılamaz. Öncelikle, o dönemdeki idamlar Meclis’ten geçtiği için bu kararları verenlere bu madde ile bir şey yapılamaz. Bunu belirtmek lazım. Anayasa paketine eklenen geçici 15. madde, CHP’yi “kandırmak” için konuldu. Önce anayasa ile o dönemde bağışlananlara yeniden yargı yolu açılması hukuken pek mümkün görülmüyor. Ceza Kanunu’ndaki zaman aşımları geçmişse ne yapacaklar?..

¥ Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu: Devlet bir defa af çıkardıktan ve aradan 30 sene geçtikten sonra, “Ben senin için af çıkardım ama şimdi seni yargılayacağım” diyemez. Bu madde aftan da ileri bir olaydır. Ne cezai, ne hukuki, ne mali sorumluluk kalmıştır. Anayasa değişiklik paketine bunun konulması sadece göz boyama ve aldatmadır!..

¥ Hürriyet Gazetesi Yazarı Mehmet Yakup Yılmaz: 12 Eylül 1980 Anayasası ve düzeni ile bir hesaplaşma olacağı palavrasına karnım tok!..

¥ Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan Coşkun: Anayasa değişikliğine ‘evet’ dersek... 12 Eylül’ü yapanlara yargı yolu açılacakmış. Bunu söyleyenlere sadece şunu demek isterim: Siz kimi kandırıyorsunuz? 12 Eylül’ü yapanları köşklerinde ağırlayanların, işin bu ‘zaman aşımı’na zerre kadar dikkat kesilmediklerini sanacak kadar enayi miyiz biz.

¥ Gazeteci Yazar Ece Temelkuran: Memleket, bildiğin enayi yerine konuyor. 12 Eylül hesaplaşması martavalını alan yürüyor!..

¥ Yazar Nuray Mert: İsteyen, bu anayasa değişikliği paketinin 12 Eylül ile bir şekilde hesaplaşma olduğu hayaline kendini kaptırabilir.

¥ MHP’nin “Anayasaya hayır” kitabındaki ilgili bölüm: Anayasa paketinin 24. maddesiyle, 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu değişikliğin 12 Eylül işkencecilerini yargılama imkânı sağlayacağı gibi bir yalanı iktidar yandaşları sürekli dile getirmektedir. Oysa hukukun genel ilkeleri (zaman aşımı, sanık lehine kanunun uygulanması mecburiyeti ilkeleri gibi), sadece anayasa değişikliği ile böyle bir imkânın sağlanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.

YÜZLERİ KIZARDI MI?

Bunlar gibi, daha yığınla örnek var...

Ama hepsinin “ortak görüş”ü şu:

“AK Parti, kendi tabanını kandırıyor!.. Darbecilerden hesap soramazlar!.. Yalan!.. Martaval!.. İllüzyon!.. Kandırmaca!.. Göz boyama ve aldatmaca!.. Biz, buna kanacak kadar enayi miyiz?.. Bu hayallere karnımız tok!”

12 Eylül 2010’dan önce bunları söyleyen ve yazanların, “12 Eylül’e yargılama yolu” açılınca neler düşündüklerini, yüzlerinin kızarıp kızarmadığını gerçekten çok merak ediyorum...

Ama, kızarması için, insanda “yüz” olması lâzım... “Kösele”ye dönmüş suratlar kızarmaz ki!..

Bir de Evren’i çok merak ediyorum.

Hani, “referandum”un tartışıldığı günlerde; “Bir referandum yapın, halk ‘Evren Paşa yargılansın’ derse, milletin önünde herkese söz veriyorum; bu işi yargıya bırakmam, intihar ederim!.. Çünkü, bu lekeyle yaşayamam” demişti ya; “sanık sandalyesi”ne oturtulduğunda acaba dediğini yapacak mı?!?..

Evren, 26 Haziran 2009’da Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’ün köşesinde yayınlanan bu sözlerini herhalde unutmamıştır!..

Bakalım, ne yapacak?..

CHP’DEN FEZLEKE ŞOV!

Evren’i, düşünceleriyle baş başa bırakıp, biz gelelim diğer gündem maddesine... Yani, “CHP’nin fezleke şovu”na!..

Biliyorsunuz; Kurban Bayramı’nın 4. gününde Silivri Cezaevi’ne gidip Haberal ve Balbay’ı ziyaret ettikten sora; “Burada yargılama yapılmıyor... Onlara yargıç demeyi içime sindiremiyorum” dediği için, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında, Silivri Başsavcısı Ali İşgören tarafından “fezleke” hazırlanmış ve “dokunulmazlığının kaldırılması” istenmişti.

İşte bu “fezleke” olayını “Mezdeke Şovu”na çeviren Kılıçdaroğlu ve CHP’liler, dün “Meclis bahçesinde yürüme eylemi” yapıp, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e; “Dokunulmazlıklarımızı kaldırın” dilekçesi vermişler!..

Sizin anlayacağınız;

“Şov devam ediyor!”

MUHALİFLERİ SUSTURMAK İÇİN!

Dün de yazmıştım ya; CHP, bu işi haddinden fazla abartmakta ve “pire”yi, “deve” göstermeye çalışmaktadır!.. Öyle ya; Meclis’te şu anda; aralarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu milletvekilleri hakkında “672 fezleke” vardır... Ama bunlar, genelde “işleme konulmaz!”

Peki, Bay Kılıçdaroğlu niye “cayırtı” kopartıp, “Beni de Silivri’ye gönderecekler” şeklinde bir “paranoya”ya kapılıyor?..

N’aapsın garibim, nihayet bir “fezleke”si oldu ya, abartıyor da abartıyor!..

Sakın, “sıkıntılı” olduğunu filân düşünmeyin, aslında “son derece mutlu”dur!..

Çünkü, eline “büyük bir fırsat” geçmiştir... “İncir çekirdeğini doldurmayacak” bir mevzuyu bu kadar “büyütüyor” ki; “Tüzük kurultayı için imza toplayan muhalif”ler, bu girişimlerinden vazgeçsinler!..

Çünkü, “gerekli imzalar” toplanırsa, Bay Kılıçdaroğlu’nun koltuğu kayabilir!..

O zaman ne yapacak?..

“Fezleke” olayına “can simidi” gibi sarılacak ve abarttıkça abartacak, kabarttıkça kabartacak ki, “kurultay” işi gündemden kalksın!..

İLHAN KESİCİ’NİN GÖRÜŞÜ

Siz bakmayın “cayırtı” koparmalarına, işin aslı budur!..

Malûm, dünkü yazımda, Kılıçdaroğlu’nun, “fezleke” olayını büyütmesini, “kedi”lere benzetmiştim... Kediler de, “popo”larını görünce “Ahh, yaram var” derlermiş ya, bu benzetmem üzere, eski CHP milletvekillerinden İlhan Kesici aradı... “O sözün devamı da var” dedi;

“Kedi poposunu görür, ‘Ahh yaram var!.. Bu dert beni öldürür’ dermiş!”

İlhan Kesici’ye bu katkısı için teşekkür ettim..

O söz, gerçekten de tam yerine oturdu.

Kılıçdaroğlu da aynısını yapmıyor mu;

“Fezleke”sini gördü, başladı; “Bu dert beni öldürür!” demeye!.. Hatta daha da ileri gidip; “Beni de Silivri’ye hapsedecekler” diye ağlaşmaya başladı...

Yapmayın Allah aşkına;

Bu “fezleke” işinin büyütülecek bir yanı yok!.. Hele hele, ortalığı “velvele”ye vermeye hiç lüzum yok!..

Alt tarafı, basit bir fezleke,

Üst tarafı da, kedinin poposu!..

KOKTU BU AYAKLAR!

Hani, Evren ve arkadaşlarının yargılanması için gidilen “referandum” konusunda; “Yalan!.. Palavra!.. İllüzyon!.. Kandırmaca!.. Göz boyama!..” diyorlardı ya; hiç şüpheniz olmasın ki, bugün kendilerinin yaptıkları da “göz boyama”dan ibarettir!.. Bu “kuru gürültü”lere bizim de karnımız tok!.. Koktu bu ayaklar beyler, koktu!..

Döktükleri “sahte” gözyaşları, “timsahın gözyaşları”dır!.. Timsah, nasıl avını midesine indirince “şehvet”e kapılır, “mutluluk gözyaşı” dökermiş, Bay Kılıçdaroğlu da; “muhalif”lerini parçalamanın “şehvet”iyle “mutluluk gözyaşı” dökmektedir!..

Gerçek budur... Gerisi palavra!..


Hem darbeci, hem gerici!

Son zamanlarda sesleri çıkmayan Genç Siviller; birkaç yıl önce Taksim Meydanı’nda yürüyen “İstanbul Barosu avukatları”nı şöyle bir “pankart”la karşılamıştı:

“Darbeci Baro, Taksim’e hoşgeldiniz!”

Bu pankart, “yerinde bir tespit”ti... Çünkü İstanbul Barosu, gerçekten de “darbeci”leri aratmayacak kadar “militarist” ve “yasakçı” idi!.. Ama, Ümit Kocasakal’ın başkanlığından sonra, aslında ne kadar “gerici” oldukları da çıktı ortaya!..

Ümit Kocasakal, televizyon ekranlarında “ılımlı” görünüp; “Biz başörtüsüne karşı değiliz!.. Mağdur olan biri varsa, gelsin sorununu çözelim” derken, yani tribünlere oynarken; başında bulunduğu kurumda ne kadar “ceberrut”, ne kadar “diktatör” olduğunu gösterdi!.. “Eğitim faaliyetleri”nden yararlanmak için gelen “avukat adayları”na bile “başörtüsü”nü yasakladı!..

Bunu da; Türkiye Barolar Birliği’nin 9 Ocak 1971 tarihinde aldığı “kural”(!)lara dayandırmış, iyi mi?..

1971 nire, 2012 nire?.. Aradan geçmiş 40 yıl!..

Bu 40 yılda neler değişti neler?..

Ama onların kafaları, 40 yıl öncesinde donmuş kalmış!..

Gelin de; bu “müzelik kafa”lara, bu “örümceklenmiş kafa”lara “Gerici” demeyin, “Yobaz” demeyin!..

Şu hâle bakın; “Evren cuntası”ndan bile hesap soruluyor ama, “baro baronları”na dokunan yok!..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT