1. YAZARLAR

  2. Vahap Coşkun

  3. Referandum, boykot ve BDP
Vahap Coşkun

Vahap Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Referandum, boykot ve BDP

A+A-

Dün halkın onayına sunulan 26 maddelik anayasa değişikliği teklifi, içeriği itibarıyla son derece önemliydi. Zira bu değişiklik; bireysel ve kolektif özgürlük alanlarını tahkim ediyor, etkin başvuru yolları getiriyor, askerî yargının alanını daraltıyor ve yüksek yargı organlarının teşekkülünü halk iradesiyle ilişkilendirerek bu organlarda var olan demokratik meşruiyet açığını -nispeten de olsa- gideriyordu.

Bu değişikliklerin gerçekleşmesi, siyaset alanında birtakım kırılmaları beraberinde getirecektir. Her şeyden önce, siyaset üzerindeki bürokratik vesayet hafifleyeceğinden, Türkiye'de demokrasi önemli bir mevzi kazanacaktı. 12 Eylül dönemindeki insanlık dışı suçların faillerinin üzerine örtülen hukuki şal delindiğinden geçmişle muhasebe yapmanın imkânı doğacaktı. Toplumun anayasayı değiştirme ile kazanacağı moral motivasyon, yeni ve demokratik anayasa isteğinin toplumsal bir talebe dönüşmesini sağlayacaktı.

Bu üç unsur; yani demokrasinin güçlenmesi, geçmişle yüzleşme olanağının yaratılması ve yeni bir anayasaya giden yolların açılması, Kürt meselesiyle yakından ilgilidir. Çünkü soruna önyargıyla bakmayanlar dışındaki hemen herkes, bugün Kürt meselesinin ancak demokratik ölçütlerin geliştirilmesi, toplumun kendi geçmişiyle cesur bir şekilde yüzleşmesi ve hak temelli demokratik bir anayasanın oluşturulmasıyla bir çözüme kavuşturulabileceğini kabul etmektedir.

Bu perspektiften bakıldığında BDP'nin, anayasa değişikliği teklifine destek vermesi beklenirdi. Zira değişikliğin halktan vize alması halinde, sivil siyasi aktörler, bürokratik iktidara karşı mevzi kazanacak ve bu da Kürt meselesinin çözümüne dair istemlerin daha rahat müzakere edilebileceği bir siyasal ortam hazırlamakla mümkün olabilirdi. Ama BDP, sivil siyasetin ivme kazanmasına katkıda bulunmak yerine "boykot" kararı aldı.

BDP, değişiklik teklifinde, Kürt meselesini direkt ilgilendiren konuların bulunmadığından ve iktidarın değişiklik sürecinde kendileriyle işbirliği yapmaktan imtina etmesinden bahisle boykota yöneldi. Ancak BDP boykotunun arkasında yatan temel saik Öcalan idi. Bu boykot kararı, özellikle BDP'nin yerel iktidarda olduğu kentlerde önemli bir kitle desteğini de arkasına aldı. Örneğin referanduma katılım oranları Hakkâri'de % 7, Şırnak'ta % 22, Diyarbakır'da % 35, Batman'da % 40, Siirt'te % 52, Van'da % 45 ve Iğdır'da % 55 olarak gerçekleşti.

Referandumlarda genel olarak sandığa gidenlerin sayısı az olur. Mesela 2007'de yapılan halkoylamasında katılım oranları şöyleydi: Diyarbakır % 53, Batman % 63, Hakkâri % 74, Şırnak % 72, Siirt % 71, Van % 65, Iğdır % 57. Bu iki referanduma katılım oranlarını karşılaştırdığımızda belirgin bir farkın olduğunu görüyoruz. Bu fark Diyarbakır'da % 18, Batman'da % 23, Hakkâri'de % 67, Şırnak'ta % 40, Siirt'te % 19 ve Van'da % 20 düzeylerinde kendisini gösteriyor. Bu fark, BDP'nin boykot çağrısının başarılı olduğunu gösteriyor. Boykotun bu derece başarılı ve etkili olmasının çeşitli nedenleri var:

Birincisi, bu sonucu yaratan asıl unsur, BDP'nin kendi tabanına son derece hâkim bir siyasi parti olmasıdır. Her siyasal partide parti yönetiminin kararlarını sorgusuz sualsiz kabul eden, kemik bir seçmen kitlesi vardır. Bu kitle BDP'de, diğer partilere oranla çok daha yüksektir. BDP'nin seçmenlerinin önemli bir oranını teşkil eden gençler; bunlar partiye büyük bir sadakatle bağlıdırlar ve militan bir ruha sahiptirler. Bu nedenle partinin aldığı kararlar enine boyuna tartışılmadan, ne getirip ne götüreceği çok fazla irdelenmeden yerine getirilir. Bu halkoylamasında da bu oldu. Serbest bırakıldıkları takdirde sandığa gidip "evet" oyu verecek birçok BDP'li seçmen, partisinin aldığı kararı içlerine tam sindirmese de parti kararına itaat ettiler.

İkincisi, özellikle son dönemlerde yaşanan provokatif niteliği ağır basan olayların peşi sıra yaşanmasıdır. Bir eylemsizlik döneminde Hakkâri'de 9 PKK'lının öldürülmesi, Hakkâri, Şırnak ve Van başta olmak üzere bölgenin birçok yerinde çatışmaların yaşanmasına neden oldu. Ayrıca BDP'nin Bursa mitinginde Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal'a yapılan saldırı, seçmenin kendi yönetimi etrafında daha fazla kenetlenmesine ve onların verdiği karara sahip çıkması sonucunu doğurdu; bu da boykotun oranını yükseltti. Nitekim, bilhassa Şırnak ve Hakkâri'deki katılım oranları bunu teyit eder niteliktedir.

Üçüncüsü, Öcalan'ın son avukat görüşmesinde kesin bir boykot kararını deklare etmesidir. Bugüne kadar, Kürtlerin kendi aralarında tartışıp kararını ona göre vermesi gerektiğini söyleyen Öcalan, son görüşmesinde boykotu çok net sözlerle savunmuştur. Ona göre, "Boykotun anlamı şudur: 'Biz demokratik, çoğulcu, herkesin kendisine ait hissettiği bir anayasa istiyoruz' demektir. Biz hem ulusalcı-milliyetçi faşizme karşıyız hem de İslamcı-milliyetçi faşizme karşıyız. Biz Türkiye Cumhuriyeti'ne, devletine ve hükümetine demokratik çözümü, demokratik anayasayı dayatmak için boykot kararının arkasındayız."

Dördüncüsü, iktidar partisinin BDP'ye oy veren Kürt seçmene bu anayasa sürecinde bir türlü güven hissi telkin edememesidir. İktidarın, anayasa görüşmelerinin Meclis etabında BDP ile sağlıklı bir ilişki kurmayan ve milliyetçi kesimlerden gelecek desteğin bir sekteye uğraması BDP ile yan yana gelmekten ve onun desteğini açıktan almaktan imtina eden AKP görüntüsü, BDP seçmenlerinde derin bir kırıklık yarattı. BDP süreç içerinde AKP'ye birçok teklifte bulundu. Hatta yapılması düşünülen yasal ve anayasal değişiklikler konusunda verilecek bir ciddi sözün bile boykot kararının değiştirilmesini sağlayabileceğini belirtti. Ancak BDP'den gelen tüm bu çağrılara AKP kulağını kapattı ve BDP'ye karşı adeta "Siz bu paketi desteklemek zorundasınız" diyen bir tavırla hareket etti. İktidarın kendisiyle işbirliği yapmaktan özenle kaçınması üzerine BDP yönetimi, "Biz yedeklemek istiyorlar, onların yedeği olmayacağız" ifadesini kullanmaya başladı ve bu ifade tabanın bir kısmı tarafından da kabul gördü. Bu da sonuç olarak boykotun oranını yükseltti.

Seçmenin BDP'nin arkasında bu derece sağlam durması, hiç kuşku yok ki BDP'yi bu seçimlerin kazananlardan biri yapıyor ve elini güçlendiriyor. Ancak BDP'nin de göz ardı etmemesi gereken iki nokta var: İlki, Güneydoğu'da seçmenin önemli bir kısmı sandığa gitmedi ama sandığa gidenlerin neredeyse tamamı "evet" oyu kullandı ve değişimden yana taraf olduğunu gösterdi. Eğer BDP; daha fazla büyümek ve daha geniş seçmen tabanına yaslanmak istiyorsa, değişim talep eden Kürtlere de seslenen barışçıl bir politik dil kullanmakla mükelleftir. İradesini "evet" yönünde kullanan STK'ları "ahlaksızlık" ile itham etmek veya onları "siyasi korucu" olarak lanse etmek BDP'ye siyasi açıdan bir kazanç getirmez. Bu süreçte kullandığı bu dilden uzak durması BDP'nin yararına olacaktır.

İkincisi, bu referandumda bir "evet" çıktığını unutmamalıdır BDP. Türkiye'deki toplumun değişim talebini görmeli ve kendi Kürt seçmenini de bu değişimin ortaklarından biri haline getirmelidir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT