1. YAZARLAR

  2. Muhammed Nureddin

  3. Refah'tan İstanbul'a Gazze'nin kapıları
Muhammed Nureddin

Muhammed Nureddin

Yazarın Tüm Yazıları >

Refah'tan İstanbul'a Gazze'nin kapıları

A+A-

Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, geçtiğimiz perşembe günü hayatında ilk defa İstanbul'u ziyaret etti.

Mübarek, Türk meslektaşı Abdullah Gül'e kenti ölmeden önce görmek için bu kez Ankara yerine İstanbul'u ziyaret etmek istediğini belirtmiş. Birkaç hafta önce Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan kendisini Osmanlıların torunu olarak nitelemişti. Bu sözüyle Osmanlı hayalini canlandırmayı ve Ortadoğu'da yayılmacılığı kastetmemişti. (Hem bu gerçekten hayal mi? Kime göre ve kimin için hayal? Yoksa bir kâbus mu? Kime göre ve kimin için kâbus?) Aksine İsrailli Yahudilere kendilerini 1492'de Katolik İspanya'nın zulmünden kurtaran ve İstanbul'dan Filistin'e kadar Osmanlı saltanatına yerleştiren bir halka vefasız olduklarını ifade etmek istiyordu. Fakat bu Yahudiler, o topraklardaki insanların torunlarını öldürmekten başka bir şey yapmadılar. 2009 yılı başındaki korkunç Gazze katliamının yanı sıra 1947 yılından bugüne kadar Der Yasin, Cenin, Sabra, Şatila ve Kana katliamları. Gazze saldırısı sırasında Türk rolü, Mısır rolüne rakip olarak belirdi. Recep Tayyip Erdoğan'ın resmi, Gazze'deki bütün mazlumlar için yeni bir lider olarak ortaya çıktı ve resimleri yeni Abdunnasır, yeni sultan Abdülhamid veya Davos kapıları kanalıyla Avrupa'yı fetheden Osmanlı fatihlerinden biri olarak taşındı.

Erdoğan'ın bu kahraman tablosu karşısında Mısır Devlet Başkanı Mübarek'in tablosu tam tersi yöndeydi: Refah kapısının kapatılmasını emretti ve Gazze'de din ve Arap kanı bakımından kardeşi olan Filistinlilerin imdat çağrılarından imtina etti. Belki de Mübarek'in gizli aklı yeni Osmanlıların fiilî veya muhtemel başkentine yoğunlaşmak istedi. Ayrıca Davos dönüşü sonrası adı Erdoğan olan ve Sultan I. Selim'in Mısır'ı ve Firavun diyarını fethetmedeki rolünü yenilemekten tereddüt etmeyecek bu yeni fatihi keşfetmek istedi. Mübarek'in Türkiye ziyareti Ortadoğu'da ve özellikle de Gazze'deki Türk rolünün teyididir. Mısır, Gazze'de İranlıların uşağı ve Şam'ın aslanı olmakla suçlayamayacağı bir başka aktör gördü. Mısır'ın yaşadığı sıkıntı bundan kaynaklanıyor.

Mısır'ın askerî caydırıcılığı ve hatta Gazze halkına insanî desteği söz konusu değil. Aksine İsrail saldırılarını teşvik etmek ve üzerini örtmekle suçlanıyor. Türkiye ise Gazze'ye ahlakî, insanî ve hatta İslamî tutumuyla güçlü bir aktör olarak geldi. Bu tutum Erdoğan'ın resimlerinin Gazze'de yükseltilmesi ve hatta Türkiye'ye teşekkür için özel büyük bir miting düzenlenmesi derecesine vardı. Oysa Mısır trajedisi, saldırılar sırasındaki Türk tutumunun karşı yakasında durarak zirve yaptı.

Mısır, Hamas'a bir direniş hareketi olarak değil, kendi rejimi için bir tehdit unsuru olarak baktı. Mahmud Abbas yönetiminin 'meşruluğuna' isyan eden ve Filistin halkına dış güçlerin bir grup lejyoner askeri gibi gizli bir suçlama içinde Tahran'ın uzantısından ibaret bir hareket olarak gördü Hamas'ı. Buna karşın Erdoğan Türkiye'si Hamas'a göz ardı edilemeyecek toprak üzerindeki gerçek, Filistin halkının demokratik seçimlerdeki meşru temsilcisi ve direniş hareketinin bir parçası olarak bakıyor. İstanbul'un göbeğinde Mübarek, Filistin bölünmüşlüğü olmasaydı İsrail'in meşrulaştırma çabaları içinde saldırıların yaşanmayacağını ifade ediyordu. Oysa Türk tutumu saldırıyı temelden kınıyordu. İki farklı tutum Gazze'de, Türk rolünün Mısır'ı geçmesini ve Mısır rolüyle kesişmesini sağladı. Fakat Gazze'deki Mısır rolü, Gazze'den binlerce km uzaklıktaki İstanbul'dan geçiyor. Acaba bütün bu sunumdan ve ayrıntılardan sonra Refah kapısı kapalıyken Gazze'ye ulaşmak için uzak İstanbul kapısından geçmeyi öngören sebebin cevabını öğrenmek Mısır'a zor mu geliyor?

Katar gazetesi El Şark, Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, 15 Şubat 2009

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT