1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Reaganizm, Özalizm ve monetarizm....
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Reaganizm, Özalizm ve monetarizm....

A+A-

Lugavi anlamında monetarizm, devletin analık ve babalığından soyularak taze yolunmuş tavuk kıçına benzer hale getirilmesi demektir...

Devlet baba ya da devlet ana gider, yerini tavuğun tüysüz kılsız çıplak kıçına bırakır...

Neden, niye, niçin?..

İnsanlar toplu halde işbölümü esasını kendilerine rehber edinip insani ve ahlaki hasletleri hiç yıpranmamış halde devlet babanın himayeci kanatları altında yaşarken, fıtratları gereği, nefislerine ram olma eğilimine girerler...

Türkiye’de bu eğilim, genellikle politikacılarımızda çok kuvvetlidir... Kamu işletmelerinin arpalık haline getirilmesi ve sonunda da devletin, babalığını terke zorlanıp tüyü yolunmuş tavuk kıçına döndürülmesi, bu eğilimin öyle sudan çarık ilkeler ve kurallarla törpülenememesindendir...

Cumhuriyet’in sekseninci/doksanıncı senesindeyiz. Devlet baba nerede?..

Askerin ikide bir kışlasından çıkıp süngü parlatarak politik yönetime müdahil olması, bundandır...

Sandıktan çıkanlar, politik iktisatta pusulayı ters taraftan okuyup tabandaki seçmene şirin görünme amacıyla bir yandan kamu iktisadi birimlerine haddinden fazla istihdam yükleyip, tahsis rantlarıyla da yakınlarına genel bütçeden birikim ihsanında bulununca, batan gemiyi kurtarmak için asker, bir kez daha kışlasından dışarı fırladı...

12 Eylül’e, bir de bu kerterizden bakmak gerek... Yok kardeş kavgasıymış, sağ sol kapışmasıymış, yok efendim laiklik elden kayıyazmış...

¥

Demirel, Kenan Evren ve Turgut Özal üçlüsü gemiyi monetarizmin havuzuna aldılar...

Özelleştirme denilen operasyon, gerçekte bu havuzlamadan başka bir şey değildir...

Havuzlanan devletin, babalık tüyleri yoluna yoluna cascavalaklığına ramak kaldığı bir demde, Tayyip Erdoğan, elinde simit, ortaya fırlamıştı.

Gelecekte tavuğun yeni baştan tüylendirileceği vaadiyle iktidara gelip oturduğunda, Evren paşa, Demirel ve Turgut Özal’dan miras özelleştirmelere devamda karar kıldı...

İstanbul itfaiyesindeki hizmetlerin özelleştirilmesi gibi, hastaneler ve postanelerde de, elektrikhanelerin yanında kamuya ait tüm iktisadi hanelerde hizmetler süreli mukavelelerle taşerona bağlandı...

¥

Monetarizmin kitabında fiyatların pazarda kendiliğinden dengeleneceği yazıyor... Alıcı satıcı, emek ile sermaye, arz ve talep, piyasada para akışını düzenler... Emekçinin çok, sermayecinin ise sayıca az olduğu yer ve zamanlarda ücretler düşer... Tezgahlara geçirilecek işçi yeterince bulunmadığında ise, ücretler tavan yapar...

Şimdi işsizliğin yükseldiği bir zaman diliminde bulunuyoruz, dolayısıyla işçi, ücret konusunda ‘yersen’e muhatap oluyor... Sebebi de, işçinin sermayeci gözünde kapı önünde bekleşen köpek sürüsünü andırması.

Bu tablo, ücretlerin asgaride tutulmasının başta gelen sebebidir... Taşerona verilen kamu hizmetlerinde de bu seviye elbirliğiyle betonlaştırılıyor... Mukavelelerin kimi yerde yıllık oluşu, uzun olması durumunda girdi-çıktı türünden işçi sirkülasyonuna olağanüstü imkan ve fırsatların kanunen tanınmış olması, işçileri her türlü ‘yersen’i kabullenmeye zorluyor...

Sosyal bir hukuk devleti olan, anayasasında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ressamının tuvalinde bu biçimde belirginleşiyor...

Şimdi gelelim tablo üzerinde renk ayırımına...

Son günlerde gemi adamakıllı azıya almış bulunan TEKEL işçilerinin kendilerini buldukları her meydanda, haklı ya da haksız, kolbastı oynamalarına... Bu yetmiyor, itfaiyeciler de başlıyorlar Şehzadebaşı’nda çiftetelliye...

Anlaşılan, seyircinin sahne ve perde oyunlarına karnı tok olmalı ki, ne alkışlayanı var ne de yuh çekeni... En sonunda seyirci toplama amacıyla olsa gerek, bu kez de hastanedekiler oyun alanına atılıyorlar...

Trabzon ve Mersin’deki hastane hizmet taşeronları, ihale ile aldıkları emanetleri birbirlerine devir teslim ederken, işçiler, bir de bakıyorlar ki, kendilerini sokağa atıvermişler...

Anlaşılan, 12 Eylül öncesiyle sonrası arasında nitelikli bir fark yok... Tavuğun kıçı ha cascavalaklaştırılmış, ha kurumuş dışkıları tüylerinin arasında kıçında çakıl bağlamış...

Bu memleketin işleri darbelerle marbelerle düzelmez... Çünkü memleketten evvel, dünyanın çivisi çıkmış, çıkarılmış... Buyurun bir çivi deliği hikayesine...

Üç aylık iktisadiyat dergisi Piyasa’nın 2002 Sonbahar sayısından bir aktarma. Norman Barry.. ‘İş ahlakının göze çarpan sorunları’...

‘Bir şirket hissedarlarının kazancına malolan sosyal faaliyetlere ne kadar çok önem verirse, şirketin ele geçirilip hisselerinin çoğunun satın alınarak kontrol edilme tehlikesi o nisbette çok artar’..

Yani çarşı pazarda ahlaka yer yoktur. Namuslu davranacaksan, iflası göze alacaksın...

12 Eylül öncesiyle sonrasını farksız kılan da budur, zafiyet...

İsterseniz sizler bu zafiyet’e ‘ahlakilik’ ön takısını da ekleyebilirsiniz. Tercih ve görüş sizlerin...

İşini kaybeden eski taşeron işçisi tekerlekli sandalyaya mahkum bir engelli, onun yerini alan yeni taşeron işçisi ise, tığ gibi bir delikanlı. Eğer doğru ise hem de AKP ilçe gençlik kolu başkanı...

İyi mi...

Faks: 0212 632 83 06

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT