Ramazan’da “Kur’ân Ehli” Olmak

24.08.2010 00:26

Abdullah Yıldız

Ortalarına geldiğimiz Şehr-i Ramazan, kendisinde Kur’ân’ın inzal buyrulduğu “Kur’ân Ay’ı”dır. Bu ayda bir yandan oruç tutup namazlarımızı daha bir huşû ile kılarken, zekatla, infakla, zikirle, dua ile İslami hayatımıza yeniden çekidüzen verirken,

Kur’ân-ı Kerîm’i okuyup anlayarak da hayatımızı vahye göre yeniden tanzim etmeli, “Kur’ân Ehli” olmaya gayret etmeliyiz. Bu vesile ile, Kur’ân’ı, ashab-ı kiramın okuduğu gibi nasıl okuyacağımıza dair kitabımızı geçen hafta tanıtmış, minik bir anekdotu da sizlere sunmuştuk. Bugün ise, “Kur’ân Ehli” kimdir ve nasıl “Kur’ân Ehli” olunur, sorularının cevabını, ashabın ve onların yetiştirdiği ilk nesillerin sözlerinden hareketle öğrenip uygulayalım, inşaallah.
Tabiinden Hasan Basrî: “Allah’a yemin ederim, Kur’ân’dan daha üstün bir zenginlik olmadığı gibi, ondan mahrum olmaktan da daha fakirlik yoktur” der. Kur’ân zengini ol; Kur’ân fakiri olma ey kul!
İlmin kapısı Hz. Ali (r.a), bir sabah namazını kılar, güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar oturur. Üzgün bir hali vardır. Sonra şöyle buyurur: “Rasûlullah’ın (s.) ashabında öyle haller gördüm ki, şu anda onlara benzeyen hiçbir kimse göremiyorum. Vallahi onlar, gözleri önünde cenaze taziyesi yapılanlar gibi benizleri sarı, saçı-başı dağınık ve toz-toprak içinde olurlardı. Onlar, ya ayakta ya da sırtüstü yatarken Kur’ân okuyarak gecelerlerdi. Yanlarında Allah’ın ismi anıldığında, rüzgârlı bir günde ağaçların sallandığı gibi sarsılırlardı. Yemin ederim ki, elbiseleri ıslanıncaya kadar ağlarlardı. Vallahi şu topluluk, gaflet içinde gecelemektedir”. Geceleri, özellikle Ramazan gecelerini uyku ile geçirme ey mümin!
Ebû’l-Feyz Zünnûn b.İbrahim el-Mısrî (ö. 859), Allah’ın iyi ve hayırlı kullarından söz edince, “kimdir bu kimseler” diye sorulur. Mısrî şu cevabı verir: “Bunlar, dizlerini yüzlerine yastık, toprağı da sırtlarına döşek edenlerdir. Bunların etlerine ve kanlarına Kur’ân işlemiştir. Onunla gamları dağıldı, gayrete geldiler. Kur’ân’ı manevi karanlıkları için aydınlatıcı, uykuları için beşik, yollarına rehber, delillerine rehber yaptılar. İnsanlar sevinirken, onlar hüzünlüdür. Başkaları uyurken, onlar ayaktadır. Başkaları yiyip içerken, onlar oruçludur. Başkaları kendi hayatlarından emin görünürken, onlar akıbetlerinden korkarlar. Onlar korku, endişe, ürperti, titreme ve telaş içindedirler; ölüme hazırlanırlar. Azaptan çok korkmaları ve kendilerine vaat edilen mükâfatları kaçırabilmenin endişesi ile hiçbir ameli ve davranışı küçük görmezler. Kur’ân’ın getirdiği ilahi düsturlara göre kurtuluş merdivenlerinden çıkarlar. Kendilerini Allah’a en güzel yollarla yaklaştırarak kurtuluşa ererler. Benliklerini Rablerinin nuruyla aydınlatırlar. Onlar, Kur’ân’ın kendileri için vaat ettiği şeyleri yerine getirmesi için, sözünün gereğini yapması, günlerini uğurlu kılması ve gazap haberlerini gerçekleştirmemesi için durup beklemezler. İsteklerine Kur’ân’la ulaşırlar...” Etlerine, kanlarına ve hücrelerine Kur’ân işleyenlerden ol ey nefis!
Fudayl b. İyâz (ö. 863), Rasûlüllah’ı örnek alarak Kur’ân’ı yaşayan bu kimseleri şöyle tarif eder: “Kur’ân ile amel edene en yakışan hareket, hiç kimseye hatta sultanlara ve rütbece onlardan daha küçük olan diğer idarecilere de muhtaç olup el açmamasıdır! Bu bakımdan Kur’ân hâmilinin insanlara muhtaç olmaması, aksine insanların ona muhtaç olması, ona daha uygun ve yaraşır bir harekettir.” “Kur’ân’ın taşıyıcısı, İslâm bayrağının taşıyıcısıdır. Bu bakımdan ağır başlı olup oynayanlarla beraber oynamamalı ve unutanla beraber unutmamalı, gevezelik yapanlarla teşrik-i mesâi etmemelidir. Bütün bunları yüce Kur’ân’ın tazimine binaen yapmamalıdır.” Allah’tan başkasına muhtaç olma ey insan!
Kasım b. Abdurrahman (ö. 807), abidlerden birine der ki: ‘Senin oturduğun bu halvethanede kendisiyle arkadaşlık edeceğin kimse yok herhâlde’. Bunun üzerine elini mushafa uzatıp dizlerinin üzerine koyar ve şöyle der: ‘İşte arkadaşım budur’. Can yoldaşın/arkadaşın Kur’ân olsun ey yolcu!
Son olarak Allah Rasûlü’nün ashabından Ebu’d-Derda’nın (r.a) şu sözlerine kulak verelim:
O der ki: “En fazla korktuğum, kıyamet gününde Rabb’imin beni:
-‘Ey Uveymir, sen biliyor muydun, bilmiyor muydun?’ diye sorguya çekmesidir.
-‘Bilmiyordum’ desem, yalan söyleyerek Allah’ı aldatmaya çalışmış olurum.
-‘Biliyordum’ desem, Kur’ân’ın ayetleri yakama yapışıp, emreden ayetler:
-‘Emrimi yerine getirdin mi?’; yasaklayan ayetler de:
-‘Yasaklarıma uydun mu?’ diyecekler. Faydasız ilimden, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan Allah’a sığınırım.” Kur’ân âyetlerinin yakana yapışacağı gün gelmeden, sen Kur’ân’a yapış ey fâni!
(Bu anekdotları, Abdullah Yıldız, Kur’ân’ı Nasıl Okudular, s. 49-51, 125-126’dan aktardık.)
NOT: -Cumartesi akşamı, Bayezit Kitap Fuarı’nda, Pınar standındaki imza ve sohbet programımız;
- Berat TV’de, her gece saat 23.00’de yayınlanan Kur’ân İklimi programımız, bilginize sunulur.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim