1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Rakibi Alkışlamak
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Rakibi Alkışlamak

A+A-

Galatasaray Spor Kulübü Eski Başkanı Özhan Canaydın, 22 Mart 2010 Pazartesi günü saat 23:35’te, tedavi gördüğü Bursa Acıbadem Hastanesi’nde vefat etti. 67 yaşında hayata gözlerini yuman Canaydın, iki yıldır pankreas kanseriyle mücadele ediyordu.

23 Ocak 1943’te Bursa’nın Mudanya ilçesinde dünyaya gelen Özhan Canaydın, 1958 – 64 yılları arasında Galatasaray’da basketbol oynamış, Mart 2002 – Mart 2008 arası üç dönem Galatasaray Spor Kulübü’nün başkanlığını yapmıştı.

Evli olan Canaydın, iki çocuk ve dört torun sahibiydi.

Galatasaray’ın ve spor camiâsının başı sağolsun.

* * *

Canaydın’ın ölümü, zamanlama olarak iki ilginç rastlantıya tevafuk etti:

Tam üç dönem üst üste Galatasaray’ın başkanlığını yapan Özhan Canaydın, bu görevi 22 Mart 2008 tarihinde Adnan Polat’a devretmişti.

Galatasaray kulüp başkanlığından ayrıldığı günün ikinci sene-i devriyesinde, 22 Mart 2010’da hayata gözlerini kapadı.

Beyefendi kişiliği ve kavgacı üsluptan uzak yapısıyla Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarının da sevgisini kazanmış, futbolun centilmen siması olarak bilinen Özhan Canaydın, bu özelliğinden dolayı kendi camiâsı içinde eleştiriliyordu.

Çünkü fanatizm, sürekli kavga ve şiddet ister; kanla beslenir. Sporda da siyasette de böyledir; fanatizmin besin kaynağı kavga ve şiddettir. Türkiye’de spordaki şiddet kültürünü de, siyasetteki şiddet kültürünü de besleyen aynı fanatizmdir.

Bursa Atatürk Stadı’nın çimlerine futbol oynamak için çıkan Diyarbakırspor takımını “PKK Dışarı”, “Kürtler Dışarı”, “Ne Mutlu Türküm Diyene” “Her Türk Asker Doğar” sloganlarıyla yuhalayıp gönderen kültür ile İzmir’de DTP konvoyunu taşlayan kültürün beslendiği kaynak, aynı fanatizmdir.

Diyarbakır’da polise ve kamu kuruluşlarına atılan taşlar ve Diyarbakır Atatürk Stadı’ndaki Diyarbakırspor – Bursaspor maçında tribünlerde açılan “Biz Kürdüz ve Onurluyuz! Peki Ya Siz?”, “Tenlerimiz ve Gözlerimiz Farklı Renkte Olsa Da Akan Gözyaşlarımızın Rengi Aynıdır”, “Alayına İsyan – Ölümüne Diyar”, “Bize Bir Özür Borçlusunuz”, “Türk Kürt Kardeştir – Ayrım Yapan Kalleştir”, “Ülkemizi Sizden Çok Seviyoruz” pankartları ise, ektiğiniz şiddet ve fanatizm tohumlarının size geri dönmesidir.

Özhan Canaydın, rakipleri aleyhinde konuşmadığı, hakemleri hedef almadığı, kimseyle kavga etmediği, “yumruğunu masaya vurmadığı” için fanatik Galatasaraylılar tarafından “cılız, pısırık, korkak, güçsüz” gibi ağır ithamlara maruz kalıyor, hatta böyle yapmadığı için başkanlık vasfını taşımadığı eleştirisi bile yapılıyordu. Esasında siyasetin önderlerinden ve ideolojik hareketlerin öncülerinden beklentileri de aynı değil midir?

Özhan Canaydın, Galatasaray başkanı olduğu dönemde, Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanan bir Fenerbahçe – Galatasaray maçında Fenerbahçe’nin attığı şık bir golü nazikçe alkışladığı ve Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 6 – 0 gibi tarihî bir farkla yendiği maçtan sonra Fenerbahçe Kulüp Başkanı Aziz Yıldırım’ın elini sıkıp tebrik ettiği için, Galatasaray camiası içinde çok ağır eleştirilere ve hatta hakaretlere maruz kalmıştı. Nerdeyse “hain” ilan edilecekti. Galatasaray taraftarları, Galatasaray başkanı Canaydın’ı trübünlerden aylarca protesto etmişti.

Öyle ya! Senin takımın oyuncusu altı pas içinde boş kaleye topu atsa bile bu “muhteşem bir gol”dür ve ayakta alkışlamalı, sevinçten havalara uçmalısın. Fakat rakip oyuncu topu 35 metreden doksana taksa da alkışlayamazsın, beğenemezsin. Beğenirsen, alkışlarsan, “güzel bir gol” dersen, ihanet içindesin demektir. Tebrik edersen, sen de onlardansın demektir. Senin takımın 1 – 0 kazansa bile bu “büyük bir zafer”dir, sabahlara kadar kutlanmalıdır, fakat rakibin seni 6 – 0 yense bile, ortada tebrik edilmeyi hak edecek bir başarı yoktur.

Aynı fanatizm ve bağnazlık siyasette de yok mu? Senin oy verdiğin parti bir nargile salonu bile açsa bu “memlekete büyük bir hizmet”tir fakat rakip parti ülkeyi baştan başa imar etse de, baskı ve dikta rejiminden kurtarıp sivil bir anayasaya ve daha özgür bir ülkeye kavuştursa da destekleyemezsin; aynı şeyleri sen de istediğin halde, rakip parti yapıyor diye karşı çıkmalısın.

Özhan Canaydın’ın ölümünün ardından, O’nun geride bıraktığı vasiyeti de ailesi tarafından kamuoyuna açıklandı. Meğer Canaydın’ın en büyük arzusu, ezelî rakipleri Fenerbahçe’nin bir gün Ali Sami Yen Stadı’nda Galatasaraylı taraftarlarca alkışlanarak karşılanmasıymış. O, Galatasaraylılar’dan son olarak bunu istiyormuş: Fenerbahçe takımı Ali Sami Yen’e çıktığında, onları ayakta alkışlayın.

Şu ilginç tevafuka bakın ki, Özhan Canaydın, tam da Ali Sami Yen Stadı’nda Galatasaray – Fenerbahçe lig maçı oynanacağı hafta vefat etti.

28 Mart Pazar günü Galatasaray – Fenerbahçe maçı var ve Galasaraylılar’ın, Canaydın’ın vasiyetini yerine getirip getirmeyeceği merakla bekleniyor.

* * *

Türkiye’de en kolay iş, savaşçı yetiştirmektir; ancak barış adamı çok zor yetişiyor bu topraklarda.

Çünkü bu ülkede sporu da, siyaseti de, medyayı da besleyen kültür, şiddet ve fanatizm kültürüdür.

Gazetelerin spor sayfalarının attıkları başlıkları dikkatli bir incelemeye tabi tutarsanız, kullanılan bütün ifadelerin “savaş terimleri” olduğunu görürsünüz. Ve özellikle Türkiye’de futbol fanatizmi ile siyasi – ideolojik “arena”daki şovenist – millîyetçi fanatizm, biribirine tıpatıp benzemektedir. Bu şovenizm körlüğe, körlük ise adaletsizliğe davetiye çıkarmaktadır.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Bursa Atatürk Stadı’nın çimlerine futbol oynamak için çıkan Diyarbakırspor takımını “Kürtler Dışarı”, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sloganlarıyla yuhalayıp gönderen kültür ile İzmir’de DTP konvoyunu taşlayan kültürün beslendiği kaynak, aynı fanatizmdir.

Geçmişte Trabzonspor’da forma giyen Diyarbakırlı Şeyhmus Suna’yı, Karadeniz ekibinin en başarılı ve Trabzon şehrimizde en sevilen futbolculardan biri olduğu halde sırf Kürt olduğu için millî takıma almayan kültür ile DTP’nin yerel seçimlerde kazandığı başarıdan sonra “Bunlar Ermenistan sınırına dayandılar” diyen kültürün beslendiği kaynak, aynı fanatizmdir.

Van’ın Muradiye ilçesinde, hem de bir 23 Nisan bayramı kutlamasında, polislerin liseli gençlerle – sözde yöre halkıyla kaynaşma amaçlı – oynadıkları futbol maçında, Kürtçe pas istedi diye gence acımasızca dayak atıp öldüresiye döverek hastanelik eden kültür ile Kürtçe şarkı söylemek istediğini dile getirdiği için Ahmet Kaya’yı linç etmeye kalkışan ve memleketi terk etmesine yol açan kültürün beslendiği kaynak, aynı fanatizmdir.

Iraq Kürdistan Federe Cumhuriyeti’nde düzenlenen bir futbol turnuvasına Türkiye Futbol Federasyonu bünyesindeki bir hakem olarak davet edilip, düdük çalacağı maça çıktığında takımlardan birinin forma renklerinin yeşil – kırmızı – sarı olduğunu görünce maçı yönetmeyi reddeden ve apar topar Türkiye’ye dönerek Türk medyasına “vatansever bir kahraman edasıyla” demeçler veren kültürün beslendiği kaynak ile, Danimarka’daki bir toplantıya başbakan sıfatıyla katılıp, onlarca medya mensubu içinde Roj TV muhabiri de var diye konuşmasını yapmayan ve toplantıyı terkedip Türkiye’ye dönen kültürün beslendiği kaynak, aynı fanatizmdir.

UEFA Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarında Kıbrıs Cumhuriyeti takımı Anorthosis’e elendiği için Trabzonspor’u “hain” ilan eden, o coğrafyada geçmişteki Pontus devletine göndermede bulunarak Trabzonspor’a “Pontus tohumu” diye hakaret eden kültür ile Erivan’daki Ermenistan – Türkiye maçını izlemeye gittiği için bu ülkenin cumhurbaşkanını “hain” ilan eden ve kökeninin Ermenî olduğunu söyleyen (sanki öyle olsa, utanılacak bir şeymiş gibi) kültürün beslendiği kaynak, aynı fanatizmdir. 

Fanatizm körlüğü, körlük de adaletsizliği doğurur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Almanya’da Türkçe eğitim veren liseler açılmalıdır” dediği aynı gün, hatta aynı saatler içinde sanatçı Rojda’ya Kürtçe şarkı söylediği için 20 ay hapis cezası veriliyor. Bunlar, aynı gün ve hatta aynı saatlerde yaşanan iki olay.

Fakat kaynağı fanatizm olan bir kültüre bırakın bu adaletsizliği hatırlatmayı, bunun bir “adaletsizlik” olduğunu anlatmak bile imkânsızdır. Ve anlatmak imkânsız olduğu için, Almanya’da Türkçe eğitim veren lise açılmasını talep eden bir başbakana, Türkiye’de Kürtçe veya Çerkezce eğitim veren kaç tane lisenin olduğunu sormak bile abestir. Almanya’daki topu topu iki üç milyonluk, hem de sadece 49 yıldır orada yaşayan göçmen Türkler için istediği hakların onda birini bile Türkiye’de binlerce yıldır yaşayan ve sayıları 20 milyon olan Kürtler’den esirgeyen bir kültüre adaleti hatırlatmak, Qûr’ân’dan âyetler okumak, vakit kaybından başka birşey değildir.

Futbol maçındaki bir pozisyonda, aynı renkteki formayı giyen 11 futbolcu ve 30 bin kişi pozisyonu nasıl ki aynı gözle görüyor ve aynı kararı veriyor, diğer renk formayı giyen 11 futbolcu ve diğer 30 bin kişi de aynı pozisyonu nasıl ki bundan farklı olarak aynı gözle görüyor ve aynı kararı veriyorsa, millîyeçilik de işte aynen böyle bir adalet sunabilir ancak. 

* * *

Özhan Canaydın, sporun barışçı ve centilmen yüzüydü. Israrla şiddet ve fanatizm kültürüyle beslemeye çalışılan futbolumuzun, dürüstlük ve beyefendilik sembolüydü. Kendisinde gerçek bir spor ahlakı vardı.

Bu ahlak, en azılı rakibini bile ayakta alkışlayabilen bir aklaktı ki böyle bir etiğe Türkiye’de ne spor camiası, ne siyaset, ne de medya sahiptir.

Galatasaray Spor Kulübü’nün bu çok değerli başkanı Özhan Canaydın’la yakından tanışıyordum. Galatasaray’ın her maçında rakip takımın kazanmasını arzulayan bir Beşiktaşlı olarak şunu bütün samimiyetimle ifade edeyim ki, hayatımda tanıdığım en beyefendi insanlardan biriydi. Bulunduğu her ortamda en az konuşan ve en çok dinleyen kişi, mutlaka O olurdu.

Velev ki makam olarak oradaki en önemli kişi dahi olsa.

Futbolu sevebilir veya sevmeyebilirsiniz, hatta nefret de edebilirsiniz. Futbolun kitleleri uyuşturan bir afyon olduğunu da söyleyebilirsiniz. Bu ayrı bir konu.

Fakat bu, Canaydın’ın bu ülkeye tanıttığı “seni yenen rakibini alkışlayacaksın” ahlakından spor camiasının da, siyaset dünyasının da, medyanın da ders alması gerektiği gerçeğini değiştirmez. 

* * *

28 Mart Pazar akşamı saat 19:00’da Ali Sami Yen Stadı’nda Galatasaray ile Fenerbahçe arasında Turkcell Süper Lig’in 27. hafta maçı oynanacak.

Bu maçta, ev sahibi Galatasaraylı tribünler, Özhan Canaydın’ın vasiyetini yerine getirerek, konuk ekip Fenerbahçe’yi alkışlarla karşılayacaklar.

Bu, “seni yenen rakibini aşağılamayacaksın, karalamayacaksın; bilakis seni yendiği için onu ayakta alkışlayacaksın, seni yeneni tebrik edeceksin” kültürünün sporumuza yerleşmesi olacak. Bunun için, çok önemli.

Zira bu, yani Pazar akşamı Ali Sami Yen’de yaşanacak olan hadise, ülkemize UEFA Kupası bile kazandırmış olan bir takımın, kendi köyünde bir türlü bükemediği bileği öpmesi anlamına geliyor.

Galatasaray’ın, en güçlü olduğu, Avrupa’daki devleri dize getirdiği ve onlara diz çöktürdüğü en güçlü dönemlerinde bile, Türkiye’de her zaman karşısında süt dökmüş kediye döndüğü gerçek rakibi Fenerbahçe’yi alkışlaması demek, bu olay.

Pazar akşamı Ali Sami Yen’de yaşanacak olay, bunun için çok önemli.

Bütün Türkiye’nin izlemesi gerekiyor o alkışları.

Özellikle siyaset dünyasının iyi izlemesi gerekiyor. Hem iktidardaki AK Parti’nin, hem de muhalefetteki CHP ve MHP’nin izlemesi gerekiyor. Mutlaka izlesinler.

CHP ve MHP izlemeli ki, Türkiye genelinde bileğini bükemediği AK Parti’yi alkışlamayı öğrensin. AK Parti de izlemeli ki, Doğu illerinde belini bükemediği DTP’yi alkışlamayı öğrensin.

Herkes izlesin ve kimi alkışlaması gerektiğine kendisi karar versin.

 

sediyani@gmail.com

YAZIYA YORUM KAT

6 Yorum