“Rahat Ol Koçum, Saldırmazlar!”

03.06.2011 15:11
“Rahat Ol Koçum, Saldırmazlar!”
Tabur Komutanı Dirik, Dağlıca baskınından sekiz saat önce kendisini uyaran karakol komutanına böyle dedi.

12 askerin yaşamını yitirdiği Dağlıca baskınında PKK tarafından kaçırılan ve serbest bırakıldıktan sonra neredeyse saldırının bir numaralı zanlısı olarak yargılanan er Ramazan Yüce'ye bir dava daha açıldı. Yüce, PKK'nın elindeyken Roj Tv'ye telefonla yaptığı bağlantı nedeniyle "Suçu ve suçluyu övme/zincirleme olarak basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak" suçundan 9.5 yıla kadar hapis istemiyle yeniden yargılanacak. Yüce, Dağlıca baskınını, bozuk silah olayını, boşaltılan siperleri, PKK'lıların kendisini nasıl kaçırdığını, yargılanma sürecini, aldığı tehditleri Taraf 'a anlattı.

Ramazan Yüce Mardin doğumlu. Türkiye'nin yakın tarihindeki en kanlı olaylardan biri olan Dağlıca baskınının belki de en çok konuşulan ismi. 27 Ekim 2007 tarihindeki baskından beri başta askerî mahkeme olmak üzere siyasetçiler, medya organları, sokaktaki insanlar hep onun hakkında konuştu. Şu an Mersin'de yaşamını sürdüren Yüce ise bütün iddialara sadece mahkeme tutanaklarına yansıyan sözleriyle yanıt vermeye çalıştı. Yaşamını Mersin'de sürdüren Yüce, yaklaşık dört yıldır süren sessizliğini bozdu ve Taraf 'ın sorularını yanıtladı:

Siz baskın yapılan birlikte hangi görevdeydiniz?

2007 yılında Hakkâri 3. Motorlu Muharebe Piyade Tugayı'nda dinleme, kestirme bölümünde görevliydim. Benim görevim bütün telsizleri dinlemekti, Kürtçe bildiğim için PKK'lıların telsizlerini dinliyordum.

Sizin bir bozuk silah iddianız vardı, bunu anlatır mısınız?

Dağlıca baskınından önce Tabur Komutanı Onur Dirik askerdeki iyi silahları ve el bombalarını aldı, yerine pasif ve iyi çalışmayan silahlar verdi. Bendeki silah bozuktu. Baskın esnasında da ben ateş etmeye çalıştım ama silah bozuktu, ateş almadı. Birkaç arkadaşımın daha silahı bozuktu. Fatih Atak adlı er de MG3 silahını kullanmak isteyince silahı çalışmadı. Hatta biz bozuk olan o silahların kaydını dahi yapmıştık, bu kayıtlar halen duruyordur.

Peki gelelim baskına... Neler yaşandı o gün?

Baskının yaşanacağı gün ben saat 16:00'da karakol komutanı Üsteğmen Çağdaş Cününoğlu'na '9 kişilik PKK'lı grubu görüyorum, bir de telsiz dinlemelerinden anladığım kadarıyla bunlar bu gece saldırı yapacaklar. Ona göre hazırlık yapalım, tedbirimizi alalım, destek isteyelim' dedim. Cününoğlu da benim yanımda Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik'le telsiz bağlantısı yaptı. 'Komutanım bir saldırı olabilir, terörist grubun hareketliliği görünüyor, destek gönderin bize saldıracaklar' dedi. Yarbay ise 'Koçum sen rahat ol bir şey yapamazlar, hem ben oraya asker göndermem' cevabını verdi.

Dikkatinizi çeken başka noktalarda var mıydı?

Benim kafamı karıştıran birkaç gelişme daha yaşanmıştı aslında bu konuşmadan önce. Baskından kısa bir süre önce yine Onur Dirik'in talimatıyla tecrübeli askerler kritik noktalardan alınıp yerlerine henüz yeni gelmiş askerler gönderilmişti.

Ve ilk silah sesi duyuldu, saldırı başladı. Neler yaşandı orada?

Tam saat 00.15'te saldırı başladı. Üzerimde silah yoktu, sağda solda silah arıyordum savaşmak için. Olayda şehit olan Uzman Çavuş Mustafa Uysal 'herkes saklansın' dedi. Ben bir taşın altında saklanıyordum tam bir silah buldum, kendimi ve arkadaşlarımı koruyacağım derken PKK'lılar beni gördüler, el bombası attılar. Atılan bomba sonucu başım ve elim çok kötü şekilde yaralandı ve bayıldım. Meğer orda aşırı kan kaybetmişim.

Hava desteği gelmedi mi size?

Çatışma esnasında helikopterler geldi ama sadece yukardan tarıyorlardı. Eğer orada askerlerin çoğu ölmüşse helikopterin rasgele ateş atması sonucu ölmüştür.

Peki nasıl yakalandınız?

Bir süre sonra gözümü açtığımda karşımda PKK'lı bir kadın vardı. Ondan su istedim, o da bana 'Aşırı kan kaybın var, veremem' dedi. Beni o bölgeden çıkardı o kadın. Sonra iki PKK'lı daha geldi yanıma, beni tedavi ettiler. Sonra yanlarına alıp üç gün üç gece yürüttüler. Yakalanmamızın 14. gününde bizi gelen heyete teslim ettiler, onlarda bizi Türk askerine verdi.

Sonrası da zor oldu sizin yaşamınızda. İhanet suçlaması, yargılama, cezaevi...

Evet, gerçekten çok zor günlerdi. Van Asayiş Kolordu Komutanlığı Askerî Cezaevi'ne getirdiler beni. Bir Yarbay yanıma geldi ve geçmiş olsun bile demeden 'Sen Ahmet Türk'ün yeğeni misin, örgütle ne bağın var' diye sormaya başladı. Ben de Ahmet Türk akrabam değil ama sevdiğim bir vekil deyince 'Elimden gelirse seni burada öldürürüm, senin başına öyle bir şey getireceğim ki hep cezaevinde kal' diye bağırdı. Ertesi gün askerî savcıya ifade verirken savcı bana 'Neden silahını kullanmadın' diye sordu. Bende elimdeki silahın bozuk olduğunu, ateş almadığını, silahın bozuk olduğuna dair kayıt bile olduğunu söyledim. Tutuklandım. Cezaevindeyken askeri istihbarattan geldiklerini söyleyen kişilerle tam üç kez görüştüm. Bana hep örgütle bağlantı soruları yönelttiler."

(Hikmet Durgun / Taraf)

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim