Psikolojik Harekâtların Rekabeti

05.12.2011 13:51

Kenan Alpay

Ortadoğu uzmanı, Suriye Baasının yarı resmi sözcüsü Hüsnü Mahalli, Mısır’da meydana gelen olayları konu edindiği geçen haftaki yazısında “Önümüzdeki 20-30 yıl için Mısır'ın durulmayacağını” öngörüyor. Tunus, Mısır ve Libya’daki despot rejimlere karşı yaklaşık bir yıldır sürdürülen kitlesel direnişlerden ümitlenmek ve sevinç duymak için gerçekçi sebepler olmadığını iddia ediyor.

Hüsnü Mahalli, önümüzdeki 30 yıllık dönemde bu eli kanlı despotik rejimleri dahi aratacak gelişmelerin kapımızda olduğunu şu cümleyle özetiyor: “Mısır'ın ve bazı diğer Arap ülkelerinin gündeminde iki temel konu olacak: Laiklik-İslamcılık çatışması ve bunun sonucuna bağlı olarak Müslüman-Kıpti, Sünni-Alevi ve Sünni-Şii çatışması.

Okuyucuların meselenin ciddiyetini yeterince kavrayamama ihtimaline karşı Mahalli tekraren “Arap Baharı'nın kısa vadede sonuçları ne kadar olumlu olursa olsun Batılılar bu coğrafyayı asla rahat bırakmayacaktır.” vurgusunda bulunuyor ve ardından 30 yıllık karanlık ve korkunç vadeyi bir anda 50-60 yıla çıkarıyor. Neden diye sorarsanız “Batılı müttefikler karanlık planlarını hep uzun vadeli yapıyor.” cevabını çarpıyor yüzünüze.

Yüz yıla yayılan korkunç ve sinsi planlar, her alana nüfuz etme irade ve kudretine sahip Batılı istihbarat örgütleri, emperyalizmin işbirlikçisi ve tetikçisi olmaya hazır örgüt ve temsilcilerin yarış halinde seyreden rol kapma yarışları vesaire filan derken her şeyden ve herkesten nefret etme duygusuna kapılmamak mümkün değil.

“Dikta rejimleri ve emperyalistlerden başka aktör ve faktörler tarih sahnesinde belirleyici olamazlar!” propagandası ile beyinler iğdiş ediliyor, akla ve mantığa tecavüz ediliyor. Madem, diyorsunuz, gelecek 30, 60, 100 yıl daha kötü olacak her şey aynı kalsaydı keşke! Bu kadar bedel ödedikten sonra hiçbir şey elde edemeyecek hatta kırık dökük eldekiler de yitirilecekse ne anlamı vardı bu direnişlerin?

Sürekli kafamıza vurulan emperyalist merkezlerin uzun vadeli sinsi planlarına karşı mevcut despot rejimlerin kanlı ellerine teslim olmayı salık veren enteresan bir propaganda ile karşı karşıyayız. Propagandalar savaşı, psikolojik harekâtlar rekabeti arasına sıkıştırılmak, çaresizliğe ve ümitsizliğe mahkûm edilmek istenen bizleriz.

Baas cuntası adına konuşanlarla ABD ve diğer emperyal güçler adına konuşanlar arasında biri diğerine göre ‘ehven’ gösterilmek isteniyor.

Emperyalistlerin bölgemize yönelik planları varmış ama bu planları istedikleri gibi hayata geçirebilecek kudretleri var mıymış acaba? İhtimal kuvvetli mi, zayıf mı? Planları boşa çıkartma ihtimalimiz var mı, yok mu? Değerlendirme yapmadan, çirkin planları bozmak üzere örgütlenme sorumluluğumuzu ifa etmeden korkup geri çekilerek dikta rejimlerinin altında ezilemeye rıza mı göstereceğiz?

Müslümanlar adına en tehlikeli mantık ve söylem zalimlerin sözcüleri tarafından kurulanların ödünç alınmasıdır. İslam coğrafyasında küfrü ve zulmü ikamet etmeyi görev edinmiş işbirlikçi rejimlere başkaldıran Müslümanlara halen içeriden yani Müslüman kardeşliği çerçevesinden bakmayı beceremeyenler var. Müslümanlara yönelik güvensizlik oluşturacak her türlü habere kulak kesilen, despotik rejimlere karşı direnişi örgütleyen Müslümanlara Batı’nın işbirlikçisi yaftasını yapıştırmak için İslam düşmanlarıyla yarışa giren jeopolitik ve jeostratejik hesaplara saplantı düzeyinde tutkulu uzmanlardan geçilmiyor etrafımız. Hesap uzmanlarımız ağılarını her açtıklarında en küçüğü küresel, en kısası yüzyıllık hesaplardan bahsettiği için elbet bizim algı sınırımızın çok üstünde seyreden analizler döküyorlar ortaya.

Hesaplar o kadar büyük ve korkunç ki cepheyi en uç noktadan savunmaya geçmeyen hemen herkesin yutulması mukadderdir. Mesela Hüsnü Mahalli, Baas cuntasının ne kanlı tarihinden bahsediyor ne de son sekiz aydır işlediği cinayet ve işkencelerden. Bir gün olsun Esed diktası tarafından tırnakları sökülen, cinsel organları kesilen çocuklardan bahsetmiyor. Bir gün olsun Baas çeteleri tarafından tecavüz edilen erkek ve kadınlardan bahsetmiyor. Dört bin insanın katledilmesi, on binlercesinin tutuklanması, hicret etmesini gündeme getirmiyor. Baas güçleri tarafından tanklarla kuşatılan şehirler, top atışıyla yıkılan mahalleler Suriye’de değil adeta.

Bunların hepsi ve daha fazlası Mahalli gibi düşünenler için mazur hatta meşru görülebilir. Çünkü Mahalli’ye göre halkın haklı talepleri değil emperyalistlerin tuzakları söz konusudur. Bu tuzaklarda “Hedef Suriye ile birlikte İran, Irak, Lübnan ve Filistin'dir. Batılılara göre ‘Büyük Balık’ Türkiye'dir.

Şimdi bütün bunlara rağmen “Katil Baas cuntası yıkılsın!” diyenler parmak kaldırsın bakalım!

***

Bu yazı, Yeni Akit gazetesinin bugünkü nüshasında yayınlanmıştır.

  • Yorumlar 5
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim