1. YAZARLAR

  2. Birol Akgün

  3. Protokoller uygulanabilir mi?
Birol Akgün

Birol Akgün

Yazarın Tüm Yazıları >

Protokoller uygulanabilir mi?

A+A-

Türkiye ve Ermenistan arasında İsviçre'de imzalanan ve iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasını, karasal sınırların ticari ve turistik geçişlere açılmasını ve tarihsel olayların ortak bir komisyon kurularak araştırılmasını öngören protokoller hem iki ülke ilişkileri hem de uluslararası barış adına olağanüstü önemde tarihsel bir adımı simgelemektedir.

İmza töreni öncesinde yaşanan bazı olumsuzluklar ve tatsız tartışmalar ise siyasi tarih açısından bir nüans olarak kalmaya mahkûmdur. Ermeni ve Türk devletleri 1921'den bu yana ilk kez uluslararası ikili bir antlaşmaya imza atmışlardır. Ermeni tarafında Daşnak Partisi ile diasporanın şiddetle karşı çıktığı; Türkiye'de ise Meclis'teki sağ ve sol muhalefetin ciddi eleştirilerine rağmen iki ülke liderlerinin sergilediği siyasi cesaret tarih önünde hak ettiği şekilde değerlendirilecektir. Törene katılarak Davutoğlu ve Nalbandyan'a destek veren ABD, Rusya, Fransa ve İsviçre dışişleri bakanları ile AB Yüksek Temsilcisi Solana'nın tarihsel olaya şahitlik etmeleri de imzalanan protokollerin iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesinin çok ötesinde bir anlamı ve değeri olduğunu göstermektedir. Burada cevaplanması gereken temel sorular şunlardır: Birincisi, her iki ülkenin ulus kimliğinin oluşumunda dahi belirleyici bir rol oynayan tarihî gelişmelere rağmen Ermeni ve Türk siyasetçileri bu kritik açılıma zorlayan sebepler nelerdir? İkincisi ise, iki ülke yakınlaşmasının bölgesel ve küresel düzeydeki muhtemel stratejik yansımaları neler olabilir? Son olarak, iç muhalefete rağmen iki ülke arasındaki ilişkiler protokollerde öngörüldüğü gibi devam edebilir mi?

Neden normalleşme?

Uluslararası sistemde devletlerarası ilişkilerin zorunlu olarak anarşik olduğunu dış politikanın özünde de güç mücadelesinin yattığını savunan karamsar realistleri bir kenara bırakırsak, aynı coğrafyayı paylaşan herhangi iki ülke arasında "normal" olan şey ülkeler arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve toplumlar arasında da ekonomik ve ticari bağların gelişmesidir. Napolyon'un dediği gibi "coğrafyanız kaderinizdir" ve bunu değiştiremezsiniz. Türkiye ve Ermenistan da tarihin tüm duygusal yüküne ve halklar arasındaki karşılıklı güvensizliğe rağmen jeopolitiğin dikte ettiği bu katı gerçeğe karşı koyamadılar. Türkiye açısından Ermenistan ile ilişkilerin gelişmesini engelleyen iki temel neden vardı: Birincisi, Ermeni devleti ve diasporası tarafından 1915 olayları dolayısıyla Türk milletinin haksız bir şekilde soykırımcı olarak suçlanması ve ABD ile AB ülkeleri dahil tüm dünyada Türkiye'ye karşı siyasi bir propaganda yapılmasıdır. Ermeni iddiaları reel politikte Türkiye'nin dış dünya ile ilişkilerinde giderek daha büyük sorunlar doğurmaya başlamıştır. İkinci neden ise Ermenistan'ın 1993'ten itibaren Azeri topraklarının yüzde 20'ye yakın bir kısmını işgal altında bulundurmasıdır. Türkiye 16 yıldır Ermenistan ile olan sınırlarını bu işgal nedeniyle kapalı tutmaktadır. Oysa Türkiye Soğuk Savaş sonrası dönemde Ortadoğu ve Kafkaslar'daki tüm ülkelerle ilişkilerini geliştirmiştir. Nitekim İsmail Cem döneminde başarılan Yunanistan'la yakınlaşma, 2002'de iktidara gelen AK Parti liderliğine komşularla barış ve işbirliği temelinde etkin bir yakın çevre politikası izlemesinin yolunu açmıştır. Davutoğlu'nun ifadesiyle bu, "komşularla sıfır sorun" yaklaşımıdır. Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, İran, Suriye ve Irak'la başarılan karşılıklı çıkara dayalı siyasi diyalog ve ekonomik entegrasyon politikasında şimdiye kadar dışarıda kalan tek halka Ermenistan idi. Bölgesinde barışın koruyucusu olarak temayüz eden ve BM ve G-20 gibi toplantılarda azgelişmiş ülkeler adına sözcülük üstlenen Türkiye için başka hiçbir neden olmasa dahi izlediği dış politikasındaki tutarlılık adına Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmek istemesinden daha doğal bir şey olamazdı. İmzalanan protokoller ile Türkiye hem Ermeni diasporasının elindeki en büyük kozu almıştır hem de barış politikasındaki ilkesel tutarlılığı sağlamıştır. Bu süreç tamamlandığında ise Ermenistan da jeopolitik ve ekonomik izolasyondan kurtulmuş olacaktır. Ancak Karabağ sorununun çözümü konusunda ise uluslararası toplumun ağır baskısı altında kalacaktır. Muhtemeldir ki en çok bir iki yıl içinde Türkiye ve Ermenistan normal komşular haline gelecektir.

1991 sonrasında Kafkaslar'da iki temel eksen belirmiştir. Birincisi, ABD'nin desteklediği Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan eksenidir. Buna karşı ise Rusya, Ermenistan ve İran ekseni oluşmuştur. 2008 yazında yaşanan Gürcistan olayı ve Obama'nın ABD başkanı seçilmesi Kafkaslar'daki dengeyi altüst etmiştir. Bunun üzerine Türkiye, Kafkasya İstikrar Paktı'nı teklif etmiş ve büyük ölçüde bölge ülkelerinden siyasi destek de görmüştür. Aslında Gürcistan savaşı en çok Ermenistan'ı etkilemiş, Gürcistan üzerinden Karadeniz'e açılan ulaşım yolları kapandığı için dış dünyaya açılan tek yol Rusya kalmıştır. Denilebilir ki, futbol diplomasisiyle başlayan ve Nisan 2009'da deklare edilen yol haritasıyla devam eden ve son atılan imzalarla tamamlanmaya çalışılan normalleşme sürecinde, Ermenistan'ı ikna eden şey bu ülkenin derinleşen yalnızlığı, Batı'nın bu ülkeyi Rusya ekseninden Batı eksenine çekme politikaları ve bu arada Nabucco gibi dev enerji projelerinin imzalanması gibi bir dizi paralel gelişmenin örtüşmesidir. Normalleşme süreci başarıyla tamamlandığı takdirde, Ermenistan hızla Türkiye üzerinden Batılı pazarlara açılacak; enerji projelerine dahil edilecek ve izolasyondan kurtulacaktır. Orta vadede Ermenistan ve Azerbaycan ilişkilerinin normalleşmesi de oldukça muhtemeldir. Hatta şu öngörümü de belirtmek isterim ki, bugün atılan imzalara şiddetle karşı çıkan Ermeni diasporasının on yıl içinde ABD, AB ve Rusya'da Türkiye'nin çıkarlarını savunan bir lobiye dönüşmesi de beklenebilir. Zira Ermenistan'ın ekonomik gelişmesi ancak bu ülkenin Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına eklemlenmesiyle mümkündür. Anavatanlarını geliştirmek isteyen dünya Ermeni burjuvazisi ise yoğun olarak Türkiye üzerinden ticaret yapmaya başlayacaktır. Bu süreç paradoksal biçimde Ermeni diasporasını Avrupa ülkelerinde Türkiye'nin AB üyeliğine destek vermesinin yolunu da açabilir. Amaç dış politikada sonuç almaktır ve Türkiye büyük düşünmeye devam edebilirse bu senaryo oldukça realisttir. Bu süreçten Azerbaycan dahil tüm taraflar kazançlı çıkacaklardır.

Azerbaycan'ın memnun olması önemli

Tüm bu iyimser tahminlerimizi, kısa vadede hem küresel hem bölgesel hem de her iki ülkenin mevcut iç dinamiklerinin korunacağı varsayımı temelinde yapmaktayız. Türkiye açısından atılan imzaların uygulanma şartı -yazılı olmasa da- Karabağ sorununda Azerbaycan'ı az çok tatmin edecek bir çözüme ulaşılmasıdır. Bu konuda ne yazık ki Türkiye etken değil, edilgen bir siyasi aktördür. Sorunun çözümünde mesafe alınması için AB ve ABD ile Rusya gibi güçlerin Azerbaycan ve Ermenistan üzerindeki baskıları belirleyici olacaktır. Türkiye ise mevcut antlaşmanın imzalanması ile ABD, AB ve uluslararası topluma karşı Ermeni sorunu konusunda elini güçlendirmiştir. İç siyasette seçim atmosferine girilmesi protokollerin uygulamasını bir iki yıl geciktirebilir. Ancak, yukarıda çizilen çerçevede düşünüldüğü zaman Türk ve Ermeni yakınlaşmasının doğal seyri ilişkilerin normalleşmesiyle sonuçlanacaktır. Tarih, coğrafya ve uluslararası güç dengeleri ile halkların çıkarlarından oluşan siyasi vektörlerin ağırlığı karşısında Ankara'nın da, Erivan'ın da karşı koyma şansları yoktur. Türkiye sorunlarını çözdükçe büyüyecektir. Acılarımızı içimize gömüp, tarihin yükünden kurtularak, ihtiyat ve ümitle geleceğe odaklanmalıyız.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT