Proletarya ve geleceğin dünyası

24.09.2011 19:00

Murat Belge

Marx’ın proletaryayı devrimin öznesi olarak görmesi çok isabetsiz, gerçekdışı bir tesbit miydi? Evet ve hayır. Tesbit doğrulanmadığına göre, hesaba katılmamış ögeler, etkenler vardı en azından. Ama niçin Marx gibi akıllı bir adam bunun mümkün olduğunu düşündü? Düşünebildi çünkü üretim dediğimiz, Marksist düşüncenin en temel kavramlarından birine adını veren eylemin büyük bir kısmını işçi sınıfı fiilen yapıyordu. Manchester’daki bilmen ne fabrikasının sahibi Mr. bilmem kimi alıp götürsek, bundan üretim sürecine uzun boylu zarar gelmezdi. Üretilen mal kime, kaçtan satılacak, hammadde nereden kaça alınacak vb... Sermayedar bunları düşünen, ayarlayan adamdı ama bunlar son analizde üretimin kendisiyle ilgili işler değildi. Üretimi, makinelerinin başında, işçiler yapıyordu. Bunu, sermaye ve sermayedar olmadan devam ettirmek mümkündü.

Gene de Marx’ın, bir koşul koyduğunu hatırlıyorum. Şimdi kaynağı aklımda değil ama Marx işçi sınıfının “felsefe” ile buluşmasından söz etmişti. Bu, kol emeğinin sahibi olan bu sınıfın kafa emeğiyle de bir ilişki kurması anlamına gelir.

Bunun, pek çok “komünist sanat” eserinde karşımıza çıkan kolları pazılı ama kafaları küçük işçiler anlamına geldiği kanısında değilim. Gelgelelim, somut tarih Marx’ın istediği gibi değil, o resimlerin anlattığı şekilde yürüdü. Marx’ın beklediği “buluşma”, ancak, bazı aydınlarla politize işçilerin siyasî mücadele veya siyasî örgüt içinde yanyana gelmeleri derecesinde gerçekleşti (o da bir yere kadar). Bunun ötesine geçen örnekler ancak “istisna” olabildi.

Bence temel değişim (“raydan çıkma” da diyebiliriz belki) iş sürecinin kendinde oldu. Fordizm, Taylorizm gibi kapitalist buluşlar iş sürecini adamakıllı basitleştirirken, işi yapan adamın zihnî yetilerini de dondurdular (yaptıkları işe ilişkin, demek istiyorum). Bu kayışın akışını planlamak bir yana, herhangi metanın üretiminde kafa emeğinin payı sürekli artarken kol emeğinin payı sürekli azaldı. Bu gidişin bir aşamasında proletaryanın yerini olacak robotlar yapılmaya başladı ve şimdi bu da epey ileri aşamalara geldi.

Marx bu gelişmeyi görmeden, olabileceğini de düşünmeden öldü. Geleceği kuracağını tahmin ettiği (ve istediği) sınıfın emeğinin robot emeğiyle değiş tokuş edilebilir bir şey haline geldiğini gözlemlemek herhalde onu sarsardı. Ama sarsılmakla, “geleceği kurmak” fikrinden ve özleminden vazgeçeceğini’ de sanmıyorum.

“Çok şey değişti”, “her şeyi yeniden düşünmek gerek” diyoruz, ama sonuçta kapitalizmin yol açtığı dünya kadar bozukluğun, adaletsizliğin, eşitliksizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşamaya devam ediyoruz ve aramızdan bazıları “tarih bitti” filan dese de, bunun böyle olmadığını düşünen bir yığın adamız. Kapitalizmin yol açtığı, ondan belki görece bağımsız birtakım şeylerin yol açtığı bunca sorun varken, “geleceği kurma” fikri de bir fantezi ya da aşırı utopyacılık değil, pekâlâ ayağı yere basan somut ve gerçekçi bir talep.

Gene Marx’ın mantığını izleyerek gidelim: üretimi işçi yapıyordu; şu halde geleceği de işçi sınıfı üretebilirdi. Peki, şimdi kim yapıyor üretimi? Kafa ve kol emeği (kafa emeğinin payı büyüyerek) birlikte yapıyor. Peki, böylece ürettikleri servetin (değerin) bölüşümünde, kullanımında onların bir söz hakkı var mı? Yok. Karmaşık hegemonya kademeleri kendi önemli bulduğu alanlara kanalize ediyor bu değeri.

1968’den beri okur-yazarlıkla, bilgi ve düşünceyle fazlaca ilişkileri olan kesimler arasında huzursuzluk ve başkaldırma eğilimleri zaman zaman patlak veriyor. 1968 bir dalgaydı. Şimdi gene bir dalga var: Mısır’da Şili’de görülen şeyler arasında acaba bir bağlantı var mı? O bağlantı şu tartıştığım konular da ilişkilendirilebilir mi? Acaba?

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim