1. YAZARLAR

  2. Ferhat Kentel

  3. Profesyonellerin inanç inşası
Ferhat Kentel

Ferhat Kentel

Yazarın Tüm Yazıları >

Profesyonellerin inanç inşası

A+A-

Türkiye’de demokrasi güçlerinin işi çok kolay değil. Çünkü demokrasi mücadelesi “profesyonel bir iş” değil. İnsanlar ancak hayatlarını sürdürürken, nefes alabilecekleri bir atmosferi iyileştirmek için gereken zamanı kısıtlı bir şekilde ayırabiliyorlar.

Ama demokrasi mücadelesine karşı durmaya çalışanlar profesyonelce yapıyorlar işlerini. Şimdilerde Ergenekon soruşturmalarına konu olan “Kuvayı Milliye”, “Vatansever Kuvvetler” gibi, Türkiye’nin demokrat insanlarının, azınlıklarının isimlerini çetele gibi tutan, hedef gösteren birtakım örgütler bu türden profesyonel girişimlerle ortaya çıktılar.

2002’den beri inanılmaz bir psikolojik harekâta maruz kaldık. Kozmik odaların müştemilatındaki odalarda birtakım adamlar her gün düzenli bir şekilde yalan ürettiler. O kadar izansızdılar ki, adlarını bile açıkça “psikolojik harekât” koymaktan çekinmediler.

Baskın Oran’ın, Hrant Dink’in davalarına yani mahkemelerin alanına bile müdanasızca girdiler bu örgütler.

Bu işleri profesyonelce yaptılar. İşleri buydu. Mesela Abdullah Gül o sırada Colin Powell ile mi görüşecek; o görüşmede neler konuşulmuş olabileceği üzerine yalan yanlış senaryolar ürettiler. Habire “yazdılar”... Sonra “gizli görüşmeyi ele geçirdik!” diyerek sansasyonel haberler yaydılar. O görüşmede “sözde Kürdistan’ın tanınacağına dair anlaşmaya varıldığı” yönündeki “ihaneti” “belgelediler”. 2004’te Brüksel’de AB zirvesi mi toplandı; o zirvede Türkiye aleyhine ne tür kararlar alınmış olabileceği üzerine kafa patlatan profesyonel senaryo yazarları mesela 24. maddeyi alıp, “Türkiye ve AB arasındaki müzakereler sırasında eğer Türkiye bölünürse, AB bölünen parçalarla müzakereye devam eder” şeklinde değiştirdiler. Düpedüz uçtular yani... İnternete girip, AB zirve sonuçları üzerine ortada duran resmî belgeyi, ilgili uzmanlar dışında kimsenin bilmediğini ve incelemeyeceğini çok iyi bildikleri için, bu uçtukları malzemeye okumuş yazmışların bile inandıklarını gördükçe muhtemelen kıs kıs gülerek, maaşlarını hak ettiklerini düşünerek sigaralarından derin bir nefes çektiler.

Bu işi “profesyonelce” (yani parayla, bir “iş” olarak) yaptıkları için, memlekette demokrasi için mücadele eden insanlara karşı da inanılmaz bir kirletme kampanyası yürüttüler. Yok şu derneğin, yok bu sivil toplum kuruluşunun nasıl paralar aldıklarını, satıldıklarını yazdı(rdı)lar. Kendileri sahip oldukları fikirimsi kırıntıları ancak para karşılığında üretebildikleri için, başkalarının da bu işleri ancak para karşılığında yapabileceklerini elektronik postalarıyla “yazdılar” sürekli olarak. ABD’nin, CIA’nın tekniklerini kullanarak, McCarthyci yöntemlerle, yok şunlar Sorosçu, yok bunlar AB’ci, onlar Fethullahçı diyerek yapıştırmadıkları etiket kalmadı.

Bu memleketin insanlarının gelecek korkularını tepe tepe kullandılar. Bu devletin kuruluş temellerine sinmiş olan korku ve paranoyayı gündelik korkularımızın içine soktular. Sürekli bir savaş fikrini bombardıman halinde üzerimize yolladılar. Masaların üzerine silahları, bayrakları koyup yemin etme parodileri, müsamereleri yaptılar. “Her yer savaş meydanı! Her yerde düşman! Her yerde ihanet!” zihniyetiyle sürekli “böldüler”...

Toplumun “inanma” ihtiyacına cevap verdiler aslında. Dinden korkarken o dinle mücadele etmek için başka bir dini dayattılar. Eskinin canavarları, büyücüleri ve ejderhalarına karşı, komplo teorileri ve paranoyalarıyla yeni zamanların masal ve mitolojilerini ürettiler. İnsanların zayıflıklarından, inanç ihtiyacından faydalandılar. Bizi kendi gündelik hayatımıza yabancılaştırdılar. En sıradan ilişkilerimizi, maddi manevi sorunlarımızı çözme kapasitemizi örselediler; nerdeyse tanrısal figürlere gönderme yapıp, ruhsal ihtiyaçlarımızı karşılama yanılsamasına soktular. Tanrıya inanalım veya inanmayalım, güç fikrine olan “inancımızı” inşa ettiler.

Ancak, darbelerine eşlik etmek üzere, yıllardır bu psikolojik harekâtı yürütenlere karşı ilk defa toplumsal kesimlerin yanı sıra, hukukun içinde de bir mücadele başladı. İdeolojik gözetleme kulesi işlevi verilmiş yargısına ve ordusuna rağmen...

Evet, Türkiye’de demokrasi mücadelesi çok kolay değil. Düşünsenize, karşınızda anti-demokrasi mücadelesini ancak parayla, korkutarak ve yalan haberlerle yürütebilen birileri var. Ama bu korkuları ve yalanları yıka yıka yürümek ne muhteşem bir tecrübe!

TARAF

YAZIYA YORUM KAT