Postmodern darbe ve gerekçeleri

27.02.2008 06:25

Ali Bulaç

Hatırlanacağı üzere "postmodern darbe" adı verilen 28 Şubat sürecine de II. Meşrutiyet'ten bu yana bir siyaset aracı olarak kullanılan "irtica kampanyaları" ile girildi. Sürecin belli başlı "irticaî göstergeleri" şöyle sıralanıyordu:

1- Başörtülü kızların üniversitelere gidebilmesi, kamu görevlerini yerine getirebilme haklarına sahip olması: Türkiye, gerek Anayasa'da gerekse uluslararası düzeyde altına imza attığı bütün sözleşmelerde, yurttaşları arasında ayrım yapmayacağını taahhüt etmiştir. Bir kızın başörtüsünden dolayı eğitim ve çalışma haklarından mahrum edilmesi ayrımcılıktır. Bir kamu görevine talip iki hanım adaydan biri, sırf başı açık olduğu için işe alınıyor, diğeri başörtüsünden dolayı işe alınmıyorsa, bunun eşitlik ilkesiyle bağdaştığını kim savunabilir? Fakat bir hukuk ihlali siyasete müdahalenin bir aracı olarak kullanıldı.

2- Hac ibadetlerini yerine getirmek isteyen insanların karayolunu kullanabilmesi: Bu da ibadet ve seyahat özgürlüğünü kısıtlayan bir uygulamanın sona erdirilmesine matuf bir teşebbüstü. Kimseye Avrupa'ya gideceği zaman sadece havayolu önerilmiş değil. Hacca gitmek isteyenlerin, havayolunu kullanmaya mecbur edilmelerinin neresi hukukla bağdaşıyor?

3- Kurban kesen insanların kurban derilerini istedikleri yere ve kuruluşa verebilme özgürlüğüne sahip olması: Kurban derilerinin sadece bir kuruma -mesela THK'ya- verilmesini emretmek iki temel hakkın çiğnenmesi anlamına gelir: a) İnsan, Allah yolunda bir malı veya bir parayı infak edecekse, kime infak edeceğine kendisi karar verir; kurban derisi bir infaktır. Deri üzerinde hak sahibi olan, kurbanı kesen kişidir. b) Hukuk açısından bakıldığında kurban derisi bir mülkiyettir ve mülkiyet hakkının kullanılmasına bu türden kayıt ve kısıtlamalar getirilemez.

4- Ramazan ayında mesai saatlerinin iftar vaktine göre düzenlenmesi: Milyonlarca insanın oruç tuttuğu Müslüman bir ülkede, çoluk çocuğu, ailesi ve yaşlı insanlarla bir arada orucunu açmak isteyenlere bu türden bir kolaylık insanî bir uygulamadır. Eğer devlet hiçbir şekilde tatil ve mesai saatlerini "dinî vecibeler"le ilişkili tutmuyorsa ve bu uygulamayı laikliğe aykırı buluyorsa, Ramazan ve Kurban bayramlarında da tatil yapmaması gerekir.

5- Taksim'e cami yapılmak istenmesi: Camiler durup dururken yapılmaz. "İltifat ma'rifete tabidir/Müşterisi olmayan mal zayidir." Caminin müşterisi var, müşterisi de namaz kılan insanlardır. Türkiye'de devlet cami yapmaz. Halk "cami yaptırma dernekleri" kurar, para toplar ve cami yapar. Devlet ise yapılmış camilere el koyar, onları birer devlet dairesi gibi kullanır. Devletin tek kuruş finansmanına katılmadığı bir cami konusunda bu kadar müdahil davranmasının demokrasiyle ne ilgisi var? Hukuk ve idarî prosedür açısından bakıldığında cami yaptırma belediyelerin yetki alanı içindedir; merkezî yönetimin duruma el koymaya kalkışması sadece politik bir tutumdur. Buna rağmen diyelim ki, Taksim'de cami yapımı "sakıncalı" bulundu, bu demokratik rejime müdahalenin gerekçesi olabilir mi?

Bütün bunlar tabii ki uydurulmuş gerekçelerdi. Bu ve başka yardımcı sentetik tehditler üretilerek -mesela her halinden uydurulduğu belli olan bir Kur'an kursunda çocuklara yaptırıldığı öne sürülen bir yemin metni vs.- rejime müdahale edildi. Derinlerde başka bir rahatsızlık vardı. Oruç saatleri, başörtüsü, karayolu ile hacca gitme talebi veya cami yapımı, bunların hepsi birer bahaneydi. Ama Türkiye'nin "kendine özgü demokrasi"sinde bunların her biri bir gerekçe olabiliyor; bu arada siyasî iddialarını ve toplumsal desteğini çoktan kaybetmiş çevreler hep bir ağızdan asker çağırıyor, Sincan sokaklarında tanklar uyarı geçişi yapıyordu. O günün moda deyimiyle rantiye sınıfı örgütlü bir teşebbüse kalkıştı. Laiklik, din vb. kavramlar birer bahane olarak kullanıldı, kurumlar manipüle edildi. 28 Şubat üzerinden kaç yıl geçti, hâlâ aynı konsepti takip edip antidemokratik yollarla iktidar olmayı düşleyenler var.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim