1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Politik Ekoloji'ye davet (2)
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Politik Ekoloji'ye davet (2)

A+A-

Artan pirinç fiyatlarından hareketle 70'li yıllardan itibaren güçlenen Politik Ekoloji terimi ile ifade edilen düşünce ve eylemlerin öneminden söz ediyorduk. Bu teori ve pratiğin ülkemizde son derece cılız olduğunu da hatırlatmıştım. Dünyada otuz yıldır ciddi delillerle işaret edilen “açlık tehlikesi” bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor gibiydi. Sanırsınız ki bu gidişle dünya milletleri açlıktan kırılacak, ama bizim soframız giderek zenginleşecekti... Sanki başta bir gezegende yaşıyorduk...

İsterseniz konuya girmeden dünkü gazetelerde yer alan yeni bir bilgiyi hatırlatayım ki, “boşa konuştuğumuz” sanılmasın:

BM Gıda Hakkı Raportörü Jean Ziegler, küresel gıda fiyatları artışının “sessiz bir katliama” yol açmakta olduğunu ve yoksul ülkelerdeki kitlesel açlığın sorumlusunun Batı olduğunu hatırlattıktan sonra, gelinen noktayı Fransız Devrimi ile mukayese ederek günün birinde aç insanların zalimlere karşı ayaklanacağını düşündüğünü söylüyor.

Politik Ekoloji adıyla anılan düşünce sistemi içinde yapılan yayınlar yaklaşan bu felaketi hiç değilse 30 yıldır hatırlatıyordu. Batı'nın benimsediği ve dünyaya ulaşılması gereken bir amaç olarak sunduğu tüketim modelinin sonsuza kadar süremeyeceğini, bu modelin yol açtığı yeni eşitsizlik ve kıtlığın üzerinde yaşayan 6 milyar insanla birlikte yeryüzünü cehenneme dönüştüreceğini söyleyenlerin sayısı az değildi.

Yani özetle, bizim hâlâ “pirinç fiyatları etrafında dönen dolaplar” çerçevesinde konuştuğumuz gelişmeler kayıtsız kalmayı sürdürdüğümüz son derece ciddi bir “uygarlık eleştirisi”nin çok önceden işaret ettiği dünya ölçeğinde büyük bir felaketin habercisidir.

İsterseniz sözü biraz da Eco-Economie adlı kitabın yazarı Lester Brown'a bırakalım.

Brown, “uygarlığın” bu dört nala gidişini “karşılıksız çek yazmaya” benzetiyor. Yani, eğer bu işe devam edecek olursak iflas kaçınılmazdır.

Batı tipi ekonomik model ne Çin'de ne de Hindistan'da işleyebilir. (Yani Çin ve Hindistan ekonomilerinin bu hızla büyüyerek Amerikan rüyasına ulaşılması imkansızdır.)

Şehirleşme her yıl toprağı 3 milyon hektar yol, bina ve alışveriş merkezleriyle kaplıyor. (Yani, çevre sorunlarının tarım açısından dramatik sonuçları şimdiden ortadadır.)

1950-1996 arasında üç katına çıkan tahıl üretimi artık artmıyor. (Yani, enerjide olduğu gibi beslenme konusunda da bolluk dönemi kapanmaktadır.)

Çin'in tahıl üretimi 1998'den bugüne 392 milyon tondan 322'e inmiş durumda. Yani yeryüzünün nüfusu en yüksek ülkesi beslenme açısından artık kendi kendine yeter halde değildir. Çin'in (artık parası da çok) bu çerçevede dünya pazarlarından 40-60 milyon ton ürün çekmesi fiyatları gecikmeden ikiye katlayacaktır.

Bu gidişin sonunda, ülkelerin beslenme açısından bağımsızlıkları enerji açısından bağımsızlıkları ölçüsünde konuşulur olacaktır.

Besin kaynaklarının israfı konusunda yeni sayılacak bir gelişme de şeker kamışı, soya, buğday, mısır gibi ürünlerin giderek artan biçimde biyoyakıt üretimi için kullanılmasıdır.

ABD'de şimdiden (iki yıl öncesinin rakamı) mısır başta olmak üzere tahıl üretiminin 1/10'u yakıt elde etmek için kullanılıyor.

Bakıyorum da, bugün Lester Brown ve diğer birçok düşünürün tespit ve öngörülerinin 30 yıl öncesinde tespit ve öngörülerinden çok da farklı değil. 70'yi yılların Rene Dumont ve Michel Bosquet gibi düşünürleri istikbali çok iyi okumuşlar doğrusu. Bakıyorum da, benim 83'de yayınladığım kitapta bu iki düşünürden yaptığım alıntılar nasıl da isabetli miş..

Mesela: “Rene Dumont'un verdiği rakamlara göre, 1882-1952 yılları arasında tarım yapılabilecek -iyi- arazilerin oranı %83'den %41'e düşmüş, ormanların 1/3'ü ortadan kalkmıştır”

Mesela: “Michel Bosquet'nin (namı diğer: Andre Gorz) belirttiği gibi, şimdiye kadar bir endüstri işletmesindeki üç etkenden yalnızca ikisi yeniden -üretime sokuluyordu. Yenilenenler yalnızca bu iki etken, yani üretim araçları ve emek-gücü idi. Doğal kaynaklar hiç tükenmeyeceği sanılan bedava (hava), yeniden-üretime sokulmayan bir etkendi. Üretim araçlarının yeniden-üretimini belli yasalar (rekabet vb.) zorunlu kılarken, emek gücünün korunması, yenilenmesi için zamanla sendikalar doğarken, doğal kaynaklar etkenini söz konusu eden yoktu. Ekoloji bugün bu etkeni tartışmaya sokmaktadır.”

Düşünün, otuz yıl öncesinin raporu böyle idi.. Bu raporu bir de bugünün koşullarını dikkate alarak, güncelleyerek değerlendirin. Unutmayın, otuz yıl önce; yani ortada henüz “şahlanan” Çin ve Hindistan'dan eser yoktur...

Bakalım, eğer üşenmezsem, yarın için de Politik Ekoloji'nin arka planında yer alan “felsefe”ye yönelik eleştirileri hatırlatırım.

Ayrıca unutmadan: Türkiye'de 80'li yıllarda, kendilerini Politik Ekolojiye'ye yakın hissedenler içinde önemli “İslamcı” yazarlar da yer alıyordu. Geçen zaman içinde sanki onlar da bu işten soğumuş gibiler. Ali Bulaç gibi gürzünü hâlâ “modernizm”in göğsüne vurmaya devam edenler yok değil tabii ki; ama sanki bu kesimde de “hızlı kalkınma”nın vaat ettiği parıldayan gelecek gönülleri fethetmiş gibi.

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT