Polise ve Anayasa'ya 'taş atanlar' aynı mahkemede

01.07.2009 03:48

Kürşat Bumin

Konuyu birkaç gündür ben de tartışmaya çalışıyorum. Önce Genelkurmay Başkanı'nın “askeri yargı”ya ilişkin sunduğu bildiriyi dinledik. Ardından TBMM'deki “büyük gece”de CMK'nın 250. Maddesinde yapılan büyük değişikliği konuştuk. Sonra sıra, meseleye geç uyanan CHP Genel Başkanı'nın işi “mıncıklama”ya vardıran derin tahlili üzerine düşünmeye geldi.

“Asker kişiler” (de) bundan böyle -Anayasa Mahkemesi'nin konuya ilişkin tutumunun yeni bir hayal kırıklığına neden olmayacağını varsayarsak- CMK 250. madde uyarınca kurulan ağır ceza mahkemelerinin yetkisine giren suçlarda bu mahkemelerce yargılanacaklar.

Yani böylece, özel yetkiyle donatılmış bu mahkemeler bundan böyle, “polise taş atan çocuklar” ın yanısıra, “devletin güvenliğine” , “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü”ne ya da “anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine” karşı “taş atan” asker kişileri de yargılayacaklar.

Biliyorsunuz, Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. Maddesinde 2006'da yapılan değişiklikten beri, “polise taş atan” 15 yaşındaki çocukların yargılanması CMK 250. Madde uyarınca kurulan bu özel mahkemelerce yapılıyor.

“Polise taş atan çocuklar” ve “Anayasal düzenin işleyişine” engel olmaktan sanık “asker kişiler” aynı mahkemenin huzurunda; enteresan bir manzara doğrusu…

Şimdi durduk yerde bunları niçin mi hatırlatıyorum?

Zamanı da onun için. Hem de tam zamanı.

Biraz da, “sevincimiz kursağımızda kalsın” diye hatırlatıyorum.

“Asker kişiler” de sıralanan durumlarda “sivil yargı”nın karşısına çıkarılabilecek diye sevinirken, bugüne kadar bu “sivil yargı”nın önünden geçenleri unutacak mıyız hemen?

Belki bu vesile ile, yani –haklı olarak tabii ki- “asker kişiler”e tanınan yargısal imtiyazın sonunun yaklaştığına, onların da nihayet özel yetkilerle donatılmış ağır ceza mahkemeleri ile tanışacağına şükrederken, söz konusu “sivil yargı”nın “polise taş atan çocuklar” karşısında nasıl da “askerce” bir tutum takındığını unutmamış oluruz.

TBMM'den gece yarısı geçen yasa değişikliği muhakkak ki “hukuk devleti” olma yolunda atılan adımlar arasında yer alıyor. Ama unutmayalım ki, “hukuk devleti” olarak adlandırdığımız sistem –ne kadar yerinde ve zekice olursa olsun- “hâli dahil” ifadesini bir çırpıda “hâlinde”ye dönüştürmek gibi “el çabukluklarıyla” oluşmuyor.

Keşke, diyorum, TBMM Genel Kurulu son dakikada sergilediği hukuk sevdasını “tatil” filan dinlemeyerek sürdürmeye devam edip, söz tam da CMK 250'den açılmışken, hiç değilse “Sivil yargının bu çocukları peş peşe gelen ağır cezalara çarptırması hukuka aykırıdır” diyerek Terörle Mücadele Kanunu'nda 2006'da yapılan değişikliği de değiştirse idi.

Yani söylemek istediğim birçok şeyde olduğu gibi “hukuk devleti”nin de azı-birazı olmuyor.

Ayrıca “hukuk devleti”nin ancak bir “bütün” olmasından dolayıdır ki, bu konudaki samimiyet sınavından geçenlerin de sırtı yere gelmiyor.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim