1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Polis DTP'li milletvekillerini Meclis'ten 'alsın' mı?
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Polis DTP'li milletvekillerini Meclis'ten 'alsın' mı?

A+A-

Devlet, Anayasa, Yargı, Meclis adlarının çokça geçtiği yeni bir tartışma daha yaşıyoruz. DTP'li beş milletvekilinin "polis zoruyla" ifadeye vermeye çağrılması karşısında yorumlar muhtelif.

TBMM Başkanı Köksal Toptan, özetle, "Anayasa ortada elimizden bir şey gelmez" diyor. Anayasa'nın "Yasama Dokunulmazlığı"na ilişkin 83. maddesi "Anayasa'nın 14'üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır" dediğine göre yapacak bir şey yokmuş. "İlgili ağır ceza mahkemelerinin bize yazdığı yazıda, dokunulmazlığı olan milletvekillerinin seçilmeden önce işledikleri, yürüyen davalarla ilgili gerekenin yapılması için mahkemeye davet ediyor. Gitmedikleri takdirde polis zoruyla getirileceklerini ifade ediyor" diyor.

Ben bu yazıda son birkaç gündür yoğun bir tartışmaya konu olan bu gelişmeye ilişkin açık-kapalı dile getirilen "Geç bile kalındı, milletvekilliklerinin sürmesi bile hata" türünden yorumlara değinmeyeceğim bile. Ne diyebiliriz ki zaten; DEP milletvekillerinin 94'te Meclis'ten polis zoruyla "alınmasını" hâlâ hasretle ananlar vardır mutlaka aramızda.

Bu konuda beni asıl meşgul eden yorumlar, DTP'li beş milletvekiline ilişkin başlatılan bu "operasyon"u yersiz, zamansız, hatta yanlış bularak eleştirenler. Bu yorumlarda önümüze gelen eleştirilerin genellikle altını çizdiği uygunsuzluğu şöyle ifade edebiliriz: "Yargı"nın hiç değilse bir cenahı eliyle, Kürt sorununun çözümüne ilişkin tam da olumlu adımlar atılmaya başlanmışken, yeni bir kriz yaratılıyor.

Bu yorumların işaret ettiği ihtimale "yanlış" diyemeyiz herhalde. Ülkedeki Yargı'ya -hem de bütününde- ilişkin Prof. Mithat Sancar'ın TESEV için yaptığı "Algılar ve Zihniyet Yapıları" başlıklı araştırmasında vatandaşlarca dile getirilen "Yargı devletin kendisi zaten" teşhisi-tanımı doğru ise eğer -ki doğrudur- bu yorumların işaret ettiği ihtimal yanlış olmasa gerek.

Ancak söz konusu yorumların bu çerçevedeki doğrulukları onları "eksik" olarak nitelememize engel değil. Çünkü bu tür yorumlarda -şahit olduğunuz gibi- "siyaset" hiç "söz almamakta", ellerini temiz tutmaya çalışmaktadır. Tartışılan konu -sanki- sadece DTP milletvekilleri, Yargı ve Meclis Başkanı'nı ilgilendiren bir problemden ibarettir. Oysa unutmamamız gerekir ki, tartışılan konu başta iktidar partisi olmak üzere doğrudan siyasi partileri ve dolayısıyla Anayasa'yı ilgilendirmektedir.. Yani özetle: Nasıl olacak da, siyasi partiler yeterli çoğunluğu sağlayarak Anayasa'nın bir demokrasiye yakışmayan son derece devletçi-otoriter 14. maddesini bir an önce kaldıracaktır. Yani bir bakıma, "Yargı devletin kendisi zaten" şeklindeki ortak kabul sarsılacak, vatandaşlar siyasi partilerden "yetişkinlikleri"ni ve asıl rollerini ilan etmelerini isteme noktasına gelecektir.

"Yargı"dan şikayetçi olmamız, "siyaset"in üzerine düşen sorumluluktan nasıl kaçtığını görmemize engel olmasın. Yeni bir Anayasa Paketi'nin konuşulduğu şu günlerde 14. maddenin uygunsuzluğundan niçin söz edilmiyor. Demokrasilerde bu maddede dile gelen otoriter hükmün bir benzeri var mı?

"Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı (…) amaçlayan faaliyetler biçiminde yorumlanamaz" gibi bir hükmün benzeri var mı? Yoksa (ki yok) bu maddeye niçin el atılmayıp kamuoyu, bu yaz sıcağında TBMM Köksal Toptan'ın 83. ve 14. maddeye ilişkin bezdirici yorumlarıyla meşgul ediliyor?

Görebildiğim kadarıyla, tartıştığımız konuya ilişkin en yerinde açıklama Prof. Ergun Özbudun'dan geldi. Özbudun, DTP'lilerin dokunulmazlıklarını tartışmaya açan Anayasa maddesinin 12 Eylül ruhunu yansıttığını ve bu maddenin mutlaka değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. Özbudun'un "aksi halde yarın da 'laiklik' gerekçesiyle aynı maddenin başkalarını vurabileceği" uyarında bulunması da çok önemli. Anayasa hukuku profesörü, başkanlığını yaptığı kurul tarafından hazırlanan Anayasa taslağında, 83. maddede yer alan 14. maddeye yapılan referansa yer vermediklerini da hatırlatıyor. "Anayasa'da suiistimale en açık düzenlemelerden biri bu idi. Çünkü; öncelikle devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine suçların kapsamı belirsiz. Bunun içine hangi suçların girdiği belli değil. Bu referansı özellikle kaldırmamız gerekiyordu, kaldırdık. Ama birileri de bizim bu taslağı rafa kaldırdı."

Yazıya son noktayı koymadan önce bir açıklamayı daha hatırlatmak istiyorum:

DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş'ın, TBMM Başkanı'nın bu süreçte ortaya koyduğu tavrına ilişkin şu açıklaması "makul yolu" iyi gösteriyor:

"…makul yolu yargılamanın durmasıdır. Ya da Anayasa'da gerekli değişikliğin yapılmasıdır. Meclis Başkanı'ndan beklentimiz hukukun üstünlüğüne ve kendi üyelerine sahip çıkmasıdır. (…) Yargı topu kendilerine attı. Onlar da bu sorumluluğu üstlenmek yerine, topu tekrar yargıya atmaya çalışıyorlar…"

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT