'PKK'yı İsrail yönlendiriyor' iddiası temelsiz

28.06.2010 13:32

Muhammed Nureddin

Son PKK saldırılarının İsrail-Türkiye kriziyle aynı zamana denk gelmesi muhtemel bir PKK-İsrail bağlantısına dair söylentilere yol açtı. Bu iddia kuruluşundan beri ABD ve İsrail karşıtı olan örgütün tarihiyle pek uyuşmuyor.

PKK’nın son eylemleri görülmedik bir durum değil. Kopan gürültüyse, bu eylemlerin, Türkiye’nin özellikle de İsrail’in Özgürlük Filosu saldırısının ardından maruz kaldığı Batı baskısıyla aynı zamana denk gelmesinin sonucu. Bu bağlamda, son dönemde PKK’nın Mossad ve Amerikan istihbarat kurumlarıyla ilişkisine dair söylentiler yayılıyor. Bu noktada şu gözlemleri kaydetmek gerekiyor:

Birincisi, PKK’nın eylemleri 1984’ten bu yana durmadı. Hatta örgütün tek taraflı ateşkes ilan ettiği dönemlerde bile sınırlı da olsa eylemler yapıldı. İkincisi, PKK zaten saldırılara yeniden başlamak için kışın bitmesini bekliyordu. Üçüncüsü, askeri eylemler PKK da dahil Türkiye Kürtleriyle Türkiye devleti arasındaki yenilenen gerginliğin son faslından başka bir şey değil. Taraflar arasındaki ilişkinin son haftalarda girdiği süreç, Türk güvenlik güçlerinin bazı BDP üyelerini tutuklaması karşısında siyasi ve toplumsal gerginliğin patlamasına olanak sağlıyordu. Dördüncüsü, PKK ve BDP Kürt taleplerinin özüne temas etmemesi açısından, AKP’nin önceki laik hükümetlerin politikalarından pek de farklı olmayan bir siyaset yürüttüğünü düşünüyor. Kürtlerin taleplerinin en önemlileri, Kürt kimliğinin fiilen tanınması, ana dilde eğitim, genel af ve Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması. Genel seçimler ve anayasa reformlarına ilişkin muhtemel referandum yaklaşırken, Türkiye’deki Kürtler varlıklarının ve kimliklerinin ‘tespit edilmesine’ ve liderliklerine dikkat çekilmesi ihtiyacını hissetti. Bu da ancak milliyetçilik eğiliminin alevlendirilmesi ve devlete baskı aracı olarak silah kullanılmasıyla mümkün.

Bu bağlam, silahlı ayaklanmanın 1984’te başlamasından bu yana neredeyse rutin bir hal aldı. Daha da geriye gidersek, Türkiye’de Kürt kimliğinin inkâr halinin ilk ve temel taşının, cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal döneminde konulduğunu görüyoruz. Şu ana dek gerek laik, gerekse de İslamcı Türk partileri Kürt meselesine yaklaşımlarında hiçbir somut ilerleme göstermedi. Soruna daima güvenlik penceresinden baktılar. Fakat son patlamanın İsrail’in Türkiye’ye saldırısıyla ve Batı kampanyasıyla aynı zamana denk gelmesi, Batı baskılarıyla Kürt eylemleri arasındaki muhtemel bağlantıya dair soru işaretleri yaratıyor.

Asıl sorumluluk hükümetin omuzlarında

PKK’nın ABD-İsrail potasına konulması, kuruluşundan 1990’ların sonuna kadar bütün faaliyetlerinde Batı ve İsrail düşmanı olmuş, Öcalan’ın dediği üzere Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin feodal yapısına karşı çıkmış bir örgütün tarihiyle pek uyuşmuyor. Ayrıca Mossad’la işbirliği yapan ABD’nin, örgütün liderinin Kenya’da tutuklanmasıyla aldığı büyük darbenin arkasındaki isim olduğunu da unutmuyoruz.

Diğer yandan, bu durum özellikle de bölgesel dönüşümlerin ve Irak’ta örgütün savaşçılarının sığındığı bir Kürt federal bölgesinin kurulması karşısında, örgütün perspektifinin değişmeyeceği anlamına gelmez. Yani PKK ABD’ye ve direktiflerine bağlı değil, ancak Türk devletini zayıflatacak araçları da yok saymaz. Hatta Özgürlük Filosu’na saldırısının ve Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye hükümetini hedef almasının ardından İsrail’in çıkarlarına yarasa bile... Her halükârda asıl sorumluluk, Kürt kimliğini reddederek ve akan kanı durdurmayarak geçmişten ders almayan Türk devletinin omuzlarında. (Katar gazetesi Şark, Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü, 27 Haziran 2010)

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim