1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. PKK'nın Yaktığı TIR'lar Kürdistan'a Hizmet mi?
PKKnın Yaktığı TIRlar Kürdistana Hizmet mi?

PKK'nın Yaktığı TIR'lar Kürdistan'a Hizmet mi?

Hani dağa, Kürtler ezildiği, yoksullaştırıldığı, eğitimsiz bırakıldığı, “ötekileştirildiği” için çıkmıştınız, çözüm getirecektiniz…

A+A-

Melih Altınok, bugünkü yazısında PKK’ya yakınlığıyla bilinen Yeni Özgür Politika gazetesindeki bir haber üzerine PKK’nın “para”yla olan ilişkisini ele alıyor. Son günlerde yakılan TIR’lara dikkat çeken Altınok, yaptığı karşılaştırmalar ile PKK’nın esas derdinin ne olduğunu gözler önüne seriyor:

PKK ve Hizmet

Melih Altınok / Taraf

Yeni Özgür Politika’da bir haber ilişti gözüme. “Gerilla her yerde eylemde” başlıklı haberin spotunda 24 devlet görevlisinin öldürüldüğünün yanı sıra şu bilgi yer alıyor:

“Gerillalar Dersim’de 5 TIR’ı daha yaktı!”

Haberde şoförlerinin “gözaltına” alındıktan sonra TIR’larının yakılmasına gerekçe olarak Fuat Çelik isimli işadamının “Kürdistan’da izinsiz ticaret yapması” gösteriliyor.

Bizim polis de çevirme yapıyor, gözaltına alıyor, hatta bazen sokak ortasında yeniçeriler gibi meydan dayağı da atıyor. Ama yukarıda Allah var, “ruhsatımız” yoksa arabamızı, ekmek teknemizi yakmıyor.

Elbette bu tekil bir olay değil. PKK yıllardır bölgede şantiye basıyor, iş makinelerini yakıyor, işçileri, mühendisleri, müteahhitleri kaçırıyor, öldürüyor.

İşadamlarının malının mülkünün, kazancının hesabını sormak bana kalmadı. En azından önceliğim bu değil. Ama bu işten etkilenen, arada kalan, midesi sırtına, gururu yere yapışan yoksullar, Kürtler benim dinim imanım.

Çünkü HPG geçtiğimiz günlerde bir “genelge” yayımlayarak yol, baraj v.s inşaatında iş bulup karnını doyuran yoksul Kürtlerin de suça ortak olacakları için hedefinde olduğunu duyurmuştu.

Evet, devletle savaşan bir “gerilla” hareketinin devleti maddi zarara uğratmaya çalışması kendi mantığı içerisinde elbette tutarlıdır.

Ama harekete “vergisini” ödeyen işadamı takır takır ticaretini yapabildiğine göre, bölgedeki yatırımlara bakış açınızın ilkesel değil, tamamen “duygusal” olduğu ortada.

Kaldı ki hareketinizin, haklarını aramaya soyunduğu halkına karşı da sorumluluğu vardır değil mi?

Yoksa o halk, bölgedeki istihdam yaratan yatırımları ve ticareti engelleyen örgüte, bir filmde Müjde Ar’ın artık “sokakta” çalışmamasını isteyen “menajerine” Rum aksanıyla isyan ettiği gibi sorar:

“Çalisma çalisma, kim verecek evin kirasini?”

Bu paradoksu nasıl çözeceğiz Hevaller?

Hani dağa, Kürtler ezildiği, yoksullaştırıldığı, eğitimsiz bırakıldığı, “ötekileştirildiği” için çıkmıştınız, çözüm getirecektiniz ya, ona mahsuben soruyorum.

Bu faaliyetleriniz Kürtlerin bu yaralarına tuz olmuyor mu?

“Devlet karışmasın, biz bölgeyi yönetiriz” diyorsunuz, biliyorum. KCK’nız, 12 Eylül Anayasası’nı aratmayan anayasanız, ticareti düzenleyen, anlaşmazlıkları “çözen” yargı mekanizmanız bile var.

Ama bu organizasyonun dağda kıdem kazanmış birkaç politik ağanın cebini doldurmak dışında milyonlarca yoksul Kürde ne faydası var?

Belediye çalışanı emekçilerin maaşlarından yaptığınız kesinti, belediyeye yapılan en ufak tadilat başvurusundan aldığınız pay yetmiyor da, Kulp’un bir mezrasında, evine kendi imkânlarıyla yol yapan köylünün “vergisine” mi göz diktiniz?

PKK’nin yıllık 3,5 milyar dolarlık bir parayı kontrol ettiği belirtiliyor.

Bu muazzam paranın büyük kısmı silaha gidiyor elbette. Bir kısmı da Kandil’in “imarına.” Ama küçücük bir kısmı bile bölgede hizmete gitmiyor.

Duyan, gören varsa söylesin.

“Ne yapsınlar yani, okulda topladıkları parayla bölgeye köprü yapan Denizler misali, yoksul Kürtler için okul, hastane, aşevi, sokak çocukları için rehabilitasyon merkezi falan mı” demeyin.

Her türlü resmi işten vergi alacak kadar “kurumsal” ilişkiler geliştirmiş hareket bin tane yolunu bulur isterse.

Doğrudan, haraç almak için kapısını çaldığı iş adamlarına ya da onlar vasıtasıyla yerel yönetimlere bu işler için para aktarabilir mesela, değil mi?

Ama nerede?

Neyse, dert de derman da filler tepişirken arada kalan yoksul, kimsesiz yoksul Kürtlerde ve Türklerde...

Devletten kaçarken, PKK dolusuna, KCK’dan kaçarken, savaş baronlarını es geçip, sokakta taş atan çocuğu içeri tıkan Devlet’in yargısına tutulanlarda...

Gözlerden özenle sakınılan “anarşist” sahabemiz Ebû Zer el-Gifârî’nin “Evinde yiyecek bulamayanın, insanların üzerine yalın kılıç yürümediğine şaşıyorum” sözlerinde...

Sizde!

Bu savaşı da, talanı da siz durduracaksınız, tabii artık durdurulabilirse.

Gerilla mı dediniz?

TRT’deki radyo programlarında PKK militanlardan “gerilla” diye bahsetmemem için önüme bir uyarı levhası konulmasının konuşulduğunu hatırlıyorum.

Hukuki boyut, terminoloji falan bir yana dilime dolaşan “gerilla” tanımında Che’nin Marcos’un etkisi çok.

Zira, pek çok kişi gibi ben de yüzünü henüz görmediğimiz Zapatista lideri Marcos’un hayranıyım. Güvenlik gerekçesiyle değil, lider kültü yaratmamak için maskeyle dolaşan Marcos kendisine subcomandante diyor. İkinci komutan yani, “önderlik” falan değil.

Subcomandante’nin EZLN’si, “amaç aracı haklı kılar” deyip hakkını savunduğu Chiapas’taki hamileleri, genç kızları katletmediği, yerlilerin gittiği dersanelere bomba koymadığı, halkından haraç almadığı için bütün dünyanın saygısını kazanmış bir hareket.

Eskiden devlete karşı kullandıkları silahı, şimdi halkına da doğrultmuyor, attılar gitti. Ama milyar dolarları olmasa da, belediyelerinden gelen üç kuruşu yoksul Meksikalılar için kamplara harcayan, aşevleri, seyyar hastaneler, okullar kuran Marcos’a ve Zapatista’larına hâlâ “gerilla” diyorum.

Memleketimde ise bu tanımı bol keseden savurmamaya karar verdim.

 

HABERE YORUM KAT

2 Yorum