1. YAZARLAR

  2. Abdulhamit Bilici

  3. PKK'nın savaş kararındaki karanlık!
Abdulhamit Bilici

Abdulhamit Bilici

Yazarın Tüm Yazıları >

PKK'nın savaş kararındaki karanlık!

A+A-

Kürt sorununun birbiriyle çelişkili iki cephesini bir arada görmek için bundan daha iyi fırsat olur mu?

Bir yanda, BDP çizgisindeki isimlerin etkisindeki Demokratik Toplum Kongresi'nin gündeme getirdiği, öz savunmadan bölgesel meclise, ikili resmî dil talebinden ayrı bayrağa ileri demokratik talepler.

Diğer yanda Kürtçü hareket içinde önemli yer tutan PKK/BDP çizgisinin en kritik kararlarının perde arkasına dair tarihî ifşaatlar. Bir yanda demokrasi talebi, diğer yanda demokrasi karşıtı çevrelerle ilişkiler.

PKK'dan 6 yıl önce ayrıldıktan sonra Osman Öcalan ve Kani Yılmaz'la Yurtsever Demokrat Partisi'ni (PWD) kuran ve halen Irak'ta yaşayan Nizamettin Taş'ın Habertürk'e söyledikleri, zaten var olan soru işaretlerini doğrular nitelikte.

Botan kod adıyla terör örgütünde 20 yıl silahlı grupları yönettiği söylenen Taş, "2004 kongresinde Öcalan'ın avukatlarının askerî helikopterle Kandil'e getirildiğini" söylüyor. Örgütün bu kongresi ve 2004 tarihi çok önemliydi. Çünkü bu tarihte PKK, Öcalan'ın yakalanmasından sonra durdurduğu terör eylemlerini başlatma kararı almıştı. Ayrıca bu karar ile AK Parti'ye karşı darbe hazırlıkları arasında büyük paralellik vardı. İşte bu dönemde silahı reddederek PKK'dan ayrılan Taş, PKK'nın, "bilerek ya da bilmeyerek" Türkiye'deki derin yapının ya da Ergenekon'un hizmetine girdiğini söylüyordu: "Derin bir yapı PKK'yı, AK Parti'yi düşürmek için kullandı."

Açıklamalar bununla sınırlı kalmadı. Öcalan'ın eski avukatları Mahmut Şakar ile Ahmet Zeki Okçuoğlu da Taş'ın anlattıklarını doğrular nitelikte konuştu. Star'a konuşan Şakar, Öcalan'ın mektuplarının Kandil'e askerin izniyle gittiğini söyledi. Okçuoğlu ise Yeni Şafak'a, "Ergenekon darbeye hazırlanırken, Apo'ya ateşkesi kaldırttı." dedi.

Bir zamanlar PKK'ya yakın isimlerden gelen bu açıklamalar için muhataplarından bir cevap gelmiş değil. Sadece Nizamettin Taş, PWD'nin web sitesinde ifadelerine dönük şöyle bir düzeltme yaptı: "Benim 'avukatlar helikopterle Kandil dağına geldiler' tarzında bir belirlemem yoktur... Avukatlar Kandil dağına helikopterle değil, ancak askerlerin izni dahilinde Habur gümrük kapısından giriş yapıyorlardı. Bunu avukatların da inkâr etmeyeceğini umuyorum."

Röportajın ses kaydı var mı? Bu düzeltmeye ne diyorlar bilmiyorum. Ancak konunun özü fazla değişmiyor. Nitekim Taş açıklamasında, 'PKK'nın aldığı savaş kararının militarist güçlere hizmet ettiğini ve son dönem eylemlerinin şaibeli olduğunu öteden beri savunduğunu' söylüyor.

Anayasa Mahkemesi Başkanı'na suikast, Taksim'de 50 kişiyi öldürecek bombalı eylem, AK Parti'ye yarayacağı için Kandil'deki teröristlerin iade edilmemesi gibi fikirlerin konuşulduğu Hudson toplantısının deşifre olmasından sonra bu açıklamalar insanı çok da şaşırtmıyor. Ama yine de hem söyleyenler hem söylenenler çok vahim.

Şimdi birileri kalkıp, bu isimlerin birer hain olduklarını, sözlerine itibar edilmemesi gerektiğini söyleyebilir. Zayıf bir ihtimal de olsa, diyelim ki Taş, Okçuoğlu ve Şakar'ın iddiaları mesnetsiz. 2004 yılının önemine dair, bu ifşaatlar gibi özel ilişki, istihbarat desteği vesaire gerektirmeyen, herkesin çıplak gözle göreceği başka bir gerçek var. O da 2004 yılının, Türkiye'de AB heyecanının dorukta olduğu, üyelik sürecine toplumun yüzde 70'lerin üzerinde destek verdiği ve müzakerelere başlamanın şartı olan Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmek için AK Parti hükümetinin reform üstüne reform yaptığı bir dönem olduğu gerçeği.

Bütün Türkiye, tüm kesimler için demokrasi ve özgürlükleri genişletecek bu sürece yardım ederken, Kürtlerin haklarını savunduğunu ileri süren PKK'nın yeniden savaş kararı alması çok tuhaf değil mi?

Diyarbakır'da toplanan Türkiye'nin aydınları en ileri talepleri gündeme getirsinler. Çünkü demokrasi ve fikir özgürlüğü, sadece makul ve ortalama görüşlerin değil, 'hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici' fikirlerin de konuşulması demek. Ancak aynı çevrelerin, bizzat Kürt hareketi içinden dile getirilen şaibeleri ve nice cevapsız soruyu da aynı şiddetle sorgulaması gerekmiyor mu? a.bilici@zaman.com.tr

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT